12 Eylül 1980

0
33

1960 İhtilali’nde ilkokul son sınıftaydım. Osmaniye Belediye Başkanı komşumuz İshak Ersoy’un bir askeri jeep ile alınıp götürüldüğünü; eşi Kadriye Hanım Teyze’nin endişe ve üzüntüsünü hatırlıyorum.

1971 Askeri Darbesi’nde Üniversite son sınıfta idim. Resmî öğrenci yurtlarının nasıl boşaltıldığını ve bütün öğrencilerin sokağa nasıl atıldığını hatırlıyorum.

- Reklam -

1971 yılı sonunda artık bir öğretmendik. Devletin kravatlı bir memuru. 1971- 1980 arası bizim için “zor yıllar” soruşturmalar, cezalar, sürgünler.. Öğrenci olayları liselere kadar inmiş, öğrenciler öğretmenlerine emir vermek konumunda.. Akşam olup eve döndüğümüz zaman:

* -Allah’a şükür bugün de sağ salim eve dönebildim, diye şükür ettiğimiz günlerdi..

* -3 ayda fakülte bitirtip “öğretmen oldun” diye liselere adam gönderdikleri günler..

* -Akşam sokakta insanların yollarının çevrildiği, 15- 16 yaşındaki çocuklar tarafından “Sağcı mısın- Solcu musun” diye sorguya çekildiği günler.

* -İnsanların sırf adı “Osman” diye veya “Deniz” diye dayak yedikleri günler..

* -Öğretmenlerin “Ankara’da durması sakıncalıdır” diye il dışına sürgün edildiği yıllar…

* -Din Bilgisi derslerine bazı matematik, kimya öğretmenlerinin girip “Din Afyondur” kitabını ders kitabı yerine okuttukları günler..

*- Aylarca Cumhurbaşkanını seçemeyen bir Meclis, 6 ay içerisinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri Yasasını çıkaramayan bir Meclis. Koalisyonlar. Koalisyonlar.

Şimdi aradan tam 41 yıl geçmiş. İhtilali yapanlardan hiç kimse kalmamış. O gün ilkokula yeni başlayan oğlum bugün 47 yaşında. Tabii ki 12 Eylül onun için hiçbir şey ifade etmiyor.. Bir zaman dilimi sadece.

12 Eylül’de ihtilal yapıldığını duyan halk kesin olarak üzülmemişti. Hatta sevinmişti bile. Çünkü solcusu da sağcısı da anarşiden, kavgadan, döğüşten bıkmış, usanmıştı. Bu yüzden hemen hiçbir yerde ihtilal aleyhine bir tavır görülmedi. Olaylar bıçakla kesilir gibi kesildi..

İhtilalden sonra yapılan Anayasa’nın % 92 oranında EVET oyu alması da büyük ölçüde bu yüzdendi. Bir de Din Derslerinin Anayasa ile zorunlu tutulması halk nazarında olumlu karşılandı. Başka türlü algılandı.

Ancak “asker kafası” ile ülkeyi kışla yönetir gibi yönetmek akıl işi değildi. Anarşiye bulaşan herkes suçlu sayıldı. Dayak atan da dayak yiyen de soluğu Mamak’ta alıyordu. Bütün siyasiler Karpuzkaldıran’da misafir edilmekteydiler. Bütün partiler kapatılmıştı. Ama Türkeş, Mamak’ta hapiste tutulacak, yargılanacaktı. Aşırı solun ünlü isimleri ise “her nasılsa” yurt dışına kaçmayı başarmışlardı. Kalanları ise ülkücülerle birlikte hapishanelere atılmıştı.

Çok uzun yıllar sonra 12 Eylül değerlendirmelerinin rengi ve tonu değişti: Askerler planlı olarak ihtilale zemin hazırlamışlar ve ihtilal yaparak yönetime gelip çökmüşlerdi.

12 Eylül süresinde “asker” kendi kafasına göre kurallar koydu. Üniversitelerde anarşi yaratan aşırı sol görüşlü gençler iyi bir din eğitimi alamadıkları için Leninci ve Mao’cu çevreler tarafından kolayca kandırılabiliyordu. Bu görüş “temel” olarak alınınca bütün ortaokul ve liselere zorunlu din dersleri konuldu.

Bir başka sebep gençlerin Atatürk’ü iyi tanımayışları idi. Atatürk’ü tanısalar Mao veya Lenin’in liderliğine ihtiyaç duymazlar, anarşiye yem olmazlardı. Bu yüzden Milli Eğitim’de yoğun bir Atatürkçülük faaliyeti başladı. Her gün Atatürkçülük konusunda genelgeler, tebliğler yayınlandı. Fizikçi de, Müzikçi de kendi konusuna başlamadan önce Atatürk’ün fiziğe veya müziğe verdiği önemi anlatacak, ondan sonra kendi konusuna geçecekti. Verdiği dönem ödevlerinin bir yerinde muhakkak Atatürk olacaktı. Müfettişler bu konuya kesinlikle dikkat edeceklerdi.

Üniversite dersliklerine Atatürk posterleri, Gençliğe Hitabe ve İstiklal Marşı tabloları asıldı. İnkılap Tarihi /Devrim Tarihi/ Cumhuriyet Tarihi dersleri bütün fakültelerin birinci sınıflarına zorunlu ders olarak konuldu. Öğrenciler resim veya sporla kendilerini kanıtlasınlar anarşistlere yem olmasınlar diye seçmeli Resim, Müzik, Beden Eğitimi dersleri konuldu. Türk Tarih Kurumu Genel Sekreterliğine bir emekli general getirilerek siviller kontrol altına alınmış oldu. İnkılap Tarihi’ne yüzlerce yüksek lisans ve doktora öğrencisi alındı. Böylece Atatürkçülüğü anlatacak ehliyetli kişilerin yetiştirilmesine özen gösterildi.

Bu emri verenler Atatürkçülük konusunda gerçekten samimi olsalar bile Atatürkçülük en büyük darbeyi bu dönemde yedi. Kısaca silah geri tepti. Solcusu da sağcısı da bu işi alay konusu yaptı.

Bugünkü yorumlarda bir arkadaşımız bugünkü ortama bakarak 1980 Anayasası’na %92 oy veren halkı yargılamakta, yalakalıkla suçlamakta.

Ancak şurası unutulmamalıdır: Halkın % 92’sini suçlamak doğru olmaz.. % 92 yanlışta birleşmiş olamaz. Anayasayı kabul etmek demek yönetimi onaylamak anlamı da taşımayabilir. Bir anlamda “normal rejime” dönüş özlemi olarak da değerlendirmek mümkündür.

12 Eylül’ün zulmüne uğramış; “bir soldan; bir sağdan” mantıksızlığı içerisinde darağacına yollanmış gençlerimizi geri getirmemiz, ailelerin acılarını dindirmemiz mümkün değil. Ama asker, “tarafsızlık” uğruna bu canların darağacına gitmesine izin verdi. Hapishanede kalanlara insanlık dışı zulüm ve işkenceler uyguladılar. maddî ve manevî olarak.

Ama unutmayalım ki tam bir “çarıklı erkân-ı harp” olan Türk Halkı seçim sandığı önlerine konduğu zaman askerlerin istediği emekli generale oy vermedi, “Tonton Amca”yı iktidara taşıdı. Bu yüzden bu halk bu anayasayı kabul etti diye halka sitem etmek bizi yanlış yollara götürür.

41 yıldan beri bazı yamalarla aynı anayasayı kullanıyoruz. Askeri yönetimin yaptığı YÖK Kanunu’nu 2 ayrı teşebbüse rağmen değiştiremedik ve sivil bir YÖK Kanunu yapmayı beceremedik. Bunun suçu sadece iktidarın değil aynı zamanda muhalefetindir de.

Şapkayı önümüze koyup daha geniş bir çerçeveden geçmişe ve geleceğe bakmak zorundayız. Karanlığa küfür etmek çözüm değil.

- Reklam -