Ankara Rumeliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Türkiye’ye, Türk bayrağına gönülden bağlı Balkan göçmeni insanların kurduğu bir dernek. Bu dernekle birlikte hemşehrileri bir araya toplayarak insanlık borcu olarak bildikleri zorda kalan insanlara, toplumlara yardım etmeyi amaçlıyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından mübâdeleler ile Türklerin bir kısmı Türkiye’ye göç etti. Bunun yanında günümüzde halen Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan, Kosova, Sırbistan’da Türk nüfusun yoğun olduğu yerleşim yerleri bulunuyor.

1989 yılında Bulgaristan’daki zorunlu isim değiştirme vb. baskılar sonucunda Türkler başta İstanbul, Bursa ve İzmir olmak üzere Türkiye’ye göç etmiş, politika değişiklikleri sonucu bu göçmenlerin bir kısmı Bulgaristan’a geri dönmüştür.

Rumeliler, Türkiye’ye, Türk bayrağına yürekten bağlı olarak yaşıyorlar. Ancak kültürlerini de unutmuyorlar, ona sahip çıkmaya çalışıyorlar. Ankara Rumeliler Kültür ve Dayanışma Derneği de bu kültüre sahip çıkmak, Rumelili hemşehrililerimizi bir araya toplamak üzerine kurulmuş bir dernek.

Derneğin başkanı Seyfettin Saralar ve kurucularından Rahim Şen ile Rumelilerin kültürünü, geleneklerini, yiyeceklerini, kıyafetlerini ve akla gelebilecek her konuyu konuştuk.

– Kendinizi tanıtabilir misiniz?

Seyfettin Saralar: 1953 doğumluyum, 1958’de de Türkiye’ye gelmişiz. Makedonya, Üsküp, Kalkandelen Kasabası Urviç Köyü’nden dedemlerle birlikte Balıkesir’in Gönen ilçesinde bulunan akrabalarımızın yanına… Türkiye’de ki yaşantımız böylece başlamış. Şu an küçük bir dükkanım var, orayı işletiyorum.

Birde dernek kurma fikri oluştu. Ankara Rumeliler Kültür ve Dayanışma Derneği’ni bir sene önce arkadaşlarımızla beraber kurduk. Faaliyete geçirdik, yavaş yavaş toparlanıyoruz. Hemşehrilerimizle birlikte güzel işler başaracağımıza inanıyorum.

– Dernek kurma fikri nasıl ortaya çıktı?

Saralar: Daha önce yerel olan bir derneğimiz vardı. Adı Kalkandelen Kültür Derneği, değişik sebeplerden dolayı yürümedi, kapatıldı. İstanbul’da Cüneyt Şentürk adında bir şarkıcı arkadaşımız var. Onun vasıtasıyla Ankara’da bir dernek kuralım dedik. Rahim Şen, Ankara İl Kültür Müdürlüğü’nden Yılmaz Uzunöz, Ankara Yenimahalle Barış Mahallesi’nin muhtarı Sevim Özdemir, Gazi Üniversitesi’nden Remziye Manço, Necmi Yılgın, Nükhet Serbest, Necmi Yılgın ve birkaç arkadaşla daha bu derneği kurduk.

– Yeni bir derneksiniz, peki bu kısa süreye faaliyetler sığdırabildiniz mi?

Saralar: İstanbul Rumeliler derneklerinden, burada okuyan 11 çocuğa burs temin ettik. Bunun yanında resmi dairelere, meclise ziyaretler yapıyoruz, kendimizi tanıtıyoruz. Afyon’a 3 günlük güzel bir gezimiz oldu. Başka gezilerde programımızda var fakat birkaç arkadaşımız yakınlarını kaybettiği için ertelemek durumunda kaldık, ölüye saygı bizde çok önemlidir.

– İlerleyen dönemlerde Balkanlara gezi düzenleme gibi bir planlarınız var mı?

Saralar: Bütün hemşehrilerimizin hayali Balkanlara gidebilmek. Balkanlar bizim içimizde hem bir uhde, hem bir kanayan yara, bir özlem kelimelerle anlatılamayacak bir olay, göçmen olmayan bilemez. Programımızda var. Cumhurbaşkanı başdanışmanı Sabri Bey’de Balkan kökenlidir, onunla ortak bir proje yürüteceğiz. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı(TİKA) Avrupa ve Balkanlar sorumlusu Mahmut Çevik’de bize bu konuda yardımcı olacak.

– Türkiye’ye, Balkanlardan gelen göçmen sayısı ne kadar?

Saralar: Bu konuya tarih olarak, coğrafya olarak, insanların yaşam biçimleri olarak… Benim yaptığım araştırmaya göre Rumeliler olarak Türkiye’de aşağı yukarı 20 milyon bir nüfusa sahibiz. Sadece Samsun Bafra ve diğer ilçelerinde 380 bine yakın göçmen var. Ankara’da 400-450 bin civarında göçmen nüfusu var. Dedeler gelmiş ama çocukları tarihlerini araştırmamış ancak içlerinde uhde olarak kalmış. Biz bu insanları değişik etkinliklerle kendi çatımız altında toplayabilirsek mutlu olacağım, hepimizde çok mutlu olacağız.

Rumeliler olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük bir sadakat ile bağlıyız. Türkiye bize kapılarını, gönüllerini açtı. Bazılarımız zorunlu olarak göçtü, bazılarımız gönüllü olarak geldi. Buraya bir vefa borcumuz var. Biz çalışkanlıklarıyla, dürüstlükleriyle tanınan insanlarız, bizden vatan haini çıkmaz.

– Balkan ülkelerinde ne kadar Türk yaşıyor?

Saralar: En büyük Türk nüfusu Bulgaristan’da yer alıyor. Bunun yanında Yunanistan’da 180 bin Türk yer alıyor. Adalarda da Türk nüfusu var ancak çok az, Girit’te çok ciddi bir kıyıma uğramışlardır Rumeliler oralarda da çok az kalmışlardır. Kosova’da Türk nüfusu var. Ancak türlü zorluklardan dolayı kendilerini Arnavut nüfusuna geçirmişler. Bunun mücadelesini vereceğiz, oradaki Türk kimliğini kaybetmemek üzerine çalışmalarımız olacak. Bunun için gayret edeceğiz, etmekte mecburiyetindeyiz.

Oradaki Türk varlığı hiçbir zaman kendisini yalnız hissetmesin, biz burada Türkiye Cumhuriyeti olarak varız. Cumhurbaşkanımız ve bakanlarımız da bu konuda yardımcılar. Yine TİKA bu durum çerçevesinde oraya ciddi yatırımlar yapıyor. İnsanları hem maddi, hem manevi yönden destekliyor.

– Göç esnasında türlü sıkıntılar çekildi, peki daha sonrasında yaşadığınız sıkıntılar oldu mu?

Saralar: Tabi Türkiye’ye ilk gelindiğinde Türkçeyi pek bilmiyormuşuz. Çünkü çoğu göçmen dağ köyünden gelmiş. Tabi ben geldiğimizde çok küçük olduğum için pek hatırlayamıyorum ama mutlaka dedelerimiz, babalarımız belki sıkıntılar çekmişlerdir, her yerde olabilir. Sonuç olarak biz Türkiye’ye gelmekten mutluyuz. Buranın asri unsurlarını teşkil ediyoruz.

– Tekrar Balkanlara dönme şansınız olsa, oraya yerleşmek ister misiniz?

Saralar: Hayır. Ben orada doğdum, oraya gittiğim zaman değişik duygular içerisine giriyorum ama oraya yerleşmeyi düşünmüyorum benim bayrağım Türk bayrağı ve vatanımda burası.

– Gelenek, göreneklerinizden bahsedebilir misiniz?

Saralar: Oradaki coğrafya da her bölgenin kendine özgü kültür anlayışı bulunuyor. Bir Bosna’da ki Müslümanın ayrıdır, bir Makedonya’da ki Müslümanın ayrıdır. Farklılıklar gösteriyor ama genel olarak bakarsak hep ortak noktalarda birleşiyoruz. En önemli birleştiğimiz noktalardan biri akraba evliliği, Balkanlarda yaşayan Türkler arasında kesinlikle akraba evliliği yoktur. Sakat çocuk doğum oranı sıfıra yakındır. Sağlıklı çocuklar yetiştirmeye bakıyoruz. Bütün öğretimiz çocuklarımız sağlıklı yetişsin, vatanına, milletine, bayrağına bağlı insanlar olmaları yönünde.

İkinci olarak bizim ayrı bir yemek kültürümüz var.

Börek ağırlıklı olmak üzere, sebzeye dayalı yemeklerimizde bulunur. Ispanak, pırasa, kuru fasulye yemeklerimiz çok meşhurdur ve bildiklerinizden farklıdır. Mısır böreğimiz, mantı böreğimiz vardır. Et kapamamız, ciğer sarmamız vardır.

Düğün geleneklerimiz, göreneklerimiz tamamen farklıdır. Tabi bunu sözle anlatmak pek mümkün değil, görmek gerekir. İnsan etkileniyor. Bizde temenni almak vardır. Gelin hanım en ufak erkek çocuğundan bile temenni alır. Büyüklerine saygısından, o çocuğun eve bereket olarak geldiğini düşünerek temenni alır.

Giyim olarak daha çok zeybek kıyafetlerimiz, çarıklarımız vardır. Bunun yanında üst giyimde kıyafette kaç düğme olacağı, kollarının uzunluğu önemlidir. Muskaları vardır gümüş tabakalığın içine koyarlar, köstek vardır her erkekte olmazsa olmazdır. Daha gerilere gidersek piştol vardır kenarında hançeri bulunur.

Kadınlarımızda orada çintiyen dedikleri aşağı kadar uzanan, işlemeli kıyafetleri bulunur. Yine giydikleri gömlekler, kollarına kadar hep işlemedir. Muhakkak başlarında bir fes bulunur, fesleri de işlemelidir bazıları sırma, bazıları gümüş, bazıları altın işlemelidir. Bunun yanında gelin anne babaya, eşe çok saygılıdır. Gelin hanım eşi uzak bir yere gidecekse peşinden su döker. Bu Anadolu’da da vardır. Bizim kültürümüz aynı.

Bizim adetlerimizde bir cenazede kadın bulunmaz.

Kadın sonra kimse yokken mezarını ziyaret eder. Aile büyüklerine büyük bir saygı vardır, bu hala devam ediyor. Tabi bazı geleneklerimiz erozyona uğradı ama bu her yerde oluyor. Okuyanlara çok saygı duyulur, öğretmenlere saygı duyarlar. Beşikten mezara kadar hocalarımıza saygı duyarlar.

Çocuk doğar doğmaz kulağına dualarla fısıldanır. Çocuklar bizim için çok önemlidir, en önemli varlığımız çocuklardır. Aileler çocuk yetiştirmeye büyük özen gösterir, gerekirse her şeylerini bir kenara bırakırlar, yeter ki o çocuklar iyi yetişsin. Çocuğun sünnet olması ayrı bir merasimdir, bir düğünle eş değer hatta daha kutsal sayılır. Bir anne-baba çocuğuna iyi insan olmayı, iyi bir vatandaş olmayı öğretir.

– Göçmenlerin günlük yaşam rutinini anlatabilir misiniz?

Saralar: Balkanlarda olsun, Türkiye’de olsun erken kalkmak en önemli özelliğimizdir. Ailedeki herkes büyükler, küçükler erken kalkarlar. İlk önce yüz yıkarız, ellerimizi yıkarız sabaha vardığımız için şükrederiz. Allah’tan günümüzün güzel geçmesini dileriz. Güne başlarız hanımlar evde kendi işlerini yaparlar, erkekler işleri varsa ona gider, emeklilerse camiye giderler. Akşamları muhakkak evde aileyle yemek yenir. Bizde sade ve mütevazi bir yaşam vardır. Aileye, eve bağlılık, eşine, çocuklarına en güzelini verebilmek, çocuklarımızı iyi yetiştirebilmek en büyük idealimizdir.

Genelde Balkanlarda ya çiftçilikle, ya gurbetçilikle uğraşırlar. Mesela bizim köyümüzde gurbetçilik yaygınmış. Çalışır ailesine bakmaya çalışır, geride kalan aile çocukları yetiştirmekle mükelleftir. Yaşam orada da güzel, burada da güzel. Mühim olan iyi insan olabilmek.

– Üye sayınız ne durumda?

Saralar: Burada aynı köyden yaklaşık 700 haneyiz. Hala haberi olmayan arkadaşlarımız var. Hepsini bekleriz. Şu an üye sayımız sanırım 100 aile civarı kadar. Buraya üye olmak isteyen her arkadaşımızın GBT’sine baktırıyoruz, burada FETÖ, PKK ya da herhangi bir terör örgütüne mensup kimseleri barındırmıyoruz. Bu bizim olmazsa olmazımız, çok hassas olduğumuz bir konu. Vatanına, milletine bağlı olan herkesi buraya bekliyoruz. Her düşünceden insan olabilir ama vatanını, milletini sevmek şartıyla.

– Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Saralar: Hemşehrilerimiz buraya gelsinler, ziyaret etsinler. Biz onları tanıyalım, onlar bizi tanısınlar. Ortak, iş birliğiyle neler yapabiliriz Ankara genelinde, Türkiye genelinde, ülke dışında konuşalım. Sadece Balkanlar için değil. Kafkaslara, Afrika’ya ya da herhangi bir yere yardım etmek bizim insanlık görevimizdir. Yemen’de ki bir çocuk aç kalıyorsa bu bizimde sorunumuzdur. İleride güçlü olursak onlara da yardım etmek istiyoruz.

Derneğin kurucuları arasında yer alan Rahim Şen ise 1949 Üsküp doğumlu. 1955 yılında Türkiye’ye geldiklerini ifade eden Şen’de duygularını ve düşüncelerini şu şekilde ifade etti.

Şen: Oradayken nüfus cüzdanlarımızda Makedonca Türk yazardı. Biz Türküz orada da burada da. Hatırladığım bazı gelenekler vardı. Babam orada fabrikada çalışırken Ramazan Ayı’nda Müslümanlara müsemma gösterirlerdi. 1955 yılında Türkiye’ye geldik babam birkaç lisan bilirdi. Almancada bunlardan biridir. Türkiye’ye geldikten sonra babamın kendi iş yerini açabileceği herhangi bir sermayemiz yoktu. İş ararken Almanların yaptığı bir inşaata denk geldi ve Almanca da bildiği için orada işe başladı. İnşaat bitene kadar orada çalıştı. Daha sonra kundura tamirciliği yaptı. Bizi de o şekilde yetiştirdi. Bizde elimizden geldiği kadar ülkeye faydalı insanlar olmaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz yıllarda Makedonya’ya gitme şansı buldum. Üsküp’ün Vrapçişte kasabası, bir camisi bulunan küçük bir yer. Oradaki Müslüman yaşayışı, Türklerin yaşayışı beni çok duygulandırdı. Osmanlı geleneği, göreneği aynı şekilde devam ediyor. İnsanlar çok saygılı ve hürmetli.

– Türkiye’de meşhur göçmenlerden bir kaçını söyleyebilir misiniz?

Şen: Ali Şen, İlhan Cavcav, Tarkan Tevetoğlu, Kenan Evren, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Yahya Kemal Beyatlı, Emel Sayın ve en önemlisi Mustafa Kemal Atatürk. Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’ün yanında yer alan 20 kişiden 16’sı göçmen kökenli. Tabi aklımıza gelmeyen daha nice isimlerde yer alıyor. Kendimizi buradan ayırt etmiyoruz ama tabi oradan geldiğimiz için ayrı bir kültürümüz var. Ortak noktalarda buluşabiliyorsak vatan, millet, bayrak konusunda zaten gerisinin hiçbir önemi yoktur.

FACEBOOK YORUMLARI

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.