12 Eylül Darbesi’nin tanıkları o günleri anlattı

74

Türkiye en karanlık dönemlerinden birini 12 Eylül 1980 darbesi ile yaşadı. Bugün o karanlık dönemin üzerinden tam 38 yıl geçti. Siyaset, sanat ve yargı gibi birçok alanda Türkiye’yi geriye götüren uygulamalara tanık olanlar, o dönem yaşadıklarını DHA’ya anlattı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren başkanlığında gerçekleştirilen 12 Eylül 1980 darbesi ile Türkiye’de anayasa fiili olarak uygulamadan kaldırıldı. Büyük Millet Meclisi lağvedildi. Siyasi partiler kapatıldı, parti başkanları gözaltına alındı ve yargılandı. Anayasa fiili olarak uygulamadan kaldırıldı. Toplam 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. Yargılamalarda 517 şüpheliye idam cezası verildi. 50 kişi idam edildi. Yine bu dönemde 937 film yasaklandı. Gazete ve dergiler 300 gün çıkamadı. Basın mensupları toplamda 4 bin yıla kadar yargılandı. Yaklaşık 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. Sanat, siyaset ve yargı alanında çok sayıda yürütme askıya alındı.

O dönemi yaşayan Vatan Partisi Lideri Doğu Perinçek, tiyatro sanatçısı – yazar Müjdat Gezen ve İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu tanıklıklarını DHA’ya anlattı. O dönem Türkiye İşçi Köylü Partisi’nin Genel Başkanlığı’nı yapan Doğu Perinçek, 12 Eylül darbesinin siyaseti doğrudan etkilediğini belirterek, “12 Eylül’de kayınpederin yazlığındaydık. Ama birkaç gün öncesinden askeri bir müdahale olacak diye bize bilgi geldi. Daha sonra 12 Eylül sabahı da darbe olduğunu radyodan öğrenmiş olduk. 12 Eylül hapishanelerinde 5 yıldan fazla yatmış olduk. O dönem siyasal partiler düzleminde bizim partimiz de hedef alındı. Hepimiz hapislere atıldık ve ben en ağır koşullarda 12 Eylül cezaevlerinde kaldım. Bir parti genel başkanı olarak, bütün terör suçluları ile aynı hücrelerde kaldım. Her gün 2 saatte bir dayak ve ağır baskılara maruz kaldık. Bir de o dönemdeki suçlamalar ’12 Mart’takinden farklıydı. ’12 Mart’ta yine gerçeğe dayanan suçlamalar vardı. Ancak 12 Eylül’de tamamen uydurma deliler ve düzmece davalar ile çok ağır zorbalıklarla karşılaştık. O dönem siyasi partilerin yanı sıra, sendikalar ve kitle örgütleri de kapatıldı. Hepsi hapishanelere dolduruldu. Sadece bizim partimizden bin 500 kişi gözaltına alındı ve tutuklandı” dedi.

“HÜCREDEKİ SAĞCI VE SOLCU ÇOCUKLAR BİRBİRİLERİ İÇİN ELLERİNİ UZATIYORDU”

17 yaşındayken kemik yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’in hücre komşusunun olduğunu söyleyen Perinçek, “Ben 42 numaralı hücrede kalıyordum. Hemen sol bitişiğimdeki hücrede Mahmut Zeren ve Erdal Eren kalıyordu. Mahmut ülkücüydü, Erdal da solcuydu. Sonraları artık Erdal Eren için idam kararı çıktı. O yüzden içinde lamba bulunmayan başka bir hücreye aldılar. Fakat ondan önce, hücrede her sabah bize süt dağıtılıyordu. Her sabah herkesin 1’er tane süt hakkı vardı. Tabi hücreler arası konuşmak yasaktı. Konuşan dayakla cezalandırılıyordu. Erdal bir sabah fısıltı ile ‘Doğu ağabey, birkaç gün sütünü bana verir misin?’ dedi. O dönem günde 2 kutu süt içerek vücut direncini güçlendirmeye çalışıyor diye düşündük. Sonra biz havalandırmaya çıkarken, onun o karanlık hücresinin önünden geçiyorduk. Biz her geçişimizde Erdal Eren, yüzünü hücrenin o küçük penceresinden bize gülerek gösterirdi. Orada da bize mesaj veriyordu aslında, ben ölüme gülerek başı dik gidiyorum diye. Hapishanede sağcı ve solcu çocuklar, birbirleri için ellerini uzatıyordu. Diyelim bir çocuk çok dövüldüyse eli çürüyor ve büyük acı veriyor, işte o zaman aynı hücrede bulunan sağcı veya solcu çocuk, hücre arkadaşının adına elini uzatıyordu.öşeklinde konuştu.

“POLİSLER BİZİ ALMAYA GELDİĞİNDE ŞAKA SANDIK”

12 Eylül darbesi mağdurlarından bir tanesi de sanatçı Müjdat Gezen’di. Gezen o günlerde yaşadıklarını şöyle anlattı; “Ben çakıl gazinosunda komedyenlik yapıyordum Perihan Kutman ile program bitti ve birden kapıya 4 tane sivil arkadaş geldi. ‘Müjdat bey emniyete kadar gitmemiz gerekiyor’ dediler. Ben şaka zannettim önce, sonra cebinden kağıdı çıkardı ve benim yazdığım ve Savaş Dinçer’in de çizdiği‘Çizgilerle Nazım Hikmet’ kitabı hakkında gözaltı kararı olduğunu söylediler. Sonra tamam dedik, bindik gittik ama gidiş o gidiş. Sonra mahkeme var dediler 21, 22 gün sonra çıktık. Ben o dönem ekmeğimden oldum, çalıştığım yerden oldum, param kesildi. Radyoda program vardı kesildi. Senin ne hakkın var benim ekmeğimle oynuyorsun. Ne yapmışım ben, kitap yazmışım. Neymiş Kenan Evren’in sevmediği bir adam olan Nazım Hikmet’in hayatı ile ilgili kitap yazmışım. Ben de seni sevmiyorum şimdi ne olacak. O yüzden bunlar, cumhuriyetleri, devletleri, halkları geri götüren eylemlerdir, bunlardan kaçınmak lazım. Barış içinde sevgi ile yaşamak gibisi yok. O yüzden bence 12 Eylül’ün de anılacak yeri yoktur”

“BU TÜR HAREKETLERİN DAİMA ZARARI OLMUŞTUR”

Müjdat Gezen 12 Eylül’ün benzerini 15 Temmuz’da da yaptıklarını belirterek, Ne oldu yani bu girişimin yararı mı oldu Türkiye’ye. Bu tür hareketlerin daima zararı olmuştur. Bir ülkenin halkının kendi emeği olan uçaklar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladı. Bu işin fazla izanı yok o yüzden. Bu tür girimleri tasvip etmek demokrasilerde ayıpla karşılanmalı. Demokrasi görünümü altındaki yapılan her hareketi de ayıp karşıladım. Bu ülkeye ve bu ülke halkına iyi şeyler vermek için, onları mutlu etmek, güldürmek, biraz da düşündürmek tebessüm ettirmek için hayatımı verdim. Türkiye daha iyi olacak, mutlaka daha iyi günler göreceğiz. Çünkü başka çıkar yolu yok. Bu evrimdir neticede. Bak Kenan Evren yargılandı mesela. Üstelik 90 yaşındayken yargılandı. O yüzden tarihten de biraz ders almak lazım”

“12 EYLÜL DARBESİ KENDİ YARGISINI YARATTI”

12 Eylül’ün çok sayıda kişiyi hukuksuz bir şekilde yargıladığını söyleyen İstanbul Barosu Başkanı Avukat Mehmet Durakoğlu da, “12 Eylül’de halkın, milletin egemenliği ortadan kaldırılmıştır. Bu egemenliği ortadan kaldırmanız da, kendinize özel bir hukuk oluşturmanız, bir darbeler hukuku oluşturmanız demek olur. 12 Eylül’de biz bununla karşılaştık. Gerçekten de darbe kendi hukukunu oluşturdu. İnsanlar haksız yere, sadece ifade özgürlüklerini kullandıkları için idam bile edildiler. Bu hukuk asla, evrensel hukukun genel kabule ulaşan ilkeleri açısından bağdaşabilir bir hukuk değildir. Yaşadığımız süreç, temel hak ve özgürlükleri çok ciddi bir biçimde kısıtladı. İstanbul Barosu olarak biz o dönemde kapatıldık. Hemen baronun girişinde 12 Eylül’ün ilk yaptıkları şeylerden birisi de baroyu kapatmak olduğunu bilmeniz gerekiyor. O zaman baronun kapısına vurdukları mührü biz halen anı olarak saklıyoruz. Çünkü 12 Eylül savunmayı ortadan kaldırmıştı. Darbe hukukunun ortaya koyduğu yargılamalarda, savunmalar çok ciddi bir biçimde ihlal edilmişti. Adil yargılamadan ve adalete erişimden söz etmek mümkün değildi. Haklarını kaybeden insanların haklarını aramaları ve almaları mümkün değildi. Darbeler böyledir ve bu darbelerden ders almak gerekir. 12 Eylül’ün hemen arkasından ilan edilen Sıkıyönetim Mahkemeleri de hukuksuzlukların, hukuk eliyle meşrulaştırılması anlamına geliyordu ve biz de buna alet edilmeye çalışıyorduk.” ifadelerini kullandı.