Alpsoy: Memleketin sıhhi şartlarını düzeltmek, devletin genel hizmetlerindendir

0
144

Korona Virüs salgını sonrası devletin toplum sağlığına dair adımlarını değerlendiren Avukat Orhan Alpsoy aşı ve pandemi hakkında hukuki değerlendirmelerde bulundu.

Esma ALTIN/ANKARA

Devletin genel hizmetlerinden en önemlisinin pandemi ile mücadele ve halk sağlığının korunması olduğuna dikkat çeken Alpsoy; “Genel sağlığa zarar veren bütün hastalıklar ve bunun gibi zararlı durumlarla mücadele etmek, gelecek neslin sağlıklı olarak yetişmesini temin etmek ve halkı tıbbi ve sosyal dayanışmaya teşvik etmek, devletin genel hizmetlerindendir.” dedi.

‘DEVLETİN GENEL HİZMETLERİNDEDİR’

Pandemi sürecinde bulaşma riskini en aza indirmek için getirilen kısıtlamaların hukuksal boyutları ile ilgili görüşlerini bildiren Alpsoy şunları aktardı; “1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun birinci maddesine göre; ‘Memleketin sıhhi şartlarını düzeltmek,  genel sağlığa zarar veren bütün hastalıklar ve bunun gibi zararlı durumlarla mücadele etmek, gelecek neslin sağlıklı olarak yetişmesini temin etmek ve halkı tıbbi ve sosyal dayanışmaya teşvik etmek, devletin genel hizmetlerindendir.’ Bu cümleden yola çıkarak içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde, devletin genel toplum sağlığını korumak, iyileştirmek ve bunun için gereken toplumsal dayanışmayı geliştirecek birtakım önlemler alması, yasaklamalar getirmesi ve bu yasaklamalara uymayanlara yaptırımlar uygulaması mümkündür.”

Yapılan uygulamaların yetki ve görev bakımından hukuka aykırı olabileceğini savunan Alpsoy sözlerine şöyle devam etti; “Ancak, hukuk devleti kapsamında, bu yasaklamaların ve yaptırımların Anayasa ile teminat altına alınmış olan temel hak ve hürriyetleri kısıtlamadan yapılması gerekmektedir. Özellikle, şehrin merkezi ve kalabalık yerlerinde yolu kapatacak şekilde ve sayıda polis memurunun ellerinde cep telefonu, tablet gibi cihazlarla vatandaşa kimlik numarası sorduğuna şahit oluyoruz. Bunun HES kodu sorgulama mahiyetinde olduğu söylenmekle birlikte, polisin yetkisi ve görevi bulunmadığı halde vatandaşa kimlik sorması ve inceleme yapmasının hukuk devleti anlayışına uygun düşmemektedir.”

Yasaklara uyulmadığı takdirde İl Hıfzıssıhha kuralları gereğince cezai yaptırımların uygulanabileceğini ifade eden Alpsoy şunları kaydetti; “İl Hıfzıssıhha kurallarına uyulmadığı durumlarda Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282 ila 287’inci maddelerinde ve Kabahatler Kanunun 32’nci maddesinde yazılı idari para cezalarının verileceği, bununla birlikte, Türk Ceza Kanunu’nun 195’inci maddesi uyarınca karantina kararına uymayanlara iki ay ile bir yıl arasında hapis cezası verilebileceği durumlar ortaya çıkabilir.”

CEZAİ YAPTIRIMLARI DEĞERLENDİRDİ

Bazı yaş gruplarının ve risk durumda olan vatandaşların sokağa çıkma kısıtlamalarına uymaması sonucu uygulanan yaptırımları değerlendiren Alpsoy; “Belirli yaş gruplarında bulunan veya kritik durumda (risk grubunda) olanların  evden çıkmalarının tamamen yasaklanması uygulamasına katılmıyorum. Bu durumdaki kişilerin de temel ve insani birtakım ihtiyaçlarını gidermeleri için tamamen yasaklamak yerine belirli gün ve saatlerle sınırlanmasının daha uygun olacağı düşüncesindeyim. Zaten bunun uygulamalarını da zaman zaman görüyoruz. Bununla birlikte, devletin yetkili organlarınca alınan tedbirler kapsamında sokağa çıkmaları kısıtlanan yurttaşlara para cezası uygulandığını, devamında sokaktan men edildiklerini, ancak bu cezaların genel olarak hep polis veya jandarma tarafından verildiğini görmekteyiz. Sokaktan men etmenin, kolluk kuvvetlerinin görev ve yetkisi içerisinde olduğunu düşünmekle birlikte, uygulanan idari para cezalarının kolluk kuvvetleri tarafından değil, bulunulan yerin en büyük mülki amiri tarafından verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Nitekim, Umumi Hıfzısıhha Kanunun 287’nci maddesinin göndermesiyle Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddesinde ilgili kanunda açıkça hüküm bulunması kaydıyla bu cezaya emri veren makam tarafından karar verileceği açıkça belirtilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Kısıtlamalara uyulmadığı durumlarda verilen cezaların ilgili makamlarca yapılmadığını savunan Alpsoy şunlara dikkat çekti; “Sokağa çıkma kısıtlamasına uymayan vatandaşların para cezalarına muhatap olduklarını yazılı ve görsel basında ve sosyal medyada bolca izliyoruz. Ancak, verilen cezaların hukuki dayanakları ve veren makam konusunda hata yapıldığı için  bir kısım vatandaşlar bu cezaların iptali için yargı merciilerine giderek cezaların iptalini sağlayabiliyorlar. Cezaları yetkili makam veya mercilerin vermemesi nedeniyle, örneğin  kolluk kuvvetleri tarafından verilen idari para cezalarına karşı, yasal süresi içerisinde yetkili ve görevli Mahkemelere itiraz edenler, cezanın iptaline karar verilmesiyle kurtulabiliyor. Ancak, itiraz etmeyenler için kesinleşmiş bulunuyor.”

İŞTEN ÇIKARILMALARA DEĞİNDİ

Pandemi sürecinde herhangi bir çalışanın Korona Virüse yakalanması ve kendini karantinaya alması durumunda ne gibi haklara sahip olduğunu açıklayan Alpsoy; “Covid-19 geçiren ve hastanede veya evinde tedavi gören vatandaşların bu süreçte işverenleri tarafından işten çıkarılması yasaklanmış bulunmakla birlikte, bazı işverenlerin,  özellikle işçi çıkarmada istisna teşkil eden İş Kanunun ahlak ve iyi niyet kurallarına veya benzeri durumlara aykırı davranışları nedeniyle  işçileri işten çıkardıkları görülmektedir. Bu uygulamalar tümüyle bir hakkın kötüye kullanımıdır. Bu süreçte işlerine son verilen işçilerin işe iade için önce arabulucuya gitmeleri, anlaşma sağlanamaması halinde İş mahkemesinde dava açmaları gerekecektir. İşe iade mümkün olmaz ise, tüm parasal ve özlük hakları ile işverenin kötü niyeti nedeniyle kötü niyet tazminatının tahsili için de işverene karşı dava açabilirler. Ayrıca, Devletin de işçilerin işten çıkarılmasını engellemek için işverenlere bir takım imkanlar sunması gerekmektedir.” dedi. Korona Virüs tedavisi süresince vatandaşların maaş durumlarına da değinen Alpsoy şunları belirtti; “Covid-19 tedavisi süresince, işsizlik maaşı ve kısıtlı çalışma ödeneği alanlar dışında, maaşları yatmayan veya eksik yatırılan çalışanların ücret alacakları için yine yasal yollara başvurmaları gerekmektedir.”

Korona Virüsü taşıyan bir kişinin başka kişilere bulaştırma durumunda vatandaşlara ne gibi haklar doğduğunu açıklayan Alpsoy şunları ifade etti; “Covid-19 testi pozitif çıkmasına rağmen evde veya hastanede tedavisini devam ettirmeyip, sokağa çıkan veya işe giden kişilerin bu hastalığı  diğer vatandaşlara bulaştırdığı iddiasının ispatı çok zor olmakla beraber, failin açıkça belirlenebildiği durumlarda ve  katı şekilde illiyet bağının bulunduğunun tespit edilmesi halinde ve somut olarak zarar görmüş olmaları kaydıyla maddi ve manevi tazminat davası açabileceklerdir.”Korona Virüs aşısının özendirilmesi gerektiğini dile getiren Alpsoy; “Covid-19 aşısı ile ilgili hukuki kaidelerin oluşturulması tamamen yetkili Sağlık Bakanlığının elindedir. Aşının ne şekilde, ne zaman ve kimlere yapılacağı konusunda öncelik sıralarını belirlemek yetkili kurulların ve Bakanlığın yetkisindedir. Ancak, aşının zorunlu uygulaması Anayasaya aykırı olacağından, yeterli sayıda tedarik edilmiş olması kaydıyla vatandaşların aşı olmaya özendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.