Açları kim doyurmalı?

0
21

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın Meclis Grup Toplantısında yaptığı konuşma sırasında sarf ettiği “Neymiş? Millet açmış. Aç olarak dolaşanları buyurun siz de doyuruverin. Biz bütün imkanlarımızı seferber ederek bunları yaptık” sözleri gündeme adeta bir bomba gibi düştü, kimse kulaklarına inanamadı.

İktidar anlaşılan etrafındaki yandaş yanaşmaları patlayana çatlayana, aksırana tıksırana kadar tıka basa doyurmaktan halkı doyurmaya kaynak kalmadığını itiraf ediyor, yahu bende kalmadı bir el atıverin onları da siz doyurun demek istiyor…

Bakınız Türkiye Cumhuriyeti bir sosyal hukuk devletidir, iktidar için halkı aç bırakmamak politik bir tercih değil anayasal bir görevdir.

- Reklam -

Arkaik, feodal, kölecil toplumlarda efendilerin kölelerinin karnını doyurması gibi bir davranış biçimi çağdaş demokratik toplumlarda asla söz konusu değildir, siyasilerin böyle lütfetmiş, mal bağışlamış edası ile konuşması çağdaş toplum düzenini anlamamış, içselleştirememiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ödedikleri vergiler ile sosyal bir devlet olmanın gereklerini yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu kaynakları iktidara sunmaktadır. Sonuç olarak ne cumhurbaşkanı, ne bakanlar ve nede diğer yetkililer sosyal yardımları ceplerinden yapmıyor, babasından dedesinden kalan tarlayı tabanı, malı mülkü satıp dağıtmıyor, yaptığı sadece ve sadece kamusal kaynakları kullanmak. Becerikli bir iktidar bu kaynakları doğru kullanarak ülkede hiç kimsenin aç ve yoksul kalmasına izin vermemelidir. Bu bir iktidarın en temel anayasal görevidir.

Muhalefetin elinde ise böyle bir kullanılabilir bir kaynak yoktur, sadece imece yöntemi ile toplanan bağış ve yardımlar ile bir noktaya kadar açlara, muhtaçlara yardım edebilir o kadar.

Bu manada bizden bu kadar birazda siz doyurun demek, son derecede anlamsız bir yaklaşımdır…

Gelelim ülkemizdeki yoksulluk, muhtaçlık ve hatta açlık tablosuna?

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü’nün 2020 yılı faaliyet raporu ülkemizdeki yoksulluğu gözler önüne sermektedir, bu rapora göre 2020’de Türkiye’de 6 milyon 630 bin hane sosyal yardım almış bulunuyor. Türkiye İstatistik Kurumuna göre ortalama hane halkı büyüklüğü 3,35 kişi, buradan hesaplarsak 22 milyon 210 bin kişi, yani Türkiye nüfusunun yaklaşık dörtte biri sosyal yardım ile yaşamak zorunda, sosyal yardıma muhtaç bulunuyor.

Bu durumun bütçeye yansıması ise şöyle; Türkiye’de toplam kamusal sosyal yardım harcamalarının gayrisafi milli hasılaya oranı yüzde 12,5’e ulaşmış bulunuyor.

Bu tabloya göre nüfusumuzun yaklaşık dörtte biri sosyal yardımlar olmadan yaşamlarını sürdüremeyecek kadar yoksul.

Sene başında Türk-İş tarafından 4 kişilik ailenin açlık sınırı 2 bin 767, yoksulluk sınırı ise 9 bin 13 lira olarak hesaplanmıştı. Türkiye’de Asgari ücret 2 bin 825 lira olduğuna göre daha yılın birinci yarısı dolmadan asgari ücret açlık sınırının altında kalmış bulunuyor.

Bu ülkede çalışanların büyük kısmının asgari ve yahut da çok az üstünde bir ücret aldığını biliyoruz, dahası bir çok emeklinin emekli maaşı asgari ücretin bile altında.

Türkiye’de emekli ve yaşlılık aylığı alan 9 milyon 133 bin kişi, dul ve yetim aylığı alan sayısı ise 3 milyon 813 bin kişi.

Memlekette 7.9 milyon emekli, asgari ücretin altında bir maaşla geçimini sürdürmeye çalışıyor. Ayrıca 2.6 milyon dul ve yetim, ayda sadece 763 TL ile geçimini sağlamaya çalışmakta ve 5 milyon insan, bin 500 TL ve altında para ile yaşama tutunmaya çabalıyor.

İşsiz ve gelirsiz nüfusun ne kadar olduğunu anlamak isteyen, sokaklarda çöpleri eşeleyen pazarlarda çürük çarık sebzeleri toplamaya çalışanlara baksın derim.

Türkiye’de ki yoksulluk, açlık ve sefaleti ifade eden resmi rakamlar bunlar, saraylarda oturup, ancak binlerce koruma ile sokaklarda dolaşabilenlerin ülkede yarattıkları yoksulluğu görebilmesi elbette mümkün değil, lakin hiç değilse resmi rakamlara bir göz atıverseler ya…

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz