CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu millet demokrasiyi seviyor, sağcısı, solcusu hiç fark etmez. Demokrasiye geçerken ‘yeter söz milletindir’ denmişti. Yeter söz milletindir, bu süreç o süreçtir. Hep beraber diyeceğiz ki yeter söz milletindir artık” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, anayasa referandumu çalışmaları kapsamında Afyonkarahisar’da muhtarlar ve sivil toplum örgütleriyle bir araya geldi. Bir rejim değişikliği içine girildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“DEVLETİN TEPESİNDE ÇİFT BAŞLILIK OLACAK”-

“Hangi gerekçeyle rejimi değiştiriyoruz? Biri desin ki ‘şu gerekçeyle biz parlamenter demokratik sistemden vazgeçiyoruz, tek adam rejimine geçiyoruz.’ Deniyor ki ‘devlette çift başlılık bitecek’, tam tersine devlet yönetiminde çift başlılık olacak. En tepedeki kişi hem başkan olacak hem de siyasi partinin genel başkanı olacak yani iki ayrı şapkası olacak. ‘Çift başlılığı kaldıracağız’ söylemi asla doğru değil. Bu anayasa değişikliği geçerse devletin tepesinde çift başlılık olacak.

“ÖYLE YETKİLER VERİYORUZ Kİ BİR KİŞİ TEK BAŞINA OHAL İLAN EDEBİLİYOR”-

Sorunlar nasıl çözülür, demokratik sistem içinde. Bir ülkede demokrasi askıdaysa o ülkede büyüme şansı sıfırdır, dünyada örneği yoktur. Demokrasiyi askıya alıyoruz. ’in bir grup yetkisini elinden alıyoruz, bir kişiye teslim ediyoruz. Öyle yetkiler veriyoruz ki bir kişi tek başına OHAL ilan edebiliyor. Ne demektir OHAL, hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok demektir. Bir kamu yetkilisi gelir, sizin fabrikalarınıza el koyar, mahkemeye bile gidemiyorsunuz. Bütün bu riskleri iş dünyasının düşünmesi lazım. Bütün ekonomik ve sosyal alanlarda karar başkan tarafından alınabiliyor, yetki bu.

“PARLAMENTOYLA BAŞKAN ARASINDA ÇİN SEDDİ BİR DUVAR ÖRÜLÜYOR”-

İstediği bakanlığı kuracak, istediği bakanlığı kaldıracak. İstediği kadar başkan yardımcısı olacak. Bakan ya da başkan yardımcılarının hiçbirisi milletvekili olmayacak. Milletvekilinden yaparsa, istifa edecekler. O zaman bu 550 milletvekilini niye seçip gönderiyoruz, şimdi sayı 600’e çıkacak. Parlamento ile başkan arasından kocaman bir duvar, Çin Seddi gibi bir duvar örülüyor. Bana çıkıp bir Allah’ın kulu bunun makul gerekçesini anlatsın.

“ÜSTÜNLERİN HUKUKU KURULUYOR”-

Bunun siyasi partilerle ilgisi var mı, hayır. Bu bir demokrasi meselesi. TBMM’ye mi güvenelim, bir kişiye mi güvenelim? 550 kişinin aklı mı daha iyidir, bir kişinin aklı mı daha iyidir, buna karar vereceğiz. Milliyetçisi, sosyal demokratı, mütedeyyini, kadını, erkeği oturup düşüneceğiz. Freni olmayan bir sistem kuruyoruz çünkü üstünlerin hukukunu kuruyoruz, hukukun üstünlüğünü değil. Neden üstünlerin hukuku, yetki verdiğimiz kişilerin hiçbirisi hesap vermiyor. Meclis’ten güvenoyu bile istemiyoruz. Sözlü soru önergesi bile milletvekillerinin verme hakkı olmuyor.

“BU SÜREÇ O SÜREÇTİR”-

Dünyada örneği olmayacak şekilde çok partili hayata kendi irademizle geçtik. Ne darbe oldu, ne şu, bu oldu. Güzel mi güzel. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları mı, evet. Peki şimdi neden bir dayatmayla karşı karşıyayız ve neden bir baskı ile toplum karşı karşıya? Devletin bütün imkanlarını kullanıyorlar, beni üzen, bir de çıkıp meydana diyorlar ki ‘biz mağduruz.’ Bizim güvencemiz ne, Allah’ımız ve halkımız.
Biz bu milletin ferasetine güveniyoruz. Bu millet demokrasiyi seviyor, sağcısı, solcusu hiç fark etmez. Hep beraber yaşayacağız, hep beraber demokrasiyi savunacağız. Demokrasiye geçerken ‘yeter söz milletindir’ denmişti. Yeter söz milletindir, bu süreç o süreçtir. Hep beraber diyeceğiz ki yeter söz milletindir artık. Bunu söylemek zorundayız.
Biz demokrasi sayesinde büyüdük. Çok partili hayat, parlamenter demokratik sistemle İslam dünyasının yıldızı olduk. Peki bundan niye vazgeçiyoruz, hangi gerekçeyle bir kişiye bu kadar yetki veriyoruz?

“ÖMÜR BOYU DOKUNULMAZLIK”-

Üstünlerin hukukunu yapıyorlar, nasıl, tek adama her türlü yetki, hiç hesap vermeme. Sadece kendisi için değil, yardımcıları ve bakanları için de ömür boyu dokunulmazlık. İnkar etsinler bakalım, ömür boyu dokunulmazlık getiriyorlar mı, getirmiyorlar mı? Sadece kendi görev alanıyla ilgili değil, bütün alanlarda ömür boyu dokunulmazlık, insaf ya insaf.
Dokunmak için ne gerekiyor, 400 milletvekilinin oyu gerekiyor. 400 milletvekilini nereden bulacaksınız. Bu ne demektir, ömür boyu kimse bunlara dokunmayacak, demektir. İster yolsuzluk yapar, ister caddede giderken silahı çeker birisini vurur, hiç fark etmiyor. ‘Bu düzen adil bir düzendir’ deniyorsa ‘Evet’ oyunu kullanın. ‘Bu düzen olmaz, bize demokrasi gerekiyor’ deniyorsa, herkes huzur içinde ‘Hayır’ oyunu kullansın.

“DUR’ DEMENİN TARİHİ 16 NİSAN’DIR”-

Üstünlerin hukuku, egemenlerin hukukudur. Üstünlerin hukukunun olduğu bir ülkede, bir mazlumlar, bir de egemenler vardır. Mazlumlar, egemenler tarafından sürekli baskı altındadır. Bizim yüce dinimiz der ki ‘haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır.’ Egemenden yana, zalimden yana tavır almak bizim inancımızda da, kültürümüzde de yoktur. Yeri zamanı gelir, bu millet haksızlıklara ‘dur’ demesini bilir. ‘Dur’ demenin tarihi 16 Nisan’dır.”