CHP’nin Ankara-İstanbul bağlantılı “adalet arama kutlu yürüyüşüne” tepki gösteren Başbakan , “yürümesinler, hızlı tene binsinler “demiş. Başbakanın kendine özgü espri anlayışına bir fıkra ile farklı bakış getirelim:

“Ülkenin birinde sürekli icraat yapan, sorunları çözmeye çalışan bir Başbakan varmış. Ancak ülkenin gazetecileri, Başbakan ne yaparsa yapsın sürekli eleştiriyormuş. İş çığırından çıkmış, yaptığı işlerin sürekli eleştirilmesine ve kötü yansıtılmasına dayanamayan Başbakan, danışmanlarını toplamış ve “bana öyle bir icraat bulun ki gazeteciler bunu eleştirmesin, hakkında kötü bir şey yazamasın” demiş. Birkaç gün sonra gazetecilere Başbakanın ülkedeki en büyük göle gideceğini ve orada çok önemli icraat gerçekleştireceği bilgisi gönderilmiş. Büyük bir merakla, gölün kenarında nasıl bir icraat yapılır ki sorusu sorulmaya başlanmış, ne kadar gazeteci varsa hepsi söylenen yerde toplanmış.

Başbakan gelmiş, gazetecilere “bugüne kadar çok iş yaptım, sorunları çözdüm ama size bir türlü beğendiremedim, sürekli eleştirdiniz. Birazdan öyle bir şey yapacağım ki eleştirecek bir yön bulamayacaksınız” demiş ve bir anda göle doğru yönelmiş, gölün üzerinde yürümeye başlamış. Herkes şaşkınlık içinde, Başbakan, gölün üzerinde yürüyerek karşı kıyıya kadar gitmiş, gelmiş. Gazeteciler, “bravo, yok böyle bir şey, mükemmel bir iş bugüne kadar size haksız yapmışsız“ övgüleriyle Başbakanı göndermişler.

Gelen bu ilk tepkilerden memnun kalan Başbakan heyecanla ertesi sabah gazeteleri açtığında su manşeti görmüş:
bilmeyen başbakan göl üzerinde yürüdü/ Başbakan bilmiyor biri öğretsin/Komik: Başkan gölde yüzmedi, üzerinde yürüdü/ Gölün üzerinde yürümekle enflasyon düşmez”

Fıkrayı günümüze uyarlasak, CHP’nin eylemini sadece “yürümekle” ile kalması, esas amacını ve hedefini, “su üzerinde yürümeyi becerisini görmeyip yerine neden yüzme bilmiyor” boyutunda dar algılanması gayretleri dikkat çekici.

Fıkraya ilişkin diğer yorumların keyfini size bırakalım ama yürüme eylemleri ile en güzel siyasî eleştiri getiren rahmetli Süleyman Demirel’i “yürümekle yollar aşınmaz” sözüyle ölümünün 2. yılında analım

Evet, Ankara-İstanbul karayolu belki yürümekle aşınmaz ama bu yol, bazı kesimlerin yerleşik kültürü haline gelen, “itibarsızlaştırma, küçümseme, gözden düşürme, ötekileştirme” anlayışına direnerek Türkiye tarihinin en büyük kitlesel siyasi ve hak arama eylemine sahne oluyor. Ege’den, Trakya’dan ve başka bölgelerden de katımlarla yürüyüşün görüntüsü daha da değişecektir.
Eğer bu yürüyüşü iyi değerlendirmek istiyorsanız, kortej sonundaki traktörlere, şalvarlılara bakın. Böyle bir katılım oluştuğunda ortaya çıkacak mesajları birilerinin sahiplenmesi ve iyi anlamaları gerekecek.
Buna fırsat vermek istemeyenler, yürüyüş güzergâhındaki bir vali, kaymakam, hatta bir emniyet yetkilisi aracılığıyla, OHAL’a sığınıp, “kamu güvenliğini tehlikeye düşüyor” ya da “trafiği engelliyor” işgüzarlığı ile bu eylemi durdurmaya, yasaklamaya kalkışması hiç şaşırtıcı olmaz.

PAYLAŞ
Önceki İçerikBizimle oynuyorlar!
Sonraki İçerikYürümek işe yarar mı?
İsmet Hazardağlı
1984 yılında çalışmaya başladığı gazetecilik mesleğinde, çeşitli haber ajansları, dergiler, gazeteler ve televizyon kanallarında muhabir ve üst düzey yönetici olarak görev yaptı. Sonsöz'de ekonomi yazıları ile sizlerle!