Türkiye uzun süreden beri giderek sıkışan bir kıskacın içinde… Kimimizin farkında olduğu; ama ne yazık ki, büyük çoğunluğun ne olup bittiğini pek de anlayamadığı, hatta belki de ‘anlaması gerektiğini’ bile fark edemediği bir fiili durum söz konusu…

İşte kıskacın ‘giderek’ sıkışmakta olmasının en önemli nedeni de, bu…

Hepimizin, insan doğasından kaynaklanan bir takım zayıflıkları var ve bunun şaşırtıcı hiç bir yanı da yok. Ama insan olmanın bize sağladığı, ya da, en azından sağlaması gereken artılarımız olduğu da bir gerçek…

Unutmayalım ki; insanoğlunu, bizim bildiğimiz ve algıladığımız evren içinde var olan tüm öteki canlılardan ayıran, onlarla karşılaştırıldığında çok üstün bir konuma getiren özellik ve yetenekleri var. Bununla ilgili yüzlerce örnek vermek mümkün elbette ki, ama bence bu özellik ve yeteneklerin en önemlisi, insan beyninin gözlemlemeye ve böylece topladığı verilerinin analizini yaparak bundan sonuç çıkarmaya yatkın olması. Ama burada göz ardı edilmemesi gereken bir nokta, daha doğrusu bir ‘zayıflık’ çıkıyor karşımıza. O da, gözlemlenen şeye bağlı olarak, her insanın ayrı ayrı veriler toplaması ve de bunun kaçınılmaz sonucu olarak, farklı, hatta zaman zaman birbirine taban tabana zıt görünen analitik sonuçlara varması…

Tarihe şöylesine bir bakış bile, bizi kaçınılmaz bir sonuca götürür. Bunu kısaca tanımlamak gerekirse, “insanların her zaman ikiye ayrıldığını görürüz” diyebiliriz…

Yönetenler ve yönetilenler…

Ayrıntılara girersek; yönetilenlerin, algılama yeteneklerini, kimi zaman isteyerek, kimi zaman da bilinç dışı kapatarak yaşadıklarını ve zaten yeteri kadar algılamadıkları için de, temel sorunları analiz edebilmelerinin söz konusu bile olmadığını fark ediyoruz. Bu da; yönetenlerin gücüne güç katan bir olgu olarak çıkıyor karşımıza. Yönetenler; kendi amaç ve çıkarlarına uygun biçimde şekillendirdikleri yapay analizleri ortaya koyma ve böylece daha da kolay yönetme olanağına sahip oluyorlar…

…Ve gelin kabul edelim ki, bu olanağı gerçekten de iyi kullanıyorlar…

O zaman; irkiltici ve adeta can acıtan sorular çıkıyor ortaya… Yönetenler, ya da en azından bunların bazıları, acaba gerçekten de ‘yöneten’ olmanın gerektirdiği özellik ve yeteneklere sahip mi..? Evrim sürecinin erken dönemlerinden kaynaklanan “sürüler halinde yaşama” alışkanlığını, günümüzde etnik gruplar, uluslar ve ülkeler haline dönüştürmeyi başaran ve “yönetilen” olarak yaşamayı kabullenen insanların kaderi, yalnızca ve yalnızca kendini yönetenlerin yeteneklerine, becerisine ve iyi niyetli olup olmamasına mı bağlı..?

Biliyorum; hiç bir etnik önyargıya sahip olmayan nesillerin, nasıl olup da kendilerini günümüzün etnik kaosunun ortasında bulduklarını açıklamaya yetmeyecek bu yazdıklarım…

Dilerim zifiri karanlıkta yakılan bir kibrit gibi olur, çok olmasa da, nerede olduğunu fark ettirebilir insanlara… Kim bilir..?

PAYLAŞ
Önceki İçerikBaşkan Gökçek, Büyükelçileri kabul etti
Sonraki İçerikİşsizlik son 7 yılın zirvesinde
Mehmet Ali Yula
Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.