Algıyı değil Türkiye’yi yönetin!

1
75

İktidar epeyce uzun bir zamandır yoğun bir algı yönetimi faaliyetine girişmiş bulunuyor. Görüldüğü üzere bizlerin tüm ikazlarımıza, yapma etme dememize rağmen 16 Nisan referandumu ile tesis edilen tek adam rejimi Türkiye’yi yönetilebilir olmaktan çıkarmış bulunmaktadır.

İktidar Türkiye’yi yönetmeyi başaramayınca da mecburen algı yönetimi ile işlerin iyi gittiği, her şeyin yolunda olduğu propagandasını yapmaktadır.

Bizim millet için döviz kurları işlerin yolunda gidip gitmediğinin en somut göstergesi olarak kabul edilmektedir. Sadece kurlardaki hareket önleyebilmek ve kur üzerinden algıyı yönetebilmek için yaklaşık 120 milyar doları yaktılar, lakin gene de kurları kontrol etmeyi, belirli bir seviyede tutmayı başaramadılar.

- Reklam -

Başarmaları hiçbir şekilde mümkün de değildi zaten, çünkü Türkiye’nin sorunu çok daha derinde ve yapısaldır.

Bu kadar derin ve yapısal sorunları çözebilmek için öncelikle iktidarın içeride ve dışarıda güven ve itibar sorunu olmaması gerekmektedir. Maalesef özellikle tesis edilen bu garip tek adam rejimi sonrasında iktidara duyulan güven fevkalade azalmıştır. Geniş halk kitleleri kendilerini ve geleceklerini tehdit altında hissetmekte, iktidarın yaptığı iş, eylem ve sarf ettiği söylemlere bu kitle hiçbir şekilde inanmamakta ve güvenmemektedir.

Sadece geniş halk kitleleri değil asıl önemlisi yerli ve yabancı yatırımcılar da artık Türkiye’ye inanmamakta, güvenmemektedirler. Bu güven bunalımı yüzünden yatırımcılar Türkiye’ye yatırım yapmaktan kaçınıyor var olan yatırımlarını ise ucuz, pahallı demeden satıp çıkmaya çalışıyorlar.

AKP iktidarının ilk yıllarında Avrupa Birliği müzakere sürecinin de başlaması ile birlikte görünen yatırımcı akını artık yoktur, devran tersine dönmüş, yatırımcılar Türkiye’yi terk etmeye çalışmaktadırlar.

Dış dünyada ise iktidarın kavgalı olmadığı bir Papua Yeni Gine kalmış bulunmaktadır. Mevcut iktidar aynı anda hem Rusya ve hem de ABD ile kavgalı olmayı bile başarabilmiştir.

Dış kaynağa bu kadar muhtaç olan bir ülkenin diğer ülkeler ile bu kadar ciddi sorunlar yaratması doğal olarak sorunları kaosa çevirmekte ve çözümü imkansız kılmaktadır.

Oysa çözüm çok basit ve aleni GÜVENİ TESİS EDECEKSİN.

Elbette güveni tesis etmek söylemek kadar kolay değildir, kimse “bana güvenin gerisini merak etmeyin” diyerek güven tesis edemez. İlk yapılması gereken bu ucube tek adam rejimini denge ve denetleme mekanizmalarının sağlıklı bir şekilde kurulduğu, iyi işleyen bir hukuk devletinin tesis edildiği demokratik parlamenter sistem ile değiştirmekten geçmektedir.

Bunu yapmak ise çok kolay, oturur muhalefet partileri ile de uzlaşarak doğru düzgün demokrasiyi ön plana çıkaran bir anayasal reform paketi hazırlarsınız, üç günde Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçer, dördüncü günde de uygulamaya başlarsınız.

Güven bunalımını ortadan kaldıracak böyle bir demokratik reform yapmak AKP, MHP koalisyonunun işine gelir mi? İşte sorun tam da bu sorunun cevabından kaynaklanıyor, bu ülkenin demokratikleşmesi, sistemin şeffaflaşması bu ikilinin işine gelmemektedir.

Tam da bu yüzden reform yapıp, sistemi demokratikleştirerek Türkiye’yi doğru düzgün yönetmeye çalışmak yerine algıyı yöneterek mümkün olduğu kadar uzun bir süre iktidarda kalmaya çalışmaktadırlar.

Algı yönetimi ve propaganda ile işlerin düzgün gittiğini söylemek de kitleleri bir yere kadar ikna eder neticede bu ülkede yaşayan insanlar söylenene değil kendi deneyim ve gözlemlerine bakarak işlerin yolunda gidip gitmediğine karar verirler.

AKP’nin bu algı yönetimi çabası bana hep SSCB devrindeki propaganda faaliyetlerini özellikle de İzvestiya ve Pravda gazetelerini hatırlatır. Herhalde Naziler ve Nazi Propaganda Bakanı Paul Joseph Goebbels bile bu kadar tekilleşmiş bir propaganda imkanına hiç sahip olamamıştır. Lakin sonuç ne? Bunca algı operasyonu SSCB’nin başarısızlığa uğraması ve çökmesini engelleyebildi mi? Elbette hayır bu yüzden iktidarın bu gibi nafile işler ile uğraşmayı bırakıp, Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözmeye odaklanması, ciddi ve radikal adımlar atması gerekmektedir.

Bunlar yapılmazsa bu gidişatın bedelini 80 küsur milyon insan hep beraber öder, demedi demeyin.

- Reklam -

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz