Bırakın adalet yerini bulsun,isterse kıyamet kopsun

0
27

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Yargı konjonktüre, birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa’ya bakar. Bizim beklentimiz budur.” dedi. 


Adalet Bakanı Gül, Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce düzenlenen Ceza Hukukunda Alternatif Çözüm Yolları Sempozyumu’nun açılışında konuştu.
Bakan Gül, hukuk devletinin demokrasiyi, insan onurunu, insan hak ve özgürlüklerini, yasa önünde eşitliği teminat altına alan, tüm kurumsal işleyişinde, iş ve işlemlerinde kendisini hukukla bağlı sayan devlet olduğunu söyledi. 
Hukuk devletinin temel şartının, 83 milyon vatandaşın kendisini “emin ve güvende” hissetmesini sağlamak olması gerektiğini vurgulayan Gül, “Hukuk devleti niteliğinin ayrılmaz parçası yargısının ‘bağımsız ve tarafsız’ olmasıdır. Bu nedenle hukuk devleti niteliğinin, hukukun üstünlüğünün daha da geliştirilmesi reform anlayışımızın temelinde yer almaktadır. Hukukun üstünlüğü kavramının ete kemiğe bürünmesi bağımsız ve tarafsız, iyi işleyen, insan hayatını kolaylaştırıcı, erişilebilir ve güçlü bir yargı teşkilatıyla olur.” diye konuştu.
Hangi reform, hangi yeni düzenleme yapılırsa yapılsın, asıl olanın uygulama olduğunu ifade eden
“Bir dosyada verilen kararla ilgili ister kazanan, ister kaybeden ‘kim olsa aynı kararı verirdi’ dedirtebiliyorsak işte orada hakikat ortaya çıkmıştır ve adalet tecelli etmiştir. İşçisi, iş vereni, öğrencisi, memuru, çiftçisi, esnafıyla toplumun yargıdan da beklediği işte budur. Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun, bizim yargıçlardan, yargı mensuplarından beklediğimiz budur. ‘Şu ne der bu ne der, adliyeye gelen insan şöyle telkinde bulundu, şu nasıl bakar, nasıl değerlendirir, bu konjonktüre uygun mu’ Arkadaş, yargı konjonktüre bakmaz, yargı hatıra bakmaz, yargı birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka Anayasa’ya bakar. Bizim beklentimiz budur. O yüzden adalet yerini bulsun ne olursa olsun yargı mensuplarının yanında HSK vardır, bu millet vardır. Hiç kimsenin tavsiyesine, talimatına, telkinine bakarak değil, dosyaya bakarak vicdanınıza göre karar verin ve 83 milyon huzur içerisinde geleceğe daha güvenle baksın. Bu konuda bütün hakim ve savcıların, adalet sisteminin yanında güçlü şekilde durmaya devam edeceğiz.”

  • “Yatırımlar, öngörülebilir, sonuçları kestirilebilir bir hukuk pratiğiyle yakından ilgilidir”
    Bakan Gül, demokratikleşme ve erişilebilir adalet sistemini insan onurunun yüceltilmesinin bir gereği, ekonomik kalkınmanın ve sosyal gelişmenin olmazsa olmazı olarak gördüklerini anlattı.
    Üreten, insana iş ve istihdam oluşturan bir ekonominin vazgeçilmez unsurunun hukuki öngörülebilirlik olduğunu dile getiren Gül, “İster yerli ister yabancı yatırımcı olsun, uzun vadeli yatırımlar, öngörülebilir, sonuçları kestirilebilir bir hukuk pratiği ile yakından ilgilidir.” değerlendirmesinde bulundu. 
    Hukukun öngörülebilirliği ile ekonominin öngörülebilirliğinin doğru orantılı olduğunun altını çizen Gül, “Anayasa Mahkemesi bir karar verip, ‘Mahkeme buna uyar mı uymaz mı’ gibi bir öngörülebilirliğin olmadığı bir yerde yatırımda hukuk öngörülebilirliğinden bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla hukukun öngörülebilir olması hukuk devletinin yerine gelmesi anlamında hayati derecededir.” ifadelerini kullandı.
    Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ceza mahkemelerine açılan dava sayısını azaltmak, beraatla sonuçlanma ihtimali yüksek davaların açılmamasını sağlayacak bir mevzuat altyapısıyla uygulama alışkanlığı oluşturmak gerektiğini belirtti. 
    Gül, 2019’da savcılıklara yıl içinde 3 milyon 494 bin 231 dosya geldiğini, önceki yıldan devreden 1 milyon 592 bin 319 dosyayla birlikte, faili araştırılmaya devam edilen dosyalar hariç toplam dosya sayısının 5 milyon 86 bin 550 olduğunu bildirdi. 
    Aynı yıl ceza mahkemelerine yıl içinde açılan dosya sayısının 1 milyon 684 bin 483, bakılan toplam dosya sayısının ise 3 milyon 110 bin 371 olduğunu kaydeden Gül, 2019 yılında savcılıklara gelen fiillerin yüzde 52,7’si hakkında “kovuşturmaya yer olmadığına dair” karar verildiğini, açılan davalarda mahkumiyet oranının yüzde 46,8 olduğunu ifade etti.
    Bakan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Bu rakamlar, özellikle beraat oranları, bize Faruk Erem’in ‘Adalet, yanıldığını anlayınca geri veremeyeceğini hiç almamalıdır’ sözünü tekrar hatırlatıyor. Haksız yere içerde tutuklu kalan kişinin o günleri geri gelmiyor, ticari kayıpları geri gelmiyor. Dolayısıyla ‘pardon’ dediğinizde, özür dilediğinizde veremeyeceğiniz o günleri, o özgürlüğü, o kararı verirken çok iyi düşünmek, haksızlık ve mağduriyete neden olmamak lazım. Aslolan tutuksuz yargılamadır. Tutukluluk istisnadır. Deliler toplanmış, kaçma şüphesi yok, yeri yurdu belli, seneler geçmiş, ‘Hadi tutuklayalım…’ Bu konuda yargının kamuoyuna değil, dosyaya bakarak adaleti ve hakkı tecelli etmesi hepimizin ortak beklentisidir.”
    Adalet Bakanı Gül, 2 gün sürecek sempozyumda, alternatif çözüm yollarıyla ilgili daha geniş, daha kapsamlı konularda fikir alışverişinin sağlanacağını, bütün çalışmalarının merkezinde daha iyi işleyen, daha öngörülebilir, daha hızlı bir hukuk düzeni hedefinin bulunduğunu söyledi. 
  • Yargıtay Başkanı Akarca
     Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca da iyi işleyen bir hukuk sisteminin insan haklarının, demokrasinin, özgürlüğün, kişi güvenliğinin, kalkınmanın ve refahın en önemli koşulu ve unsuru olduğunu kaydetti.
    Yargının mevcut iş yükünü azaltacak alternatif çözümlerin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Akarca, sorunların doğru vizyon ve başarılı uygulamalarla çözüleceğini vurguladı. 
    Yargıtay Başkanı Akarca, “Asli ceza mahkemesinin görev alanına giren suçların tamamını bizzat seri yargılama usulüne dahil edebiliriz. Bunda hiçbir sakınca yok. Hatta daha ileri noktaya taşımak istiyorum bunu, ağır ceza mahkemesindeki bazı istisnai suçlarda da bunu sağlayabiliriz. Hatta ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir kısım suçları asli ceza mahkemesinin görev alanına almak suretiyle, mesela nitelikli dolandırıcılık gibi suçları da bu alana taşımak suretiyle seri muhakeme usulünün kapsamını genişletmeli, yargının yükünü hafifletmeliyiz.” önerilerinde bulundu.