Bir nefes, bir sesle dünyaya gelen insanoğlu, zamanla büyümekte, okur-yazar olmakta, eli kalem tutmakta, duygu ve düşüncelerini öykülere, şiirlere, şarkılara, türkülere tablolara ve romanlara aktararak dünya insanları ile paylaşmaktadır. Yazar ve okuyucunun karşı sorumlulukları vardır.

Yazarlık zor bir iştir. Gözlem ister, algılama ve özümseme ister, duygu ve düşünceleri özgün ve özel olarak kaleme almak gerekir. ‘Kalem kılıçtan keskindir’ sözü, kalemin gücünü anlatır. Kalem güç veren el, güçlü olmak durumundadır. Çatal yürek ve çevik kalem birleşince, ortaya akıcı ve yaratıcı bir eser çıkar.

Yıllar önce “Genç Kalemler “dergisi etrafında birleşen genç yetenekle, edebiyat tarihimizde seçkin yerlerini aldılar. Günümüzde de genç kalemleri görmek ve onları toplumla, edebiyatla, kültürle ve sanatla bütünleştirmek gerekmektedir.
Günümüzde dikkatleri üzerlerinde toplayan iki genç kalemi bu yazımızın konusu yaparak, onları kutlamak istiyorum. Son yıllarda kısa sürede akıcı, yaratıcı ve çarpıcı iki roman yazarak (RUSTAİ ve KIZIL GÖLGELER) büyük ilgi çeken yazar Emine Öztürk Kalafat, yeni eserler vermek üzere heyecanla, duyarlılıkla ve etkili kurgular yaparak kalemini yükseltmeye devam etmektedir.

KIZIL GÖLGELER ROMANI:

“Annem paramparça. Her parçası saplanıyordu yüreğime. Gözyaşları dilsiz toprağa damladıkça, benim toprağımda taze acılar diriliyordu. Benim toprağıma kar yağıyordu, her yanım buz, donuyordum. Annemin gözlerinde soluklarım tükeniyor, kör olmak istiyordum. Bakışarak konuşuyorlardı yine. Sözcükler bağırıyordu gözlerimde. “Karinem!” diyordu annem, “Can yoldaşım, sırdaşım, kardeşim!” Gözyaşları avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bir ben mi duyuyordum bunca kederi? Bir ben mi okuyordum bunca duyguyu? Bir benim gözlerim mi doyuyordu acıya? Karine bir adım atmıştı Zohrab’a doğru. Duraksayıp anneme döndü. Gölgesi yitik, ruhu yitik, garip, zehir yüklü, esmer tenli bir kader… Teneşirlere uzanmış geleceği, ne ölecek ne de dirilecekti. Yüreğindeki ateşin rengi yanaklarına dökülüyordu. Yine kızıl renkle tütsüleniyordu, ruhum…
Karanlık holde önümde karanlık bir nefes, ayak sesleri… Ölüm renginde bir sessizlik… Toprağımda kırağı, üşüyordum. Karanlık odaya sığınan iki nefes… Kendimden iltica edebilseydim. Gözlerime saklanmış siyah bulutlar… Dökülebilseydim kendimden. Geceyi her yerinden yırtıp, aydınlığı giydirebilseydim karanlığıma. Annemin sükûtunu dinlemek; her soluğunda ayrı bir çığlığın sesi… Ellerine dokunuyordum. Kara kış tenine sürgün… Dışarıda ölmek bilmeyen bir gece… Ve ben karanlığı emdikçe, karanlık korkuları doğuruyordu. Zaman gecede tutuklu… Dışarıda başıboş sesler… Ne ölebiliyor ne de doğabiliyordum. Ve yalnızlıkla cilalıydı her yer. Sustukça konuştuk annemle. Konuştukça sustuk. Sabah renkleri karanlığı solduruncaya kadar korkuyla cilalanmış duvarlarla konuştum…
Kuşlara kulak verdim yine. Ne söylediklerini bilmiyorum ama benim yüreğimi maviye doyuruyorlar. Ölmeyelim kuşlar bu gece. Ben sessizliğimle, siz sesinizle yırtalım geceyi…”

RUSTA 2:
“Bakir çığlıkların koynunda, güneşe en yakın mesafedeyim. Çöl ortasında, durgun suya hasret geçen bin asır. Duygularım söz dinlemiyor bu gece, utanmaz, fettan bir halde. O vakur halimden bir eser kalmadı bak. İnfaza mahkûm yıllarımın ızdırap veren figanları… Sarfınazar yok aklımda. Senin aşkın, yedi kat giyinmiş duygularımı anadan üryana çevirdi. Takatim kalmadı, daha fazla can çekişmeye. Uzayan gecelerin karanlık kuytularında beklediğim; inat sabahlar. Kadife teninin görünmez büyüsünün sıcağıyla yanıyorum. Senden başka hiçbir saika yok içimde. Tamtakırım bak; badiyenin ortasında Çulpan… Ben suçlu olsam ve beni sana kelepçeleseler, sadece sana dokunsam… Saçlarını her savurduğunda, yüreğimi terbiye etmenin ustalıklarını öğrendim, çaresiz. Gözlerinin renginde geçen mevsimler hep bahardı bana sevgilim…”

YÜKSELEN KALEM AHMET SEMİH TULAY

Ünlü halk şairi Emrah’ın kenti Van-Erciş’te 1952 yılında doğan yazar Ahmet Semih Tülay, ilk ve orta öğrenimi takiben İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistotya ve Arkeoloji Bölümü’nden mezun oldu. Çeşitli illerde müzelerde ve kültür- turizm alanında yönetici olarak görev aldı. Tarihi ve kültürel konular üzerinde araştırmalarını yoğunlaştırdı.
Çeşitli dergi ve gazetelerde bilimsel araştırmaları yer aldı. Halk Kültürü alanında yaptığı çok değerli çalışmalar nedeniyle Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu (2017) Ödülüne layık görüldü.
Yazar Ahmet Semih Tülay’ın ilgiyle karşılanan çok sayıda eseri, çeşitli dillere çevrilmiştir:
-Aphrodisias, Aphrodisias Museum, Didiyma-Miletus-Priene, Komagene Nemrut, Genel Nümizmatik Sözlüğü, Antik Öyküler, Eski Eser Yağması, Antika Anılar, Miletoslu Aspasia, Nannakos’un Göz Yaşları, Ege’nin Antik Öyküleri, Frigya Öyküleri, İlk Çağlardan Günümüze Çoban Kültürü, Höyük Çalınan Hazinelerimiz, Afyonkarahisar Kültür Sözlüğü…
Geçmişten günümüze uzanan köklü, zengin, derin ve renkli kültür tarihimiz bütün özellikleriyle tanımak isteyenler, araştırmacı, yazar Ahmet Semih Tülay’ın eserlerini okumalıdırlar.

Yazar Emine Öztürk Kalafat ve Yazar A. Semih Tülay gibi umut veren genç kalemleri tanıdıkça, okuyucu yenidünyalara açılır.