Ana Sayfa Güncel Yol çökmeleri artık sürpriz değil

Yol çökmeleri artık sürpriz değil

Yol çökmeleri artık sürpriz değil

127
PAYLAŞ

Yaşadığımız kent, seveniyle sevmeyeniyle, yaşayanıyla çalışanıyla, belediye başkanlarıyla ve sakinleriyle her an hem iyi hem de kötü sürprizlere çok açık bir yer. Ankaralılar için yolda yürürken bir çukura düşmek,yol çökmeleri veya evinizin önünde park ettiğiniz aracınızın sabaha karşı yol çökmesi sebebiyle çukura düşmesi şaşırtıcı bir durum olmaktan çıktı.

Özellikle son bir buçuk ayda Başkentli için normalleşen fakat esasında can ve mal güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden bu plansızlığın sebeplerini, ’da yaşanan yollar ve üst geçitlerle ilgili sıkıntıları Ankaralı şehir plancısı Baran Can Karadoğan’la konuştuk. Yorumlarına;

“Aslında bu şehri sevmek gülü sevip dikenine katlanmaktan ziyade, dikenler içerisinde bir gül aramaya benziyor. Kuşkusuz ki hepimiz bu değerli alanların yapılaşmaya açılmasının arkasındaki en temel sebebin rant olduğunun farkındayız.”

sözleriyle başlayan Karadoğan, sorularımızı yanıtladı.

Uzun zamandır var olan fakat son günlerde oldukça sık hale gelen yol çökmeleriyle başlayalım?

6 Mayıs 2016 tarihinde saat sabaha karşı 5 sularında 100.Yıl semtinde işlek bir marketin önündeki yolun çökmesi ve bir aracın göçüğe düşmesiyle başlayan yollarımızın isyanı, geçtiğimiz günlerde Büyükesat’ta Mercan Caddesi’nde 7-8 metrelik bir çukurun oluşmasıyla devam etti. Evet bir can ve mal kaybı yaşamadık ama bu durum kentlilerin her an bu tehditle karşı karşıya olduğu gerçeğini maalesef ki değiştirmiyor. Zira yaşanan bu felaketin sadece yolun zarar görmesiyle değil aynı zamanda yolun altında bulunan su, kanal, doğalgaz ve iletişim hatları gibi altyapının tümden zarar görmesiyle sonuçlandığını hep birlikte görmekteyiz.

Nedir bunların gerçek sebebi veya sorumlusu?

Biz toplum olarak yaşanan her kötü olayda çok hızlı bir şekilde sorumluyu ilan etmeyi çok seviyoruz. Yalnız bu noktada bu hız, çoğu zaman yaşanan felaketin arkasındaki gerçek sorumluyu veya sorumluları görmeyi maalesef ki engelliyor. Mercan Caddesi’ndeki çökmenin yaşanmasının ardından Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı, konuyla ilgili sorunun komşu parselde devam eden inşaatta tekniğe uygun yapılmayan kazı ve forekazık sisteminin yetersizliğinden kaynaklandığını belirtti. Bu sürecin sonunda Büyükşehir Belediyesi, çöküntü sebebiyle sorumluluğu bulunan firmaya 1 milyon 273 bin 410 TL’lik rekor bir cezayla faturayı kesti. Aslında bu ceza, sadece yola verilen hasarın cezasıydı. Fen İşleri Daire Başkanı Vedat Üçpınar; su, kanal, doğal gaz ve iletişim hatları gibi altyapıyla ilgili kurum cezalarının da yolda olduğunu belirtti.

SUÇ KİMİN?

Suç aslında komşu parseldeki inşaatta mı yoksa suç ona mı yıkıldı?

Olaya bu açıdan baktığımız takdirde tek suçlu inşaatı üstlenen firma olarak gözükmekte. Fakat olaya bir de şu açıdan bakmakta fayda var. İlgili caddedeki inşaat firmaları çalışma yapmak için gerekli olan izinleri ne zaman ve ne şekilde aldı? Bu inşaat kapsamında gerekli denetimler yapıldı mı? Bölgenin vadi tabanı ve su yatağı olmasından dolayı Ankara Mimarlar Odası’nın inşaat yapımının tehlikeli olacağı uyarılarının dinlenmemiş olması da ayrı bir problem. Bu noktada ben kimin sorumlu olduğunu belirlemeyi toplumun vicdanına bırakmanın en uygunu olduğunu düşünmekteyim.

Bu işi yapanlar mı, izin verenler mi yoksa kaç yıldır ülkemizin her tarafında gerçekleşen bu olaylara karşı sessiz kalan bizler mi? Bence hepimiz suçluyuz. Henry Buckle’ın da dediği gibi, suçu toplum hazırlar suçlu işler.

1558287273493

 

Ankara’nın yeşil alanları ve kimliği için vadilerin çok değerli olduğunu, hem biyolojik hem ekolojik hem de kültürel anlamda ne kadar önem arz ettiğinin Ankara’lı vatandaşlar olarak fark edilmesi ve sahip çıkılması gerektiğine vurgu yapan Şehir Plancısı Karadoğan, böyle uygulamaların Ankaralıların geleceğinden bir parça daha çaldığının da altını çizdi.

Neden böyle kötü olaylar olduktan sonra gündeme geliyor, olması gereken denetlemeler neden yapılmıyor, neden böyle plansız hareket ediliyor?

Şunu söylemek isterim ki, Şehir Plancıları Odası’nın yaptığı açıklamaya paralel olarak, bahsettiğimiz bölge Büyükesat Vadisi tabanında yer almakta ve alanın vadi tabanı olmasından dolayı itinayla korunması gerekmektedir. Bu hassasiyet zaten Nazım İmar Planı’nda vadi tabanları için getirilen kullanım kararlarıyla vurgulanmıştır. Buraların yapılaşmaya açılması ve betonlarla kaplanmasının sorunlarını ve tehlikelerini bilmemiz ve yapılan bazı işler karşısında ayakta durmamız gerekiyor. Kuşkusuz ki hepimiz bu değerli alanların yapılaşmaya açılmasının arkasındaki en temel sebebin rant olduğunun farkındayız.

Tabii ki rant, bütün dünyada tüm kentlerde inkar edilemeyecek bir gerçek, fakat Büyükesat Vadisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi’nde olduğu gibi bu rant, bizlerin can ve mal güvenliğini tehdit edecek seviyelere geldiğinde sessiz kalmak elde değil. Sonuçta doğal eşik olarak kabul edilen ve üzerinde yapılaşmanın asla kabul edilemeyeceği bir alanda yapılan bu faaliyetler, sadece bizi tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda biz Ankaralıların ellerinde kalan kısıtlı yeşil alanlardan ve pek de hoş gözükmeyen geleceğimizden bir parça daha çalmaktadır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam