“Yurtta sulh cihanda sulh” Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’yi yöneteceklere bıraktığı en önemli ilke, en anlamlı direktiftir.
Ancak 15 yıllık AKP iktidarının Türkiye’yi bugün getirdiği nokta maalesef “Yurtta kriz cihanda kriz” oldu.

“Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi ilk kez 25 Nisan 1931’de yapılacak Milletvekili seçimi öncesi Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından 20 Nisan 1931’de söylendi.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir temel ilkesi, Türk dış politikasının da 10 yıllarca dayanağı oldu.

“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi, sadece bir ilke değil 1961 ve 1982 Anayasalarımızda yer alan, devlet yönetiminde ve her türlü devlet faaliyetlerinde yönlendirici bir nitelik taşıyan, üstün hukuk ve anayasa kuralıdır.
Yurtta kriz cihanda kriz diye Türkiye’nin mevcut durumunu neden tanımladığımı anlatayım.
Yurtta kriz.

Öncelikle 35 yıldır devam eden PKK terörünün yarattığı kriz ile başlayalım. Yabancı ülkelerin maşası olan katil, kahpe PKK’nın kökü kahraman Türk askeri ve polisi tarafından bir türlü yok edilemedi.

Üstelik bir siyasi partinin milletvekillerinin terörist cesetlerini adli tıptan alacakları noktaya kadar geldi terör desteği.

15 Temmuz kahpe darbe girişimi yurtta yaşanan en büyük kriz olarak Türkiye Cumhuriyetinin tarihine kara leke olarak geçti.

Yurtta kriz o günden bu yana devam eden OHAL ile hala sürüyor.
Gazetecilerin tutuklu yargılanmaları, CHP Milletvekili Enis Zaimoğlu’nun İstanbul istinaf mahkemesi tarafından “yeniden yargılanma” kararına rağmen hala tutukluluğunun devam etmesi hukuki krizdir.

İstinaf Mahkemesinin karar gerekçesindeki tespitler Berberoğlu’nun avukatının da yargılamada dile getirip itiraz ettiği hukuki gerekçelerdir.

Hukuk sisteminin yaşadığı krizi CHP milletvekili Dr. Murat Emir, “2010’da FETÖ’nün yargıda yaptığını AKP 2017’de yapıyor” diye eleştirdi.

Şimdi sizlerin de akıllarına gelen yurtta yaşanan diğer krizlere.
Milli Eğitim sistemimizde yaşanan kriz,
Ekonomide yaşanan ve halkı fakirleştiren mali kriz,
“Tarafsızlık” yemini anayasa hükmü olarak dururken, yapılan anayasa değişikliği ile “taraflı” olmasına da izin verilen cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP Genel Başkanı olması,
Başbakan ve bakanların tüm yetkilerinin Cumhurbaşkanında toplanması,
KHK’lar ve Torba yasalarla Meclis’in adeta devre dışı bırakılması,
Laik Cumhuriyet ilkesine aykırı olacak şekilde müftü ve imamlara resmi nikah kıyma yetkisi verilecek olması,
İmamların okullara öğretmen olarak atanmaları,
Kara, Hava ve Deniz Komutanlıklarının Milli Savunma, Jandarma’nın İçişleri Bakanlıklarına bağlanarak Genelkurmay’ın komutasından çıkartılması ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünün parçalanması,
“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi yeni Türkiye’nin bir devlet politikası olarak, kuruluşundan bu yana vazgeçilmez hüküm olmuştur.
Ancak AKP hükümetinin özellikle son yıllarda uyguladığı dış politika “cihanda kriz” haline dönüştü.
Suriye, Irak, İran, Amerika, Rusya, Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya ile ilişkiler Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanmadık krizlere neden oldu ülkemiz açısından.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Birleşmiş Milletler Kararları ile Angajman kuralları içerisinde yaptığı terörle mücadelede konusunu elbette bu eleştirimin dışında tutuyorum.
Ancak neredeyse Avrupa Birliği üyeliği reddedilecek aşamaya gelen Türkiye’nin uzun yıllara dayalı NATO müttefiki Amerika ile de kopma noktasına gelen ilişkileri cihanda kriz değil de nedir?
3,5 milyon Türk vatandaşının yaşadığı Almanya dış ticaretimizin en önemli partneridir ki Alman Silahlı Kuvvetleri Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmıştır.
Hollanda kadın bakanımızı sınır dışı ederek Cumhuriyet tarihinde yaşamadığımız çok önemli bir krize imza atmıştır.
12 Adamızın Yunanistan tarafından işgal edilmesine ise AKP hükümeti sessiz kalmaktadır.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi ne yazık ki günümüzde “yurtta kriz, cihanda kriz” haline dönüştü.