Algı operasyonları

0
56

İktidar ipin ucunu elden kaçırınca, iş gücü bıraktı algı operasyonları düzenlemekle uğraşır oldu.

Sağlık Bakanı vaka / hasta gibi akla, mantığa, bilime aykırı bir ayrım yaparak “her vaka hasta değildir” diyor ve Covid-19 pandemisine karşı iktidarı başarılı göstermek için vaka sayılarını gizliyor sadece hastahaneye yatırılmak zorunda kalınan vakaları açıklıyor. Vakaları hasta saymayıp evlerine gönderince hastahaneler de boş kalıyor, fakat hastalık yayılıyor lakin ne gam…

Ekonomi yönetimi “her işsiz, işsiz değildir” diyerek, iş arayacak mecali ve umudu kalmamış, son iki haftada bir işe başvurmamış vatandaşları işsiz saymayarak işsizlik oranında mucizeler yaratıyor.

Her zam, zam değildir” mantığı ile enflasyon hesaplayan TÜİK mucizeler yaratıyor, çarşıya, pazara, kasaba, manava giden vatandaş gözüne mi inansın TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranlarına mı, şaşıp kalıyor.

Sağlıktan ekonomiye, uluslararası ilişkilerden güvenliğe kadar iktidar eline geçirmiş olduğu tüm medya imkanlarını dibine kadar kullanarak ne kadar da başarılı olduğuna dair bir algı yaratmaya çalışıyor.

Lakin adı üstünde algı!

Algı zor inşa edilir, lakin gerçekler ile karşılaşılınca anında, kolayca tuz buz olur.

Vatandaş yıllardır iş bulamayan evladını, konu komşu çocuklarını, akraba-i taallukatı görünce iktidarın açıkladığı işsizlik oranlarını nazarı dikkate alır mı?

Çarşıda pazarda gözü ile gördüğü etiketler ile cüzdanının halini gören vatandaş TÜİK ne diyor diye bakar mı?

Sağlık Bakanı istediği kadar vaka şudur, hasta budur diye kem küm etsin insanlar inanır mı?

Ben çok uzun zamandır iktidarın en büyük sorunu güven sorunudur, güven tesis edilmediği müddetçe hiçbir sorun çözülemez demekteyim. Yapmaya çalıştıkları bu algı oyunları gerçekler ile karşılaşınca tuz buz oluyor, buda güven bunalımını arttırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Bu günkü ucube tek adam rejimi gündeme geldiğinde, daha 16 Nisan 2017 tarihinde yapmayın etmeyin çok büyük bir güven bunalımı yaratırsınız. Bu durum ekonomiyi de siyaseti de çok olumsuz yönde etkiler, bu ülkeyi bu kadar büyük bir güven bunalımına sürüklerseniz sonra yönetemezsiniz demiştim, dinlemediler.

Dünyada serbest piyasa ekonomisi uygulayan bir parlamenter demokrasi ilk defa BAAS tipi, otokrat bir tek adam rejimine geçmeyi deniyor, bunun sonucu siyasi ve ekonomik bir facia olur öngörümde haklı çıktığım artık görülüyor.

İktidar ülkeyi yönetemeyince, algıyı yöneterek günü kurtarmaya çalışmakta, lakin ne fayda.

Bu sistem sürdürülebilir değildir, algıyı yöneteyim diyerek çırpındıkça batıyor ve güven krizini derinleştiriyorlar.

Hala geç değildir, çok hızlı bir anayasa değişikliği ile; denge ve denetleme mekanizmaları kurulur, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bina edilir, hızlıca seçime gidilerek iç ve dış kamuoyunda güven uyandıracak, aklı başında bir iktidar iş başına gelirse güven tekrar tesis edilebilir.

Türkiye’nin bünyesi kuvvetli, Türk insanı çalışkan ve dirayetlidir. Doğru bir yönetim ile çok kısa bir sürede mevcut sorunlar çözülebilir, Türkiye yeniden kalkınmaya, küresel ekonomiler arasında hak ettiği yeri almaya başlayabilir.

Bunun olabilmesi için tek koşul güven sorununun çözülmesidir yoksa sorunlarımızı çözecek yeterli bilgi ve sermaye birikimimiz dahası yeterli insan gücümüz bulunmaktadır.

Sadece yurt dışında bulunan “Türk Diasporası” bile Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücü ve sermaye birikimine sahiptir, tek yapılması gereken bu insanların ülkelerine tekrar güven duymasını sağlamak, onları bu ülkede yaşamaya, çalışmaya ve üretmeye ikna etmektir.

Bu zannedildiği kadar zor ya da imkansız değildir, öncelikle yapılması gereken güven duygusunu oluşturmak ve yeterince maddi, manevi teşvik sağlamaktır.

Sadece Türk Diasporası değil, dağılan eski sovyet coğrafyasındaki hukuki, insani ve ekonomik koşullardan memnun olmayan yüz binlerce nitelikli insan ile yoksulluk, terör ve şiddet batağında kıvranan Müslüman coğrafyadan kaçıp, çağdaş bir toplumda insan hakları, özgürlükleri ve demokrasinin güvencesi altında yaşamak, çalışmak ve üretmek isteyen milyonlarca insan için de Türkiye bir cazibe merkezi olabilir.

Bunları yapmak elbette sözle olmaz demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerini koruyacak bir anayasal sistem acilen inşa edilmelidir, yoksa bizde orta doğunun otokrat ülkeleri bataklığına yuvarlanır, orada yoksulluk, kan ve şiddet içinde debelenir dururuz, demedi demeyin…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz