Bireylerin ve Devletlerin SİLAHSIZLANMASI…Kahramanlar Merhaba…

0
164
- Reklam -

Yazılarımda, sevgi, şefkat, saygı, hoşgörü, dostluk ve barış için elimden geldiğince “Dost Dili” egemendir.

Ancak, kendime göre yeri geldiğinde, toprakların ve suların, canlıların ortaya çıkışından günümüze dek, kan ve gözyaşları ile sanki beslendiğini dillendiririm.

- Reklam -

Savaşlar, fetihler,  boyutları daha az silahlı şiddet çeşitleri, milyarları bile aşan sayıda canlının, ömürlerini doğal olarak tamamlamalarına fırsat vermedi.  Bu öldürmelerin tümünü “cinayet” diye nitelendirmesi yapabilecek insan sayısı az değil. Öldürmelere, öldürülmelere karşı olan insanların dileği, her sorunun, silahlı veya silahsız güç kullanmadan, olumsuz ön yargı olmadan çözümlenmesi için çaba gösterilmesidir.

Silahsız ve şiddetsiz bir Türkiye ve Dünya için çaba gösterenleri birer kahraman olarak algılıyorum.

ŞİDDETSİZ İLETİŞİM  Bir Yaşam Dili…Bu dört kelime, Dr. Marshall B. Rosenberg’in (1934-2015) Türkçe çevirisi yirmiden fazla basılan kitabının adıdır. Kitabın yorumcularından biri, hedefin, daha barışçıl bir Dünya olduğunu yazmış. Kanımca, tamamen barış içinde yaşanan  bir Dünya demek istemiştir.

Şiddetsiz iletişimle ilgili bu kitabı ve benzerlerini herkes okumalı, paylaşmalı. Kitap, şiddetin öğrenildiğini, şiddetsiz iletişimin de öğrenilebileceğini anlatıyor.

Psikolog Rosenberg, elbette, şiddetin olduğu hiçbir ilişkinin iletişim olmadığını biliyordur. Sanırım kitabın adını bu şekilde yazarak, iletişim ve şiddet  kelimelerinin etkisini artırmaya çalışmış olabilir. Benim için, içinde şiddet varsa, o iletişim değildir.

Hep yazarım. Dünyada ana sorunlar, iletişim, örgütlenme, demokrasi, adalet ve güvenlik kelimelerinde aranabilir. Yanıtlar da öyle.

Beş kelimede saklı olan sorunların çözümü, insana, hayvana ve çevreye yakışır şekilde başarılırsa, şiddetsiz iletişim hedefine ulaşılır.  Şiddetsiz iletişim, tartışılabilir iki sözcük. Ancak, kanımca, insanların, canlıların ortaya çıkışından beri  bu iki sözcük yaşantının temeli olabilseydi, kan ve gözyaşı belki hiç akmayacaktı. Yazık oldu milyarlarca yıla ve bunca canlıya, yeşile, suya, havaya, toprağa.

Türkiye, keşke bireylerin ve devletlerin silahsızlanması için ulusal ve uluslararası önlemlerin alınmasına önderlik yapabilse, örnek olabilse. Yaşarken ne kadar isterim, sıkıntılı, acılı, kan ve gözyaşına yabancı olmayan  bu toprakların insanlarının, kadın-erkek  ayırımı yapmadan, silahsızlanmaya örnek  ve önder olmalarını, ne çok isterim. Bunun başarıldığı, sopaların, copların, palaların, bıçakların, yumrukların, tekmelerin ve tokatların olmadığı Türkiye ve Dünya… İşte size yaşarken cennet.

Hep hayal ederim.

Eğitim kurumları, diğer kamu kurum ve kuruluşları, tüm işyerleri, farklı dinlerle ilgili kamu, özel ve gönüllü kuruluşlar, yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası  radyolar, televizyonlar, gazeteler ve sosyal medya, her gün sevgiyi, dostluğu, barışı, şiddetsiz, yüz yüze ve göz göze iletişimi işliyor. Uygulamalar yapıyor. Hepimiz hem uyguluyoruz, hem okuyoruz, görüyoruz, dinliyoruz.

Hiç kimsede silah yok. Sopa, cop, yumruk, tokat, pala, bıçak yok. Dünyanın suyu ve toprağı, kan ve gözyaşı ile beslenmiyor. Bu beslenme değil, elbette vahşet, ancak bize böyle bir ifade mirası bıraktı öncelerimiz.

Hayal ettiklerimizi kim gerçekleştirecek?

Siyasetçiler mi, devlet görevlileri mi, işverenler mi, işçiler mi, emekçiler mi, gönüllüler mi, yoksa demokrasi içinde hepsinin birlikteliği mi?

Önce hayal edenler katkı verecek, başkalarından beklemeyecek.

Oturarak, hiçbir çaba göstermeden şiddetsiz Türkiye ve Dünya olabilir mi? Hem de bu kadar yalan, iftira, tehdit, hakaret üreten, böyle davranarak ölümcül şiddet çeşitlerini yaratan her kesimden insanları gördükçe, okudukça, dinledikçe, sonuçta da, güvenilebilecek ulusal ve uluslararası kurumların kalmadığına inandıkça, kendimizden başka çözümün gücünü nerede bulacağız?

Siyasetçilerden çıkan dil şiddetinden nasıl etkileniyorsunuz, duyduğunuz hakaret  edici kelimeler kulaklarınızdan başka organlarınıza ulaşabiliyor mu? Gurur mu duyuyorsunuz, oh mu diyorsunuz, üzülüyor musunuz, utanıyor musunuz, ah mı çekiyorsunuz? Hiçbiri mi?

Tek başımıza sevgiyi, hoşgörüyü, dostluğu, barışı sağlayabilir miyiz? İnsana, hayvana ve çevreye yönelik şiddeti önleyebilir miyiz? Erkeklerin utancı haline gelen-her zaman öyle idi bence- kadına yönelik erkek şiddetine son verebilir miyiz? Kuşkusuz hayır. Ne yapmalıyız? Bizim gibi düşünenler bir araya gelmeli, yasal ve demokratik örgütlenmeleri başarmalıyız, iletişim ve işbirliği içinde olmalıyız, hem ülkemizde ve hem de Dünya’da. Uzak yarınlarda belki de uzayda, evrende.

Öncelikle kimseye, hiçbir kuruma tam güvenmeden, kendi güvenliğimizi kendimiz sağlamalıyız, silahsız, şiddetsiz ve birlikte. Kimseden korkmadan, kimseyi korkutmadan.

Kendimizi oldukça koruyabileceğimize, tehlikelerden oldukça uzakta kalabileceğimize inancım yüksek. Tek başımıza değil, köyden kente, ülkeden uluslararası alana kadar birlikte ve şiddetsiz iletişim içinde olarak.

Şiddet insanların ürettiği bir vahşet olmakla birlikte, sevgi, hoşgörü, saygı, dostluk ve barış için de çabalayanlar, hatta bu uğurda canlarını ve sağlıklarını yitirenler de yine insanlar. Güveni ve umudu asla yitirmemeliyiz.

Bir gün gelecek, o gün aynı zamanda, sevginin, dostluğun ve barışın kahramanları da gelecek. Dünyadan silahları kaldıracak, silah fabrikaları, silah üretimhaneleri kapatılacak, oralarda canlıların mutluluğu ve sağlığı için  başka üretimler yapılacak veya geri dönüşümle ekonomiye kazandırılacak, kimse aç, işsiz, yoksul ve yoksun kalmayacaktır.

Silah sesi duyulmayacak, bombalar patlamayacak, insanın yüz karası  İkinci Dünya Savaşında, Hiroşima ve Nagazaki’de olduğu gibi, çocuk, genç, ileri yaşlı, hasta, engelli demeden yataklarında uyuyanlara atom bombası atılmayacak, polis, asker, savcı, avukat, yargıç, infaz görevlileri, hapishane ve benzerlerinin sayısı azaltılacak, bu görevlerde olanlar da huzur içinde yaşayacaklardır.

İnsan soyu, zaman yitirmeden, her yerde bireysel silahsızlanmayı sağlamalı, şiddet suçlarında zaman aşımı, af ve iyi hal veya benzeri ceza indirimleri yapılmamalıdır.

Sonra da devletler ağır silahların üretimini durdurmalı, her türlü silah kaçakçılığını ve yasa dışı her türlü eylemi önlemelidir.

Bakalım, bireysel silahsızlanmayı, ağır silah üretimini, satışını ve kaçakçılığını önleyecek kahramanlar kimler, hangi ülkelerden çıkacak, hangi ulusal ve uluslararası örgütlerin yönetiminde olacaklar, bakalım Dünyayı ve uzayı kimler gerçek cennet haline getirecek?

Bu kahramanlara şimdiden selam olsun. Bu kahramanlara, benim yaşamadığım yıllarda böyle cenneti başaracaklara şimdiden sesleniyorum.

 Kahramanlar merhaba.

- Reklam -