Bilmek ve inanmak

0
126

Genel olarak iktidar ve özellikle de ekonomi yönetimi belki de refleks olarak her söze başlarken inanmak fiilini çok fazla kullanıyor. Hep “inanıyorum ki enflasyon düşecek”, “inanıyorum ki ekonomimiz büyüyecek” ve “inanıyorum ki işsizlik azalacak” gibi söylemler yada vaadler duyuyoruz lakin görüyoruz ki TÜİK’in mucizevi performansına rağmen; ne enflasyon düşüyor, ne Türkiye büyüyor ve ne de işsizlik azalıyor.

Halbuki bilim kesinlik ve kural içerir, bilimsel yöntemi kullanıyorsanız inanmazsınız bilirsiniz, sebep sonuç ilişkileri size ne yaparsanız nasıl sonuç alacağınızı net olarak söyler, belirsizliğe yer bırakmaz.

Bilimsel yönteme itibar ediyorsanız taşı bırakınca düşeceğini, suyu ısıtınca kaynayacağını ve karın güneş görünce eriyeceğini de bilirsiniz. Bilimsel yöntemi takip ediyorsanız Noel Babanın kızak çeken uçan ren geyiklerinin bir masal, kuzey coğrafyasında soğuk iklimlerde yaşayan ren geyiklerinin ise gerçek olduğunu ayırt edebilirsiniz.

Ekonomi de bir bilimdir ve ne yaparsanız ne sonuç alacağınız da kesin ve nettir. Ekonomide mucizelere asla yer yoktur; doğru işler yapanların, doğru politikalar uygulayıp, doğru kararlar alanların elde ettiği başarılar vardır sadece.

Ekonomide şans faktörüne de yer yoktur insanlar, şirketler ve hatta devletler doğru işler yapıp, doğru politikalar uygulayarak kendi başarılarını daima kendileri yaratır.

Halkın şans dediği, ekonomide olasılık teorileri kapsamında işlenen bir ekonomik faaliyettir mesela şansınıza güvenip piyango bileti alıp kazanmak çok düşük bir olasılıktır, piyangoyu yüzde yüz kazanmak istiyorsanız bütün biletleri satın almanız gerekir ki bu durumda da yatırdığınız paranın etlice bir kısmını kaybedip zarar etmeniz yüzde yüz bir kesinliktir, piyango işlerinde sadece ve sadece piyangoyu oynatan kazanır. Aynı durum kumar ekonomisinde de geçerlidir mesela rulette bütün olasılıklara para yatırırsanız oyunu kesin olarak kazanırsınız, lakin yatırdığınız paranın bir kısmını da kesin olarak kaybeder ve zarar edersiniz, hep derler ya kumarda sadece kumarhane kazanır.

Fakat bu matematik kesinliğe rağmen kumar oynayanlarda yada piyango bileti alanlarda şansları olduğuna ve kazanacaklarına dair bir inanç vardır işte buda insan psikolojisinin yanılsaması ve bilgi eksikliğinin göstergesidir. Bir de kumarbaz psikolojisi denilen bir fenomen vardır; kumarbazlar hep kazandıkları oyunları hatırlar, lakin kaybettiklerini kolayca unutur ve hiç hatırlamaz.

Aslında belki de bu davranışın müsebibi, çok az bir para yatırıp çok para kazama olasılığının insanın hesap yeteneğini ve psikolojisini bozan “hırs” etkisidir.

Herkes bilir çölde yolculuk yapanlar hele hele birde susuz kalırlarsa sık sık serap görür, serap nedir bilmeyenler, çölde yolculuk deneyimi olmayanlar bu hayale kapılır suya koşar, ordan oraya koşuşturup dururken eldeki son suyu ve son enerjisini tüketir, sonuçta çölde ölür gider.

Maalesef bizim ekonomi yönetiminin politikaları çölde serap peşinde koşan yolcuyu anımsatıyor boş hayaller peşinde koşarak, mevcut kıt enerjimizi ve zamanımızı boşa harcıyor.

Türk ekonomisinin çok ciddi yapısal sorunları vardır! Türk ekonomisi, çok uzun zamandır ürettiğinden fazlasını tüketip aradaki farkı borçlanarak kapatan bir ekonomidir.

Geçmişte yaşanan onca deneyime rağmen ekonomiyi yönetenler üretmeden tüketmenin sürdürülebilir bir politika olmadığını, bunun yüzde yüz kriz yaratacağına inanmıyorlar, hala şanslarına güveniyorlar, bir kumarbaz gibi yaşaanan kayıpları hafızalarından siliyor, hatırlamıyorlar.

Geçmiş deneyimlerden; 1881 Abdülhamit ve 1958 Mendere iflaslarından bile ders çıkarmıyorlar! Aynı çoluk çocuğunun nafakasını, cebindeki son parayı kumar masasında pey süren bir kumarbaz gibi bu sefer kendi şanslarının yaver gideceğine, kazanacaklarına, kriz yaşamayacaklarına inanıyorlar.

Oysa ekonomi biliminin kuralları kesindir, üretmeden tüketmek sürdürülebilir bir durum değildir, hiç bir kişi, kurum yahut da devlet sonsuza kadar borçlanarak varlığını ve ekonomik faaliyetlerini sürdüremez. Borçlanmada alinin külahı veliye, velinin külahı aliye yöntemleri eninde sonunda ortaya çıkar

Ekonomide mucize yaratmak istiyorsan şansına güvenip, işlerin iyi gideceğine inanmayacaksın bilimsel yöntemi izleyerek doğru işler yapıp, doğru politikalar uygulayacaksın yoksa başarısızlık kesindir.

Peki doğru yöntem nedir?

Doğru yöntem diğer ekonomiler ile rekabet edebilecek ve ülke insanının tüketim ihtiyacını karşılayıp, üstüne bir de ihracat imkanı yaratabilecek bir üretim sistemi oluşturmaktır. Çağdaş üreticiler ile rekabet edebilecek teknolojik ve tasarımsal üstünlüğü olan mal yada hizmet üretebilecek böyle bir sistem ancak bilim ve sanat eğitimine ağırlık verip bu konuda yeterli nitelikli insan gücü yetiştirmekten geçer. Bunu yapamıyorsan yeterli nitelikli insanı başka toplumlardan transfer edecek yada devşirebilecek mali gücünün olması gerekir.

Bunlar yeter mi? Elbette yetmez bu insanların yaşamak ve üretmek isteyeceği uygun bir toplumsal iklimi de yaratabilmen gerekir.

Devleti yönetenlerin görevi de budur, bu görevler hakkı ile yerine getirilemiyorsa ekonomik bir başarı olmasını beklemek Noel babanın kuzey kutbundan uçan kızağı ile gelip, bacadan girerek hediye getireceğine inanmaya benzer, gerçekleştiği hiç görülmemiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz