Adana Valisi Abidin Paşa’nın Çiftlik Sevgisi

2
157

1880 yılında Adana valiliğine atanan Abidin Paşa, bölgenin güçlü ayân ailesi Karslızâdelerden iki kişiye ikinci dereceden rütbe verilmesi teklifi ile işe başlamıştı. Bu ailenin tam desteğini alan yeni vali, ikinci uğraş olarak onların açtığı yoldan giderek arazi toplamaya başladı. Oysa ki 1850 yılında bu rütbe verilenlerin dedeleri ve babalarının amcaları hakkında çok ciddi suçlamalar yapılmış, soruşturmalar açılmıştı.


Vali Paşa bölgede devletin en büyük temsilcisi idi. Sadece yürütmenin değil yargının da en yetkili sorumlusu idi. Vali başkanlığında toplanan eyalet meclisi tıpkı Divan-ı hümayun gibi yargılama yapabilirdi. Valinin başkanlığında toplanan bu meclislerde eyalet kadısı da doğal üye olarak bulunursa da hiçbir kadı vali paşa ile ters düşmek istemezdi. Vali Paşanın kendi adına organize ettiği böyle bir arazi toplama işinde sıradan halkın ona karşı çıkması ve sesini İstanbul’a duyurması son derece zordu.
Abidin Paşa yaptırdığı ilk incelemede Çukurova’da 1 milyon dönümden fazla sazlık, bataklık, sahipsiz arazi bulunduğunu gördü. Devlet, tımar sisteminin çökmesinden sonra mukataalar haline getirdiği toprakların işletilmesinde başarısız olmuştu. Büyük çiftliklere sahip zengin mukataaları, İstanbul’da bulunan devlet adamları satın alıyorlar ve sonra başkalarına iltizam adı altında kiralıyorlardı. Daha küçük olanları ise bölgenin eşraf ve ayânı kendi aralarında paylaşıyorlar, dışarıdan birisinin gelerek bu ihalelere katılmasını pek de yasal olmayan bir şekilde engelliyorlardı.

Abidin Paşa


Normal olarak 150-200 dönümlük klasik Osmanlı tımar toprakları, Arazi Kanunu çıkınca ferağ bedeliyyesi alınarak işleten kişilere bırakılmıştı. Ferağ bedeliyyesini ödemekte zorlananlar eşraf ve ayândan borç alarak bu parayı ödemişlerdi. Yüksek faizle alınan bu borç zamanında ödenemeyince zavallı çiftçiler tarlalarını borç aldıkları eşrafa ferağ etmiş ve onların yanında maraba olarak çalışmak zorunda kalmışlardı.

Abidin Paşa Köşkü yapıldığı yıllarda


İşte Abidin Paşa böyle bir ortam içerisinde İstanbul’a telgraf çekerek kendisine 40- 50.000 dönüm kadar sahipsiz, bataklık ve sazlık arazinin bedelsiz verilmesini istedi. Valimiz kendi kesesinden para harcayarak kanallar açtıracak ve bu verimsiz arazileri ekonomiye kazandıracaktı. İstanbul’dan gelen cevapta bu iş için gereken parayı yeni valinin nereden temin edeceği merak edilmekteydi. Abidin Paşa, kendisinin Preveze’de sahip olduğu arazilerini satarak kaynak bulacağını bildirdi. Zaten bölgede binlerce işsiz-güçsüz insan vardı. Onları ücret karşılığında bu işte çalıştırması zor olmayacak, hatta bölgedeki işsizliğe de bir çözüm olacaktı.
Sonunda istenilen izin çıktı 40- 50.000 dönümlük arazi kendisine imar etmesi şartıyla karşılıksız olarak bırakıldı (Defter-i Abidin Paşa, s. 33). Bu arazilerin nerelerde ve ne kadar genişlikte olduğunu küçük bir tablo ile gösterelim (Musa Çadırcı, “Abidin Paşa’nın Adana Valiliği”, Tarihte Adana ve Çukurova, C.III, Editörler: Yılmaz Kurt – Fatih Sansar, Akademisyen Kitabevi, Ankara 2016, s.11- 24).

Adana Valisi Abidin Paşa sahip olduğu bu kadar büyük ve bütün Çukurova’ya yayılmış çiftliklerini işletebilmek için tıpkı Karslızâde Zeki Bey’in yaptığı gibi İngiltere’den modern ziraat makineleri getirtmekte, çift kazanlı buharlı harman makinelerini kullanmaktaydı. Zeki Bey’in oğlu Adana eski Belediye başkanlarından Kasım Ener kitabında bu makinelerin Abidin Paşa’nın zamanında Menâfi Sandığı (Ziraat Bankası) marifetiyle ithal edildiğini anlatır (Tarih Boyunca Adana Ovasına (Çukurova’ya) Bir Bakış, 7. Bs., İstanbul 1986, s. 232). Onbinlerce dönüm araziyi karasabanla ekip-biçmek mümkün olmadığından mecburen teknik gelişmelerden yararlanmak gerekmekteydi.


Abidin Paşa’nın bu kadar çok araziye sahip olması bölgede bir takım şikâyetlere de sebep olmaktaydı. Devlet sahipsiz, sazlık arazilerin ekonomiye kazandırılmasını istemekteydi. Abidin Paşa bir kısım toprakları satın almışsa da çoğunluğu kendisine bu şartlar altında bedelsiz olarak verilmişti. Ne var ki aynı şartları kabul ederek arazi sahibi olmak isteyen bazı kimseler de vardı. Ancak bu kimseler Abidin Paşa kadar sabırlı, Abidin Paşa kadar varlıklı değillerdi. Bataklık arazileri alıp, ıslahı etmek için 10- 15.000 kuruş harcadıktan sonra bu işin yürümeyeceğine kanaat getiriyorlar ve araziyi devlete yani Paşa’ya teslim ediyorlardı. Valimiz de bu durumda daha yüksek bir bedel vererek bu araziyi satın alıyor, çiftlikleri arasına katıyordu (M. Çadırcı, “Abidin Paşa’nın Adana Valiliği”, s. 21).
Bazen de Selim Fiço gibi Yanya’dan gelmiş inatçı bir kişi çıkıyor, şikâyet üzerine şikâyet yaparak paşamızı canından bezdiriyordu. Paşanın, Konya veya Ankara gibi başka bir vilayete atanması talebi, belki de bu rahatsızlıktan sonra ortaya çıkmıştı.


Abidin Paşa 1885 yılında Sivas valiliğine ve 6 ay kadar sonra da Ankara valiliğine atandı. 9 Mayıs 1906 tarihinde ölünceye kadar Adana’ya gelerek çiftlikleri ile ilgilenme imkânı bulamadı. Ölümünden sonra oğullarından Rasih Bey Adana’ya gelerek babasından ve annesinden kalan bu onbinlerce dönüm araziye sahip olmak istedi.
Arazi Kanunnamesi gereği üst üste 3 yıl ekilmeyip boz bırakılan arazi, devlete terk edilmiş sayıldığından Rasih Bey’in ne kadar araziyi üzerine aldığını bilemiyoruz. Ancak 24 Şubat 1909 tarihli arşiv belgesinden anlaşıldığı kadarıyla, Osmaniye, Islahiye ve Yumurtalık kazasındaki bataklık araziler aynen durmakta ve halkın sağlığına zarar vermeye devam etmektedir. Bu yüzden Rasih Bey’in elindeki belgelerin pek de işe yaramadığı bu toprakların yerli halka ve muhacirlere dağıtılmasının söz konusu olduğu anlaşılmaktadır ( Mehmet Akif Terzi – Ahmet Ergün, Kınık’tan Kıyı’ya Osmanlı Belgelerinde Osmaniye, Osmaniye Belediyesi Yayınları, Osmaniye 2013, s. 428).
Adana’ya 50 yılda 54 vali tayin edilmiş, tayin edilenlerin çoğu hiç uğramayıp mütesellimini (vekilini) göndermiştir. Abidin Paşa’nın bu vilayette “4 yıl 7 ay 14 gün” valilik yapabilmiş olması ve onbinlerce dönüm arazinin tapusunu üzerine alabilmiş olması örneği fazla görülebilen bir durum değildir. 1828 yılında Karslızâdeler (Hasanpaşazadeler)’den Adana mütesellimi Hacı Ali Bey, Adana’ya atanan yeni vali Es’ad Paşa’yı Niğde’den geri çevirmiş, şehre hiç sokmamıştı.


1880 yılında Karslızâdeler, kendilerini Ramazanoğlu olarak tanıtarak bölgede hakimiyetlerini sürdürmekte iken Abidin Paşa’nın bu ayân ailesi ile çatışma yaşamaksızın valilik yapması ve onbinlerce dönüm arazi sahibi bir vali olmasının arka planını çok iyi araştırmak gerekmektedir.
Tarihi şahsiyetleri değerlendirirken doğru yaptıklarını yazmak gibi, eksik veya hatalı yaptıklarını ortaya koymak da tarihçinin görevidir. Bazı tarihçilerin Abidin Paşa’yı incelerken sürekli olarak penbe gözlükle incelediklerini ve adeta bir koruma kalkanı içerisine aldıklarını görmekteyiz.
Biz onun bilgili, dindar, çalışkan bir vali olduğunu teslim ediyoruz. Ancak Adana valiliği sırasındaki bu çiftlik sevgisinin sadece halka önderlik amacı taşımadığı görüşündeyiz. Bir devlet adamının bu kadar çok araziye sahip olması, ancak bu çiftlikleri birer örnek çiftlik haline getirdikten sonra devlete bağışlaması şartıyla hoş görülebilirdi. Ama ne yazık ki Abidin Paşa’nın böyle bir teşebbüsü olduğuna ilişkin elimizde hiçbir bilgi yok. Osmanlı valileri içerisinde bu derece çiftlik sevgisi taşıyan başka bir vali de yok.

2 YORUMLAR

  1. İşte Abidin Paşa böyle bir ortam içerisinde İstanbul’a telgraf çekerek kendisine 40- 50.000 dönüm kadar sahipsiz, bataklık ve sazlık arazinin bedelsiz verilmesini istedi. Valimiz kendi kesesinden para harcayarak kanallar açtıracak ve bu verimsiz arazileri ekonomiye kazandıracaktı. İstanbul’dan gelen cevapta bu iş için gereken parayı yeni valinin nereden temin edeceği merak edilmekteydi. Abidin Paşa, kendisinin Preveze’de sahip olduğu arazilerini satarak kaynak bulacağını bildirdi. Zaten bölgede binlerce işsiz-güçsüz insan vardı. Onları ücret karşılığında bu işte çalıştırması zor olmayacak, hatta bölgedeki işsizliğe de bir çözüm olacaktı.

  2. Tarihi şahsiyetleri değerlendirirken doğru yaptıklarını yazmak gibi, eksik veya hatalı yaptıklarını ortaya koymak da tarihçinin görevidir. Bazı tarihçilerin Abidin Paşa’yı incelerken sürekli olarak penbe gözlükle incelediklerini ve adeta bir koruma kalkanı içerisine aldıklarını görmekteyiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz