Zamanın ruhu

0
79

Müzik evrenseldir, duygulara hitap eden, ruhu besleyen bir gıdadır. Kaybolan kültürlerin hala ayakta kalabilmesini sağlayan bir araçtır. Bu aracın kaybolmamasını sağlayan aracılar olduğu sürece de yaşamaya devam edecektir.

Popüler kültür her alanı olduğu gibi müzik sektörünü de işgal etmiş durumda. Günümüzde her ne kadar kaliteli müzikler yapılsa da piyasayı çabuk tüketilen popüler müzikler ele geçirmiş durumda.
Ahmet Yıldırım, Ankaralı bir müziksever. Popüler kültürün esiri olmamış, müzik kültürümüze sahip çıkan ve yaşatmaya çalışan biri. Aynı zamanda söyleşimizde kendisinin ön plana çıkarılmasını kesinlikle istemeyen, ticari bir kaygı gütmeyip insanlarımızın müziğimizi, kültürümüzü tanımasını yaşamasını hatta hissetmesini isteyen bunun içinde açtığı kafe de yüzlerce değerli cihazı, plağı sakınmadan sergileme cesaretini gösteren birisi.

PLAK BİR TUTKU DEĞİL, YAŞAM TARZI

Ahmet Yıldırım, “Bu bir tutku değil, yaşam tarzı. Geçmişte insanların evlerinde baş ucu eşyaları dedikleri malzemeler vardı. Bunlar radyolar, pikaplar, müzik dolapları daha da arttırabiliriz. Bunlar her evde olması gereken olmazsa olmaz eşyalardı. Bu eşyalar döneminde yapılırken birebir el işçiliği ve emek verilerek yapılmış nadide parçalar. Seri üretim, fabrikasyon üretim değil.”
“Bir pikap, bir radyo sadece müzik için değil aynı zamanda özenilerek yapılmış mobilya içine koyulmuş yani özenilerek yapılmış. Evlerde hem mobilya işlevi görmüş, hem görsel olarak evi renklendirmiş hem de müzik işlevini görmüş malzemeler.
Bende yıllarca bu eşyaları topladım. Bir evde ne olur gaz lambası, kahve değirmeni, sinema makinesi, kimisinde daktilo. Uzun bir süreçten sonra ister istemez epey bir malzeme birikmiş oluyor. Çoğu malzemeleri yurtdışından getiriyoruz, burada istediğimiz malzemeleri bulamıyoruz, bulsak bile iyi kondisyonda olmuyor. ”

İNTERAKTİF BİR MÜZE

Yeteri kadar malzemeyi topladıktan sonra bu kafeyi açmaya karar verdiklerini söyleyen Yıldırım, “Kafeyi açmamızda ki amaç insanlara hem ürünlerimiz sergilemek, hem buradan satışlarını yapmak hem de kafe ortamında oturup çaylarını, kahvelerini içip geçmişe ait havayı burada teneffüs edip birebir yaşamalarını sağlamak. İnsanlar sadece eşyalara bakmayacak, dokunacak, dinleyecek, seçtiği plağı koyacak pikapta açacak arzu ederse o plağı veya pikabı satın alabilecek. Burası interaktif bir müze diyebiliriz. Biz eşyalarımızı buraya gelenlerden soyutlamıyoruz istiyoruz ki zamanında insanlar neyi kullanmışlar baksınlar, dokunsunlar görsünler, yaşasınlar.”
“Taş plaklar, kırkbeşlikler, otuz üçlükler burada mevcut, yine dönemin ilk plak çalarları da var. Bir kısmı satılık bir kısmı ise özel koleksiyonumuz. Burada çeşitli etkinlikler düşünüyoruz plak etkinlikleri, söyleşiler, imza günleri bunları kütüphanemiz de yapmayı düşünüyoruz. Kültürel bir hizmet sunuyoruz aslında. Bu dinletiler ayda iki kez olarak devam edecek. Önümüzde ki hafta iki tane büyük üniversitemizin konservatuarlarından öğretim üyeleri burada küçük bir dinleti yapacaklar. Beethoven’ın, Chopin’in klasik müziklerini plaktan çalacağız onlarda bu eserleri yorumlayacaklar. Çok güzel bir etkinlik olacak ve Türkiye’de böyle bir etkinlik olduğunu zannetmiyorum. Bir plağı çalıp bugünün sanatçılarının yorumlaması çok güzel bir olay, interaktif dediğimiz tam olarak bu.”
“Daha sonra konseptlere uygun dinletiler yapacağız mesela ilki aşk üzerine olacak. Seçtiğimiz konsept üzerine hangi sanatçılar ne söylemiş bunları plaktan çalıyoruz. Tamamen o dönemin orijinal cihazlarıyla, orijinal halde takdim ediyoruz. Siz buraya gelip bir plak dinlediğiniz zaman mesela 50 yıl önce insanlar neyden dinliyorsa ondan dinleyeceksiniz. Maziye gitmiş olacağız.
İnsanlar geçmişte kültürel anlamda ne yaşadıysa günümüze taşımak istiyoruz ve bunu birebir orijinaliyle yapıyoruz.”

İÇİNİZDEN GELEREK YAPIYORSANIZ İÇİNİZDE Kİ ATEŞ SÖNMEZ

Yıldırım, “Siz bu işi içinizde hissederek yapıyorsanız bu iş bitmez, içinizdeki ateş sönmez. Ancak popüler kültüre kapılarak yapıyorsanız zaten bir süre sonra etkisini kaybedecek. Mesela Ayla Dikmen’in bir plağı var, plak bir filmde kullanıldı popüler oldu. Kullanılmadan önce çok ucuz rakamlara bulabiliyordunuz ama şu an ciddi rakamlara ulaşmış durumda böyle ticari bir tarafı da var. Bu durum bizi kaygılandırmıyor çünkü zaten bu plaklar bizim elimizde olan plaklar. Filmden önce de vardı filmden sonra da olacak. Bu tabi ki iyi bir durum değil filmde kullanılan şarkıdan çok daha iyi şarkıları var o şarkı yerine başka bir şarkı çalınmış olsa popüler olan şarkı değişecekti. İnsanları geçmişe götürmek güzel bir şey ancak tek taraflı yapmak yanlış.”
“Biz burada popüler kültürün ürünlerini değil, geçmişteki kültürümüzü tamamen yaşatmaya çalışıyoruz dokunarak, dinleyerek hissederek insanlar bu duyguları yaşasınlar istiyoruz. Popüler olma gibi bir kaygımız yok çünkü siz en nadide parçalarınızı insanların önüne koyar mısınız? Çünkü insanlar dokunuyor, elliyor kırabilir her şey olabilir.”

İYİ MÜZİK PLAKLARDA

Ulaşmak istedikleri kitleden bahseden Yıldırım, “Biz belirli bir kitleye ulaşmaya çalışıyoruz, ulaşmak istediğimiz kitle bu işi bilen, değer veren kitle. Zamanında zaten bunları yaşayıp bilen insanlar, yeni nesil ise bilgi birikimi olarak olmasa bile öğrenmeye çok hevesli gençleri böyle görmek bizi mutlu ediyor. Eski nesil ile yeni nesil arasında köprü gibi bir vazifemiz var aslında. Yeni nesil iyi müzikler dinlemek istiyor ve iyi müzik plaklarda.”
“Cem Karaca’yı, Barış Manço’yu biliyoruz ama birde bu sanatçıların esinlendikleri yerli yabancı bir sürü sanatçı var. Kendilerinin sözlerini, müziklerini yaptıkları plaklarda kalan Cem Karaca’dan aşağı kalmayacak sese sahip sanatçılar. Bu insanlar neden tutunamamış bir bakmamız lazım. 70’ler sıkıntılı bir dönem ekmeksiz, yağ kuyruklarında beklenilen bir dönem. O dönemde rock müzik yapıp plak çıkarıp herkese satmaya çalışacaksın. Erkin Koray’ın saçı uzun diye suratını jiletlerseniz, Barış Manço’yu Tarsus’ta kovalarsanız Türkiye’de müzik yapmak zordur. Ama o zor dönemde müzik yapabiliyorsanız en iyisini yapmışsınız demektir. Neden biz hep 70’leri konuşuyoruz çünkü en iyi müzik o dönemde yapılmış, 80’lerde fantezi müziğe kayılmış. ”

DÜNYA DÖNDÜKÇE PLAKTA DÖNECEKTİR

Yıldırım, “60’larda, 70’lerde çok güzel müzikler yapılmış ve bu müzikler plaklara kaydedilmiş. Plaktaki sesin analog bir ses olmasından dolayı net, doğal bir sestir. İyi bir pikapta bu ses dinlenildiğinde stüdyo ortamında o çalıyor siz dinliyor gibi olursunuz. Bu yüzden dünya döndükçe plakta dönecektir diyorum.
Döneminde değer görmeyen bir sürü sanatçımız var. O dönemde o sanatçıların anlaşılamaması çok normal çünkü dönemin ötesinde sanat yapmışlar. O yüzden daha sonra anlaşılmışlar. İnsanlar o dönemlerde müzikten çok para kazanmamışlar çünkü para için değil sanat için sanat yapmışlar.
Müzik bir ihtiyaç, insan beden ve ruhtan oluşuyor, bedeni doyurdunuz ya ruh? İşte bu yüzden müzikte ruhumuzu doyurmamız için bir ihtiyaç. Müzik hak ettiği yerde olmalı, iyi müzik yapılmalı bu yüzden geçmiş geleceğe taşınmalı. Geçmişten bir haber müzik yapamazsınız, geçmişinizi de bilmeniz gerek ki müziğinizin ayakları yere otursun”.

KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İSTİYORUZ

Bu kafeyle amaçladıklarından bahseden Yıldırım, “Burada yapmaya çalıştığımız insanların bir sohbet meclisi olsun, geçmişe ait cihazları tanısın interaktif bir müze gibi dokunsun, dinlesin, görsün o havayı yaşasın. Çünkü bu anlatmakla olacak bir şey değil yaşamak başka bir şeydir. Biz reklam yapmak istemiyoruz, istiyoruz ki insanlar buraya tavsiye üzerine gelsin. Bir kişi yüz kişiye tavsiye eder içlerinden 3 kişi gelir. Gelen o 3 kişi gerçekten bu işe tutkuyla bağlıdır işte bizim istediğimiz kitlede ulaşmak istediğimiz kitlede böyle bir kitle. Kültürümüzü yaşatmak istiyoruz. Bu iş gönül işi, para işi değil.”