“Bilir misiniz tankçıların beresi neden siyahtır? Ağır olur bizim acılarımız, zor olur bizim şehitliklerimiz… Ya tüm mürettebat zafer kazanırız; Ya da tüm mürettebat HAK’KA yürürüz. Şehit olan bedenimizi bile tek parça koyamazlar kabre.

Yas tutulur arkamızdan sürekli başımızın üzerindeki SİYAH BERE ile. Gururumuzdur beremiz, onurumuzdur tankımız… Kahraman silah arkadaşlarımız, şanlı Tankçılar, Şehitlerimiz, Allah rahmet eylesin mekânınız cennet olsun… Rabbim sevdiklerinize sabır ihsan eylesin… Amin…” haykırışı emekli Astsubay Mehmet Gürer’den geldi.

Zor olur bizim şehitliklerimiz diyor siyah bereliler. Duygulandım, yazacak tek bir kelime gelmedi aklıma.

Ve bu mesajın arkasından Deneme lisesinden kardeşim Seğmen Barış Vuslateri şu yazıyı gönderdi:

“Çok üzgünüm, gencecik fidanlar solarken bir şey yapamamanın çaresizliği ile bir şehidin ağzından bizlere seslendim… Bizlerin de kısır cevabını şehidimize yazdım…”

ŞEHİDİM HAYKIRIYOR:

“Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim, adım Mehmet soyadım Türk benim.

Bizim dirimiz ASKER, ölümüz Şehittir.

Anamın Kınalı Kuzusu, babamın övüncü aslanı, kısaca Mehmetçiğim ben.

Aslında kimsesiz fakir, gariban bir Anadolu çocuğuyum. Kıran gelir kırılırım, gene yerime dizilirim. Bundan yüksünmez, övünürüm, ölüme koşar giderim.

Vatan dendi mi kanımız kaynar, bayrak için can, dosta güven, düşmana kasvet veririz. Şehit düşünce bizler, Cennet kokarmış ya her yer, kurşun oruç bozmazmış…

Çok üzgünüz sizler için, bugün Anadolu’nun her köşesinde ağlayan ANA’dolu.

Babamız bile olsa karşımızda duran, bizim için önce vatan, sonra vatan!
Ata mirasına bizleriz tek sahip çıkan…

-Gene hangi duayı okudun anne? Vurulduğum yerde güneş açtı. Sen ağlayınca Cennetime yağmur yağdı…”

ŞEHİDİM BENİ DİNLE

…Nasılsın diye sorma bizlere Şehidim, hayat akıyor işte, kimi dizi seyrediyor, kimi oyun peşinde, ben farklı mıyım? Aynı meyan, aynı hamamdayım… Dün gece derin bir uykuya daldım, çok güzel bir rüya ile sabah uyandım. Sen ise vatan savunmasındaydın Mehmedim şehit olmuşsun çok utandım…

‘Nasıl öldü?’ dedim şaşkınlıkla, öldü denilmez bilmezmişim gibi şehit olana… Mehmetler ölmez, Şehitler ölmez aslında.

…Aklıma gelince sizler, bir sıkıntı içimde ne yapsam bilemiyorum. Utanç içindeyiz, gencecik fidanlar şehit olurken, koruyamıyoruz sizleri eksik politikalarla, sanki vatanın tek sahibi gibi, vebal ödeyenler gene sizler.

Aslında çözüm üretirler üzerinizden prim yapmaya çalışan ah bu siyasetçiler, biter bu şehadetler, diner o zaman acıları annelerinizin… Şair ne güzel söylemiş…

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber… Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi… Bedr’in Arslanları ancak, bu kadar şanlı idi…

… Artarda dizili ay yıldızlı bayraklara bürünmüş, hayatının baharında soldurulmuş, kefenlerine kan bulaştırılmış cennet bekçileri, uğurlanıyor analarının feryatlarıyla mekânların en yücesine, biz rahat uyuyalım diye 8 vatan evladı daha ebediyen uyudu bugün…

Sizler, Vatan için yaşayıp öldünüz; siz toprağa değil, kalplere gömüldünüz. Tarih sizleri en güzel sayfalarında saklarken, bizler dizilerin, sefahatin kandırmacasında, insanca yaşadığımızı zannedip yok olacağız hiçliğin kucağında.

Şehitlerimize Yüce Rab’bimizden rahmet ve mağfiret, yüreklerine ateş düşen ailelerine sabır ve metanet, yaralılarımıza ise acil şifalar dilerim.

Tüm haklarınızı helal edin, vatan için gencecik bedenlerinizi kalkan edip, ebediyete intikal ettiniz nurlar içinde yatın, hakkınız ödenemez, bizleri affedin. Sonsuz minnet ve saygılarımla…”

Gürer ve Vuslateri’nin bu mesajları ile gözyaşlarım sel oldu…