Acı reçete kime yazılacak?

0
63

Malum reçete hastaya yazılır, hastanın reçetede yazılan ilaçları kullanarak şifa bulacağı, sağlığına kavuşacağı iddia edilir. Bu iddianın geçerli, reçetenin faydalı olabilmesi için önce hastayı ve hastalığı doğru teşhis etmek ve sonra da bu hastalığa iyi gelecek doğru ilaçları doğru dozda yazabilmek gerekir. Yeter mi yetmez hem hastanın ve hem de reçeteyi yazan doktorun ilaçların doğru dozda ve doğru zamanlama ile kullanıldığını kontrol etmesi ve gerekirse yeni doz yahut da ilaç yazması gerekir.

Benim alanım elbette tıp değil, ekonomi ve burada bahsettiğim hasta ise krize girmiş ekonomiler, doktor ise elbette biz ekonomistler.

Bizler gerek Türkiye’de gerekse de dünya da IMF tarafından yazılan çok acı reçete gördük, IMF reçetesi ile iyileşmeyi uman çok devlet gözlemledik, şifa bulan ise ne yazık ki hemen hemen hiç olmadı. Geçici iyileşmeler sağlandı ise dahi krizler hep nüksetti, yeniden reçete yazılması gerekti.

Bu yüzden de durumu doğru anlamak IMF ve IMF reçeteleri ne işe yarar ne işe yaramaz iyi anlamak lazım.

Öncelikle IMF uluslararası ödemeler dengesinde oluşma ihtimali olan borç krizlerini çözmek için kurulmuş, devletlerin temerrüde düşmesini önlemeyi amaçlayan bir finansal yapıdır. IMF’nin derdi alacaklıların parasını alabilmesidir yoksa ülkenin kalkınması, büyümesi ve halkların refahı değil. Peki bir ülke neden IMF’ye muhtaç olur neden IMF kapısına gider?

Çoğunlukla iyi yönetilmeyen, gelirini giderini iyi bütçeleyerek ödeme gücünü dengeleyemeyen, popülist politikacılar tarafından yönetilen ülkeler dışarıdan yüksek faizle bol bulamaç borçlanarak ülkede sanal bir refah yaratır, ithalata dayalı tüketim patlar. Bu eninde sonunda dış borçlarda bir ödeme krizi meydana getirir ve devlet IMF’lik olur. Böyle durumlarda IMF klasik olarak derhal bir devalüasyon ile ülke parasının değerinin düşürülmesini, bu şekilde ithalatın azaltılıp ihracatın arttırılmasını ve borcunu ödeyebilecek döviz kazanılmasını dikte eder. Elbette bu sadece bu kadar da değil devletin gelirlerini arttıracak, giderlerini azaltacak önlemler de ister. Bu önlemler: Çok mecburi olmayan kamusal yatırımların durdurulması, sosyal yardım ve transferlerin azaltılması, devlet memurlarının maaşlarının düşürülmesi ve devlet memuru sayılarının azaltılması gibi klasik IMF talimatlarıdır. IMF vergilerin arttırılması harcamaların azaltılması ile halkın yoksullaşması pahasına devletin ödeme gücüne kavuşmasını ve borçlarını ödemesini hedefler. Elbette özelleştirme ve özellikle de döviz kazandırıcı bir özelleştirme IMF tarafından kesinlikle reçeteye yazılan bir ilaçtır. Bu sayede devlet dışarıdan döviz elde eder ve alacaklılarına ödeyebilir.

Sonuç olarak IMF dedikleri yapıldığı takdirde ülkeye bir miktar kredi vererek, likidite sorununu çözer ve ödeme krizi en azından geçici olarak ortadan kaldırılır.

Türkiye Cumhuriyeti IMF’nin bu acı reçetesini ilk defa Adnan Menderes iktidarında 1958 iflası sırasında tatmıştı. Sonraki yıllarda defalarca aynı ilacı içti, fakat ödemeler ve dış borç sorunu bir türlü çözülemedi.

Cumhuriyet’in son IMF reçetesi DSP, ANAP ve MHP koalisyon hükümeti sırasında yazılmış ve Kemal Derviş tarafından da uygulanmıştı. AKP 2002 yılında bu acı reçete ile bunalan halkımızın tepkisi sayesinde iktidara geldi ve yapılan seçimde bu reçeteye imza atan üç parti de meclis dışı kalmıştı.

İşin açığı AKP’de ilk döneminde bu reçeteyi ciddi ve tutarlı bir şekilde uyguladı, mali disiplinden şaşmadı, IMF’nin sözünden çıkmadı. Hem dünya konjonktürü, AB ile tam üyelik müzakerelerine başlanması ve hem de AKP tarafından uygulanan mali disiplin sonucunda bu dönemde ciddi bir dış borç krizi ortaya çıkmadı. Yapılan özelleştirmeler ile de epeyce bir döviz girişi sağlandı. Hatta 2008 küresel krizi bile Sayın Erdoğan’ın tabiri ile teğet geçti.

Lakin sonradan işler değişti 2008 krizinde uluslararası piyasalarda para bollaşıp faizler düşünce sadece direkt olarak da değil Yap İşlet Devret Projeleri gibi farklı yöntemler ile bol bulamaç dış borç alındı, bu alınan borç döviz kazandırmayacak, yahut da döviz tasarrufu sağlamayacak şekilde asfalta ve betona gömüldü. Sanal bir refah yaratıldı, her yere büyük binalar, gökdelenler, AVM’ler, köprüler ve otoyollar yapıldı.

Uluslararası müdahale ve yardımlar ile mülteciler gibi konulara çok ciddi manada döviz harcandı. Sadece Suriyeli mülteciler için harcanan meblağın 50-60 milyar dolara ulaştığı söylenmektedir.

Yapay olarak düşük tutulan kurlar yüzünden dolar cinsinden kişi başına düşen GSMH büyüdü görünse de ithalat patladı ve cari açık vahim derecede arttı.

Üstüne üstlük ekonomik hayatta korkunç bir güven bunalımı yaratan tek adam rejimi uygulanmaya başladı, iktidar; eş dost, ahbap çavuş ve akraba i taallukat ilişkileri ile belirlenir oldu. Birde salgının yarattığı küresel kriz koşulları eklenince işler iyice kontrolden çıktı.

Sonuçta döndük dolaştık ve gene geldik acı reçetelik olduk. Reçete belli döviz tasarrufu sağlayacak tedbirler alınacak, devletin gelirlerini arttıracak vergiler konacak, harcamalarını kısmak için yatırımlar durdurulup, devletin ücret ödediği kişi sayısı azaltılacak, emeklilere ve çalışanlara gerçek enflasyonun altında zam yapılacak. Bilinmeyen ise bu acı reçeteye kim ek finansman sağlayacak, IMF devreye girecek mi?

Diğer yandan, acaba kamu harcamalarını kısacak israfa yol açan iş ve eylemlerinden vaz geçecek mi? Mesela döviz ödenerek alınan ultra lüks araçlar ve özel uçaklar satılacak mı?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz