Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan istatistik verilere göre üretim yöntemine göre dört dönem toplamıyla elde edilen yıllık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH), zincirlenmiş hacim endeksi olarak (2009=100), 2019 yılında bir önceki yıla göre yüzde 0,9 arttı.

2019 yılında kişi başına GSYH cari fiyatlarla 51.834 TL, ve 9.127 ABD doları olarak hesaplandı.

GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2019 yılında bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; Tarım ormancılık yüzde 3,3, sanayi yüzde 0,2, hizmetler yüzde 1,5, bilgi ve iletişim yüzde 2,2, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 7,4, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,5, kamu yönetimi eğitim insan sağlığı ve diğer sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 4,6, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 3,7 büyürken inşaat yüzde 8,6, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri ise yüzde1,8 azaldı.

2019 yılında bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre mal ve hizmet ihracatı yüzde 6,4 arttı, ithalatı ise yüzde3,6 azaldı.

Sanayideki büyümenin düşüklüğü ve inşaattaki küçülme son derecede önemli ve dikkat çekicidir.

Beni takip eden okuyucularım bilir benim için önemli kavram büyüme değil kalkınmadır, her büyüme toplumun refah, mutluluk ve gücüne katkıda bulunmaz oysa kalkınma kavramı insan odaklıdır, insana dokunur, toplumun refahı, mutluluğu, sorun çözme becerisini ve ihtiyaçlarını karşılama gücünü arttırmayı hedefler.

Netice olarak dolar bazında kişi başına düşen GSYH 9,127 dolara gerilemiştir. Bu verilere göre kişi başı milli gelir 9.127 dolar ile 2018’in 566 dolar altında kalmış oluyor. Bu seviye 2008 krizi sonrasında görülen 2009 yılındaki 8,890 dolar seviyesinin hemen biraz üstünde.

Türkiye için yüzde 0,9’luk bir büyüme esas itibariyle çok düşüktür ve bu büyüme dahi son çeyrekte görülen yüzde 6,0’lık radikal büyümenin etkisi ile oluşmuştur.

2019 yılı son çeyreğinde görülen bu toparlanma bir taraftan küresel gelişmelerin diğer taraftan da yurt içinde uygulanan genişlemeci ekonomi politikalarının etkisi ile oluşmuş olarak görünmektedir. Bu son çeyrek büyümesi borçlanma ve tüketim temelli olarak görünmektedir.

2020 yılına bu tablo ile girdik lakin hemen yılın başında yaşanan Amerika Birleşik Devletleri İran gerilimi, hemen akabinde Çin’de ortaya çıkan ve bir çok ülkeye yayılan Covid-19 salgını ve son olarak da Suriye’nin İdlib bölgesinde Türkiye ile İran, Rusya ve Suriye güçleri arasında yaşanan savaş olarak nitelenebilecek sıcak çatışmaların yarattığı jeostratejik gelişmeler 2020’nin de kolay geçmeyeceğini işaret ediyor.

Ekonomi yönetimi 2019 yılında toparlanmanın başladığını 2020’nin çok daha iyi bir yıl olacağını söylüyordu, lakin bu gelişmeler ve özellikle de Suriye gerilimi 2020 beklentilerini çok olumsuz etkileyebilir.

Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrasında ortaya çıkan ekonomik tabloyu hiç unutmamak lazım. Rusya ve İran ile yaşanabilecek gerilim turizm sektörünü ve ihracatımızı çok olumsuz etkileyebilir.

Yurt içinde fiyatlar yükseliyor büyüme yavaş ve olası bir sıcak çatışma bütçe açıklarını arttırır, döviz fiyatlarını yükseltir ve yeni bir yüksek enflasyon dalgasına yol açar.

Türkiye büyümesini dış borç ile sağlamaktadır ve şu anda hem şirketlerin ve hem de kamunun oldukça yüksek bir dış borç seviyesi vardır. Halen halkının kayıtlı altın döviz borcu düşük olsa da Türk Lirası cinsinden hane halkı borcu da epeyce yüksektir. İşsizliğin artması durumunda bu borcun çevrilmesi de zor olabilir.

Fakat asıl tehdit şirketlerin döviz cinsinden borçları yüzünden ortaya çıkmaktadır, bu gerilimlerin yaratabileceği olası bir kur sıçraması hali hazırda borcunu çevirmekte çok zorlanan firmalar üzerinde yıkıcı bir etki yaratabilir. Zora giren, ödemelerini gerçekleştiremeyen firmaların piyasalarda bir domino etkisi yaratmasından korkulmalıdır.

Piyasalarda kara bulutların dolaştığı, fırtınanın ne zaman patlayacağının öngörülemediği böyle dönemlerde ekonominin tüm aktörlerinin çok dikkatli olması, yatırım yaparken fevkalade tedbirli davranması gerekmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz