Afet yönetimi ve toplanan vergiler

0
158

Toplumun benliğinden çıkmayan ve her afet döneminde tekrardan hatırlanan doğal güçlerin kontrol edilememesi kötü ve acı duyguların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.


Ülkemiz ne yazık ki bir deprem kuşağı üzerinde oturmaktadır. Her ne kadar cennet gibi bir ülke tanımlaması yapılsa da yaşanılan ve karşı karşıya kalınan doğal afetler canımızı acıtmaktadır.
Toplumsal benliğimize kazınan, 17 Ağustos 1999 yılı Gölcük depremi ile başlayan ve 24 Ocak 2020 yılı ELAZIĞ depremi ile devam eden ve en son olarak da İZMİR depremi iyice toplumda bir tedirginlik ve kaygı ortaya çıkarmaktadır
Afet, birçok kurum ve kuruluşun koordineli bir biçimde görev almasını gerektiren ve insan hakları için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar meydana getiren, normal yaşamı ve insan aktivitelerini kesintiye uğratarak veya durdurarak toplumları etkileyen doğal, teknolojik ve insan kökenli olaylara denilmektedir.


Afet bir olayın kendisi değil, doğurduğu sonuçtur. Dolayısı ile bir doğa olayının afet olarak değerlendirilebilmesi için meydana geldiği alanda yaşayan topluluğu etkilemesi, insan can ve malının kaybına neden olması gerekmektedir. Afetler; doğa ve insan kaynaklı afet olabilmektedir. Oluşumları tabiat olaylarına dayanan afetlere, Doğa Kaynaklı Afetler denilmektedir.
En son yaşanılan İZMİR depremi doğal kaynaklı bir affettir. Çok sayıda insanımızın hayatını kaybetmesi, yaralı ve sakat kalması, milyonlarca liraya mal olacak ekonomik kayba neden olması sonuçları bakımından toplum olarak bu doğal olaylara nasıl hazırlandığımızın da bir göstergesi olmaktadır.


Toplum olarak her afette bir birimizle kenetlenerek dayanışmamızı artırarak duygudaşlığımızı en üst noktaya çıkarabilmekteyiz. Ne yazık ki bu tek başına yetmemektedir.
Afet yönetimi dünyada yerelleşirken biz bunu merkezileştirdik. Afette müdahale edecek ekiplerin organizasyon ve teknik bakımdan liyakata göre örgütlenmesi gerekirken biz bunu bürokratlaştırdık. Çok sayıda kanunun konuyla ilgili hale gelmesi derli toplu bir kanuna bağlayarak yetki sorumluluk ve hesap verilebilirliği ortadan kaldırdık. Yetki kargaşası yarattık.
Afetlere yönelik risk analizi yapmak yerine, afetler ortaya çıktıktan sonra bunların nasıl ve ne şekilde yönetileceğine odaklandık.
Yıllarca büyük laflar edinilerek yapılan çalışmalarda bir arpa boyu yol alamadık. Depreme karşı çürük yapıların tespitlerinin yapılması çokça söylenmesine ve çalışmalarının yapılmasına rağmen, bunların güçlendirilmesi ve yeniden inşası çalışmalarını yapamadık.

Konu dönüp dolaşıp bu işlerin finansmanının nasıl sağlanacağına takılıp kalmaktadır. 1999 yılı Gölcük depreminden sonra “deprem vergisi” adı altında geçici olarak toplanmaya başlanan ve daha sonra kalıcı hale getirilen vergiler verimli bir şekilde kullanılmadığı hatta genel bütçe içerisine alınarak akıbetinin takip bile edilemediği tartışmalardan ortaya çıkmaktadır. Eski parayla toplanan deprem vergilerinin 70 katrilyona ulaştığı söylenmekte ve bunun 20 katrilyonunun harcandığı ifade edilmektedir.
Hükümet edenler toplanan bu deprem vergisinin sorulmasına bile tahammül edememektedirler. Muhalefet ise utangaç bir dille bu vergilerin ne yapıldığını nerelere harcandığını sormaktadır. Eski maliye bakanı toplanan bu vergilerin amaçları dışında çeşitli yollara, köprülere vb. harcadıklarını söylemişti.


Vatandaşlık görevi sadece vergi ödemek değildir, demokrasilerde. Kamuyu yönetenler, vatandaşlarının sadece oy vererek kendilerini seçmeleri ile sınırlı bir demokrasinin yeterli olacağını, diğer taraftan bütçeden her türlü harcamayı sınırsızca ve hesap vermeden yapacaklarını düşünmektedirler.
Ancak vatandaşlık görevi olarak oy kullanıp kendi yöneticilerini seçenler aynı zamandan bu yöneticilerden ödedikleri vergilerin kamusal beklenti ve istekleri doğrultusunda harcanıp harcanmadığını da beklemektedirler. Çünkü vatandaşlar oy verirken esasında bu amaç için oy kullanmaktadırlar.

Toplanan bu vergilerle aynı zamanda oy verdikleri gibi sağlıklarının korunmasını, daha iyi bir eğitim almalarını, yaşamlarını sürdürebilmeleri için işyerlerinin açılmasını, insanca yaşayabilecek bir gelir elde etmelerinin sağlanmasını ve deprem olduğunda başlarına yıkılmayan bir konuta sahip olmayı da beklemektedirler.
Yöneticilerin görevi halkın sorunlarına kamusal beklentiler doğrultusunda şeffaf, hesap verilebilir ve adil çözümler bularak mutluluklarının arıtılması çabası içinde olmak için seçildiklerini unutmamladırlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz