özlemi hiç bitmezde, ilkbahar adımını attığında! can kardeşim Saygı Öztürk telefonun ucundan “Turnalar, şah kartal, sarı çiğdem bizi bekliyor, gah gidek abi…” dedi mi akan sular durur ve düşeriz yoluna…

İlhan Usanmaz dostumuz ve yeğenimiz Ercan Ersoy’da bize eşlik ederekten… Ankara’dan çıkışta hava kurşun gibi ağır, gökyüzü sıkılı bir yumruk gibi gergindi… Bu sıkıcı havayı bizim Saygı’nın esprileri, İlhan Usanmaz’ın çeşitli illerin fıkraları dağıtıyordu. Arabanın bandında, Yozgat Sürmelisi… “Sabahınan esen seher yelimi” diyerekten… Ardından da “Çamlığın başında tüter bir tütün” ve “Ağ gelin.” Toprağımıza ulaşmanın sevinci ve türkülerin kederi… Yozgat yolundan geçip de bizim Ayhan Çelik’in benzin istasyonunda mola vermemek olur mu? Bizde olmaz deyip, soluklandık. Ayhan Çelik Yozgat’ın kalkınmasıyla yatar, Yozgat’ın kalkınmasıyla kalkar. Elinde proje, dilinde Yozgat’ın sanayileşme atağı, tabiki tarımcılığı arka plana atmamak şartıyla…

Bizim Ayhan’a bir sor, bin ah dinle… İnşallah kalkınmış bir Yozgat görür. Petrolcülükten meslektaşı Aslan Atalay beyde Ayhan Çelik’in projelerine konuşmalarıyla destek çıkıp “İnşallah inşallah” diyordu. Yozgat’ta 7 – 8 bin işsiz, kahvehaneler boş adam dolu, Sürmeli Türküsünü dinleyip de ağlamasında ne yapsın..? Bizde Çamlığa çıkıp, Sürmeliyle, Ziyanın kulaklarını çınlattık. Yozgat’a yaklaşırken “bizim Tarık Yılmaz’ı bir arayalım, oradaysa İleri’ye uğrayalım” dedi Saygı… Aradım “on dakika sonra gazete de olacağını” söyledi Tarık Yılmaz. Tarık’ın da habercilik hastalığını unutmuştuk..! İleri’ye uğramayıp, Sorgun’a devam ettik. Hey gözünü sevdiğimiz topraklar, iğde ağaçların başka, salkım saçak ağan söğütlerin bambaşka… Doğan Özmen abimizin sesi de bahara sıcaklık katan cinsinden. “Yaklaştınız mı” dedi. Şu bükleri geçip geliyoruz diye cevapladık. Sorgun’un içinden, Cumafakılı yoluna aktık. Delibaş Çayı’nda da akan suya baktık yoktu… Dr.Turhan Temuçin dinlenme evinde buluştuk. Doğan Özmen abimiz, damadı Serdar, Ali Ateş, Selami Ünlü ve üç genç doktor, hoşbeş eyledik. Mükremin Kayhan’ın da kulakları çınlasın…

Yemek faslından sonra, saz ve türkülerle sohbeti koyulaştırdık. Saygı “yol yakınken vuralım Abucağı” der demez, çıktık yola… Abucak yolunda hafiften yağmur çiselemeye başlamıştı. Vardık Fevzi Ağa konağına, bahçeyi harmanlayıp, geçtik yan komşunun ocağına. Hane sahibi Efendi Öztürk. Dedesi, babası adını koyarlarken, efendi olacağını bilmişler dersem abartmamış olurum. Ne de olsa Öztürklerden… Bizim enişte (Gülay’ın eşi) Nihat Ersoy, Kenan Öztürk, Ulvi Öztürk, Süleyman Öztürk, Naci Ersoy, Ahmet Kaya, Derviş Ersoy, Tahir Erdal, Ersoyların hası Ercan Ersoy tatlı mı tatlı sohbet ve sohbet içerisinde bal tadında, Öztürk – Ersoy soyadı kavgası!.. Kavgaya bende karışıp, kardeşler bende Taşcı’yı Öztürk yapıp, Taşcı’nın yanına Öztürk’ü de yazacağım dediğimde, Ersoylar inanmadı! Aha Salim Taşcı Öztürk imzasını görsünler de inansınlar… Gördün mü enişte Nihat Ersoy? Bu sohbet sabaha kadar devam ederdi de, Ankara’ya döneceğimizden, gece ucunu göstermeden ayrıldık. Ömür biter yol bitmezmiş, eh bu yolları azaltmak içinde bizim Saygı bastı gaza… Sorgun’u çıkıp, Yozgat sırtını aştığımızda, yağmura arabanın hızlı silecekleri çaresiz kalıyordu. İlhan Usanmaz beyin fıkraları yolculuğumuza neşe katıyordu. Ercan Ersoy’la tarih ve edebiyat sohbetimizde yolculuğumuzu renklendiriyordu… Ankara’ya girdiğimizde, vaktin nasıl geçtiğinin farkına varamadık. Şen olasın Yozgat…