Ahlak bekçileri

73

Dünya, uzayda kurdukları üslerde, neredeyse turizm yapacak, biz, ahlak ve kıyamet alametleri üzerine ahkâm kesiyoruz. Ahlâk deyince, en son İran’da yaşananlar, ileri dünya düzeninde, ahlâka bakış açısının nasıl basite indirgendiğinin bir garip örneğidir.

İran’da ahlâk polisi, başkent Tahran’da, iki ayrı kış gündönümü kutlamasına düzenlediği operasyonda 230 kişiyi gözaltına aldı. Gerekçe olarak ta karma partiye katılanların içki içtiklerini ve dans ettiklerini söylediler. İçki içmek büyük suç İran’da.
Üstelik etkinliklerde şarkı söyleyen iki sanatçı da gözaltına alınıyor, içkiyle alâkaları olmamasına rağmen.
İran’da içki içenlere 80 kırbaç cezası verilebiliyor, ancak son yıllarda bunun yerine para cezası uygulanıyor. Şeriata göre yönetilen bir ülkede kurallarında şeriata göre uygulanması lazım. Buraya kadar bir sorun yok, ancak içki içen birisinin parayı verip kurtulması hangi ahlak düzeninde mantık buluyor? İçki içmenin cezası 80 kırbaç ise bu ceza herkese uygulanması gerekir. İslamiyet’te herkes eşit olduğuna göre, kimileri para verip cezadan kurtulurken, parası olmayanların kırbaçlanması bana pek nasıl adil gelmiyor.

Cezanın parayla ödenmesi de akla yatkın değil. Çünkü adaletin simgesi olan bir din, İnsanlar arasındaki maddi farklılıkları yine insanların aleyhine kullanması pek doğru gelmiyor. Elbette din âlimlerinin daha iyi bileceği bir konu ancak bize öğretilen İslam dini her zaman adaletten yana bir dindir.
Parası olanla, parası olmayan eşittir. Oysa burada uygulanan ceza da, İnsanlar eşit olmuyor. Parası olan olmayana üstün kılınıyor. Müslüman olmayan insanların, din adına uygulanan bu ceza şekli tepki çekiyor.

Ayrıca atom bombası konuşan İran, bırakın içki içmeyi, bilim adamı ile bilim kadının aynı koridorda dolaşmasına bile izin vermiyor.
Göz önünde hiçbir şekilde iletişim kurmayan kadın ve erkekler, sırf bu katı kurallar yüzünden gizlice görüşüyor ve bu görüşmeleri fırsat biliyor, ellerine daha fazla imkan geçemez düşüncesiyle de, normal ve sağlıklı bir arkadaşlık süreci yaşayamadan yakınlaşıyorlar.
Ahlâklı düzeni tesis etmeye çalışırken, kızların ve erkeklerin namusuna bekçilik yapmak şekilcilikten ve özgürlüğün kısıtlanmasından başka bir şey olamaz.
Gerçi aynı şeyler, Türkiye’de de bazı ahlâk bekçileri tarafından uygulanmaya çalışıyor olsa da, şimdilik modern cumhuriyetin laik düzeninde bu pek gerçekleşemiyor. Sonraki yıllar neyi getirecek bilinmez ama ahlâkın kime ve neye göre tespit edildiğinin bilinmesi ve insanların özgürlük alanlarının kısıtlanmaması önemli.
Aslında ahlâklı toplum düzeni derken, tam tersi bir düzen yaratılıyor, devlet eliyle. Ayrıca ahlâkın, bireylerin kendi kafasında ve vicdanında olması çok daha önemlidir. Ahlâkın şekilde değil, bir yaşam biçimi olması gerekir. Sadece kadın ve erkeğin konuşması, eğlenmesi ahlâkı tesis etmez.
Yalan söylemek, haram yemek, insanları veya devleti dolandırmak, iftira atmak, kul hakki yemek ahlaksızlığın en büyüğüdür.
Yalan söyleyen, hırsızlık yapıp, kul hakkı yiyen bir insanı da, sırf alkol almadı, göz önünde dans etmedi diye ahlâklı olarak nitelendirmek ne kadar doğruysa, insanların sadece kendine verdiği zarar(eğlenmesi) kendini bağlamalı. Ahlâkın bekçileri bence devleti soyan, millete iftira ata ve kul hakkı yiyen ahlaksızlıkları yakalamalı.

Biz bunları tartışırken elin adamı, Hastalıklara çare bulmaya, insanların ömrünü uzatmaya, çevreye daha az zarar veren teknolojilere imza atmaya çalışıyor.
Ne diyelim ahlakın başka yerlerde aranması dileğiyle.