Avrupa’da Türk Korkusu

230

Sayın Hocam Prof. Dr. Muzaffer Arıkan, İspanya’da bizzat şahit olduğu bir olayı anlatmıştı: İspanya’nın Atlas Okyanusu’na bakan tarafında bir dağ köyü. Çocuklar saklambaç oynuyorlar.

Ebe, 50’ye kadar sayıyor ve sonra meşhur tekerleme: “Önüme, arkama saklanan söbe. Türkler geliyor kaçın”. Çocuklar çil yavrusu gibi etrafa dağılıyorlar.
Zaman geçmiş, saklambaç oynayan bu çocuklar büyümüş, belki de şimdi Avrupa Parlamentosu’nda veya kendi ülkeleri parlamentolarında birer temsilciler. Ama içlerinde ta çocukluklarından getirdikleri Türk korkusu, belki de Türk düşmanlığı ile.

Avrupa devletleri, Doğu Roma İmparatorluğu’ndan miras aldıkları Türk korkusunu dirilişleri için dayanak noktası yaptılar. Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketlerinin ortaya çıkmasında bu Türk korkusu önemli rol oynadı.
1071 Malazgird yenilgisi sadece Doğu Roma’yı ilgilendiren münferit bir olay gibi görülmüş, Avrupa’da büyük bir panik yaratmamıştı. Ancak Selçuklu Türkleri çok kısa sayılabilecek bir süre içerisinde kutsal İznik şehrini alıp kendilerine başkent yapınca Avrupa tehlikenin büyüklüğünü ancak o zaman anlamaya başladı. Kudüs’ün, Antakya’nın, İznik’in Türklerin eline geçmesi Haçlı Seferleri’ni başlatmak için yeterli gerekçe idi.
Papaz Pierre l’Ermite verdiği ateşli vaazlarla 50.000 Fransız’ı Kudüs’ü kurtarmak için yollara döktü. Almanya’da da aynı şekilde 50.000 dindar Hıristiyan cihat için ayaklandı. Macaristan ve Balkan topraklarında daha da büyük sayılara ulaşan başıbozuk cihatçı Hıristiyanlar acele İznik üzerine yönlendirildi. 1096 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan’ın kılıcından bunlardan çok azı kurtulabildi. Şövalyelerden, kontlardan ve silahşörlerden oluşan 600.000 kişilik esas Haçlı Ordusu 1097 yılında İznik’i kuşattı. Kılıç Arslan İznik’ten çekilerek gerilla savaşı vermeye başladı. Bu durumdan yararlanan Çukurova Ermenileri, Kilikya Ermeni Devleti’ni kurdular. Sayıları 100.000’e inmiş olan Haçlılar 1098 yılında Antakya’yı ele geçirdiler. Antakya Haçlı Kontluğu’ndan sonra Urfa Haçlı Kontluğu kuruldu. 40.000 kişi ile Kudüs’e giren Haçlılar burada büyük bir katliam yaparak 70.000 Müslüman ve Yahudi’yi kılıçtan geçirdiler.

II. Haçlı Seferi ise 1147 yılında başladı. Almanya İmparatoru III. Konrat, Eskişehir’de Sultan Mesud karşısında büyük bir yenilgiye uğrayarak 5.000 askeriyle İznik’e sığındı. Fransa Kralı VII. Luis’nin emrindeki 150.000 kişilik Haçlı Ordusu Toros geçitlerini geçemedi ve Antalya’ya dönmek zorunda kaldı.

1176 yılında yapılan Miryokefalon savaşı Anadolu’nun Türk toprağı olduğunu kanıtlamış oldu. Buna rağmen 1189 yılında Almanya, Fransa ve İngiltere, Türklere karşı düzenlenen III. Haçlı Seferi’ne bizzat imparator veya kralları komutasında katıldılar. Alman İmparatoru Barbarossa Toroslar’da bir nehri geçerken öldü. İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard ve Fransa Kralı Philippe Auguste Kudüs’ü Selahaddin Eyyubî’den alamayarak büyük kayıplarla geri dönebildiler (1192).

Bu Haçlı Seferleri Avrupa’nın Doğu’yu tanımasını sağladı. Niçin başarılı olamadıklarını araştırdılar. İslam dünyasından götürdükleri kitapları kendi dillerine tercüme ettiler. Avrupa’nın kültür düzeyi yükselmeye başladı ve Rönesans denilen gelişme çağı böylece başladı. Doğu demek İslâm demekti; İslȃm deyince ise Türkleri anlıyorlardı.

Haçlı Seferleri Papa’nın devlet ve halk üzerindeki otoritesini artırdı. Kilise, yeni savaşçılar kazanabilmek için cennetin tapularını satışa çıkarmaya başladı. Kilisenin emrine girmek istemeyen siyasilerin tepkisi Reform hareketinin doğmasına sebep oldu. Bütün buna rağmen Kilise halk üzerindeki etkisini her zamanki gibi sürdürmeyi başardı.
Papa’nın bütün çabaları ve yardımları Fatih’in azmi karşısında eridi ve İstanbul ve Ayasofya Türklerin eline geçti. İstanbul’un yeni sahibi eski ev sahiplerine karşı şefkat gösterdi.

Ayasofya’yı camiye çevirmekle birlikte Hırıstiyan İstanbul halkına kiliseler tahsis etti. Ortodokslara geniş yetkiler vererek Katolik Papa’nın çekim merkezinden uzak tutmaya çalıştı. Böylece Türk toprakları arasında sıkışıp kalmış olan İstanbul’un alınmasıyla Avrupa’nın en uç Doğu kalesi Türklerin Batı’ya doğru ilerleyişlerinin önünde bir engel olmaktan çıkmış oldu. Ancak Haçlı Seferleri hiç bitmedi. Niğbolu, Varna, Kosova, Mohaç zaferleri Viyana’ya kadar Türklerin önünü açmış oldu. 1683’ten sonra Türklere karşı kurulan Kutsal İttifak, Girit Savaşları ile devam etti. Sevr ve Mondros anlaşmaları Lozan’da noktalandı.

Osmanlı döneminde Avrupalılar, Hıristiyan tebeanın haklarını savunmak bahanesi ile sürekli Osmanlı’ya müdahalelerde bulundular. Osmanlı topraklarının en ücra köşelerinde bile konsolosluklar açarak Hıristiyanların haklarını savunmak bahanesi ile kazanımlar elde etmeye çalıştılar. Kurdukları azınlık okullarında Hıristiyan misyonerler birbirleriyle yarıştılar. Bir tek Alman’ın bile bulunmadığı Musul’da Almanlar konsolosluk açtı.
Avrupa’dan sürgün ettikleri Yahudilerin Filistin’de toprak satın almaları için Rusya, Almanya, İngiltere ve Fransa Osmanlı’ya baskı yaptılar. Filistin’in Yahudilere peşkeş çekilmesini önlemek isteyen II. Abdülhamid kendisini Selanik’te göz hapsinde buldu. Abdülhamid’in tahttan uzaklaştırma kararını tebliğ için giden 5 kişilik heyet içerisinde Osmanlı Meb’usu Emanuel Karassu da bulunmaktaydı. Bu tarihin acı ibret vesikalarından birisidir.
Peki Avrupa’nın Türk korkusu veya Türk düşmanlığı bitti mi? Ne yazık ki hayır.. Bugün bu düşmanlık, Kudüs’ü İsrail başkenti ilan etmek şeklinde karşımızda.