Türkiye’den çok dünya basınının ilgiyle izlediği Zarrab ve Hakan Atilla davasında, Reza Zarrab’ın, dün, Türkiye’nin o zamanki başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan ve ekonomi bakanı Ali Babacan ile ilgili açıklamaları verdiği en önemli ifadesiydi.

Zarrab, başbakan Erdoğan ile Ali Babacan’ın, Amerikan makamlarının yasadışı kabul ettiği, “İran’la petrol ve doğalgaz karşılığında, altın ticaretine yeşil ışık yaktığı” şeklinde ifade verdi.

Ama bir yandan Türkiye’nin başbakanı ve bir bakanının yasadışı işler yaptığını ima ederken kesinliği net olarak bu suça işaret etmedi Zarrab.
Bilerek veya bilmeyerek, (şimdilik bilmiyoruz) Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ekonominin eski bakanı Babacan’ın “Ziraat ve Vakıfbank üzerinden de bu faaliyetlerin yürütülmesine izin verdiğini iddia ederken, bu izinlerin direkt kendilerinden değil, Zafer Çağlayan tarafından iletildiğini söyledi.

Böylelikle şu an için Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Babacan’ın aleyhinde, yasadışı işlere karıştıklarına dair herhangi bir kanıt vermemiş oldu.

Bunu, “Türkiye’de el konulan mallarını geri alma ümidi” mi yaptırdı bilinmez ama oradan burayı direkt suçlaması eskisi kadar kolay gözükmüyor.

Şu an tek sanık olan Mehmet Hakan Atilla’nın anlatacakları, Zarrab’ın ifadelerini doğrulamak veya çürütmek şeklinde olacak. Aslında artık hiçbir ilgisinin kalmadığı, Reza Zarrab’ın yüklü miktarda rüşvet ödediğini iddia ettiği eski Halkbank genel müdürü Süleyman Aslan hakkında bildiklerini anlatması da olmayacak şey değil. Neden olmasın ki?
Bir şekilde seyahat etmek amacıyla gittiği Amerika’da, hayatını hapiste geçiriyor. Bu işin ne zaman sonlanacağı belli değil? Nereden bakarsanız özgürlüğünden kaybettiği bir zaman dilimi var ve bu hala devam ediyor. Kim böyle bir durumda uzun süre kalmak ister?
Ne zaman dışarıda olacağını bilmeden geçen her günü kıymetlidir insanların. Böyle bir durumda o da kendisine en kolay gelen, çıkarına en uygun olan yolu tercih edecektir. Amerikalı savcıların ona ne vaat edeceğini hiç bilmiyoruz, ya da vaat etmeyeceğini…

CİNAYETİN ARDINDAN

Herkesin özel hayatı kendisine aittir. Adı üstünde “özel hayat”. Ben hayatım boyunca kimsenin özel hayatı ile ilgilenmedim, hele cinsel hayatını hiç sorgulamadım. Düşündüklerimi burada ifade etmeye de çekiniyorum yanlış anlaşılır diye ancak bir şekilde ifade etmek gerekiyor.
Dünyanın en iyi kalpli insanı olmanız arkanızdan sanatçıların ah vah demesi çok önemli şeyler değil bunlar. Dizilerimizde figüran olarak oynattığınız bir genci (bakınız başrol değil) alıyorsunuz, önce balık restoranına götürüp, sonra evinize davet ediyorsanız eğer, bu kişi sizin için “özel birisi” demektir.
Özel değilse, evinizde işi ne? Eğer o kişi sizin için özel seri neden dizinizde figüran rolü veriyorsunuz?

Dünyanın en iyi kalpli yönetmeni de olsan sen o çocuğu kullanmak üzere hareket ediyorsun. Asla cinayeti onaylamıyorum şiddeti de onaylamıyorum ancak aklı başında bir insanın yapacağı bir hareket olmadığını belirtmeye çalışıyorum.

58 yaşındaki bir adamın 19 yaşındaki bir gencecik çocuğu evine götürmesi gece yarısı size mantıklı geliyor mu? O gencin hayatı da soldu. Acaba o hale nasıl geldi, neler yaşandı, hiçbir şey bilmiyoruz ama baştan sona yanlış bir gece olduğu kesin.
Cinayeti işleyen çocuk zaten bütün her şeyi şu cümlesinde açıklıyor. “ ne istediyse yaptım”…