Sinemalardan, sosyal medyadan dolayı ve insanın nedensiz bir şekilde gerçek olmayana büyük tutkusu sebebiyle, her alanda olduğu gibi bilimde de bilgi kirliliği var.

Bilgi kirliliğinin bilim alanında yani bilgiyi arayan alanda olması ironik olsa gerek. Bu yazıdaki konumuz da bu bilgi kirliliğinden nasibini almış birisi olan zamanın göreliliği olacak.

Zamanın göreliliği anlatmak için öncelikle günlük hayatımızda üzerine çok düşünmediğimiz basit bir olaydan bahsedeceğim. Gördüğümüz her cismi ışık sayesinde görüyoruz. Çevremizdeki görebildiğimiz bütün cisimlerin üzerinden yansıyan ışık bize geliyor ve görüntüsü beynimizde işleniyor. Ancak cisim bizden yeteri kadar uzakta ise ve ışığın da bir hızı olduğuna göre cisimden yansıyan ışık, yani bu cismin görüntüsü bize farkedilir bir süre sonra gelecektir. Bu sebeple bu cismin o anki hali, yani mutlak zamana göre hali hakkında bir fikrimiz olamayacaktır. Bu cismin sadece geçmişteki halini gözlemleyebiliriz. Bilimde Bilgi Kirliliği – Zamanın Göreliliği

Örneğin Plüton’un dünyamızdan uzaklığından dolayı Plüton‘da gözlemlediğimiz bir cismin görüntüsü, o cismin yaklaşık olarak 5,5 saat önceki halidir. Çünkü ışığın Plüton’dan dünyaya gelmesi 5,5 saat sürmektedir. Bu demek değildir ki Plüton ile Dünya’mız arasındaki mutlak zaman farkldır. Gözlem yapana göre cisim geçmiştedir yani gözlemci göreceli zamana göre geridedir. Zamanın göreliliğinin prensiplerinden biri budur.

Zamanın göreliliğinin bir diğer prensibi de şudur ki, hareket eden bir cisim için zaman, hareketin yönüne göre değişecek bir şekilde, yine gözlemciye göre daha yavaş akar.

Yanlış anlaşılmasın, bir insanın sıkılınca zamanın geçmek bilmemesinden bahsetmiyoruz. Plüton örneğine geri dönelim. Plüton’daki bu cismin dünyadan yüksek bir hızla uzaklaştığını düşünelim. O kadar hızlı gitmektedir ki biz 5,5 saat önceki halini gözlemlerken, diyelim ki mutlak zamana göre 15 dakika sonra yeterince uzaklaştığı için 6,0 saat önceki halini gözlemliyor olacağız. Yani bizim için zaman 15 dakika geçmiş olsa bile, bu cismin görüntüsü için diyelim ki 9 dakika geçmiştir. Yani bize göre, cisim için geçen zaman yavaşlamıştır. Mutlak zamana göre ise hem bizim için hem de cisim için aslında aynı miktarda zaman geçmiştir.

İkizler Paradoksu ne olacak?” diye soranlar olacaktır.

Bunu açıklamadan önce İkizler Paradoksu’nu açıklamamız gerek. İkizler Paradoksu‘nda ikiz kardeşlerden bahsedilir. Bu ikiz kardeşlerden birisi astronot olup uzayda yüksek hızda seyahat etmektedir. Üstteki örneği esas alırsak, astronot için zaman yavaş ilerlemektedir Astronot kardeş dünya zamanına göre 20 yıl sonra döndüğünde, ikiz kardeşi 20 yıl yaşlanmışken uzaydan gelen astronot ona göre zamanın yavaş geçmesinden dolayı örneğin 2 yıl yaşlanmış olacak. İkizler farklı yaşlarda olacak ki bu da bir paradokstur. Burada problem şudur ki astronot ikiz için mutlak zaman yavaş geçmemiştir. Gözlemci kardeşe göre astronot için zaman yavaş geçmiştir. Yani 20 yıl yaşlanan ikiz, kardeşini uzayda çıplak gözle gözlemleyebiliyor olsaydı kardeşinin daha az yaşlandığını gözlemliyor olacaktı. Ama mutlak zaman her yerde aynı olacağından dolayı astronot kardeş dünyaya 20 yıl sonra döndüğünde o da 20 yıl yaşlanmış olacaktır.

Bu noktada bir konuya da açıklık getirmek gerekir. Einstein teorilerinde mutlak zamanın olmadığını savunur. Her şey görecelidir. Kısacası gözlemciler, yani her şey, birbirini göreceli zamana göre algılayabileceğinden dolayı mutlak zamanı ölçemeyiz ve ölçemeyebileceğimiz bir şeyden bahsedemeyiz. Ama bu yaklaşım bilimsel olduğu kadar felsefik bir konudur. Bu konu başka bir yazının konusu olacaktır.

Önceki İçerikVatandaş akaryakıtda indirim bekliyor
Sonraki İçerikYoga Academy Ayrancı’da 104 dedi!
Gazeteci-Yazar bir babadan ve terzi bir anneden olan Emre Yılmaz, Çanakkale'de doğdu. İlköğretim yıllarında okumaya ve yayınlara olan sevdası başlamıştı. 2005 yılında lise sınavında Çanakkale birincisi olarak Ankara Fen Lisesi'ne yatılı olarak yerleşti. Lise yıllarında bilime olan ilgisi arttı ve her türlü bilimsel yayını takip etmeye başladı. 2009 yılında Çankaya Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği'nde başladı. Bilgisayara Mühendisiliği'nde çift anadal ve Malzeme Bilimi ve Mühendisliği'nde ise yandal yaptı. Yüksek lisansını da ODTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği bölümünde yaparak araştırmalarına devam etti. Gazeteciliğe ve yazarlığı ilgisinden dolayı da Sonsöz Gazetesi'nde bu mesleği icra etmeye çalışmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz