Yeni Parti için bir değerlendirme

0
401

Bu değerlendirmeyi yapmak için çok erken diye düşünebilirsiniz. Ancak yeni parti oluşumunun ilk sinyalleri bir değerlendirme yapmaya yetecek kadar malzeme vermektedir.

Yeni Parti kurucularından Koray Aydın ve Ümit Özdağ’ın beyanatlarına bakıldığında yeni partinin, diğer muhalefet partilerine benzer geleneksel siyaset biçimini benimsedikleri, açıkça görülmektedir.

Türkiye’nin iktidarına talip olanların, iktidar partisinden daha başarılı bir iletişim stratejisi ve disiplini sergilemeleri beklenirken, durumun hiç de böyle olmadığına şahit oluyoruz.
İletişim araçlarının mevcut durumu göz önünde bulundurulduğunda ise bu durum, yeni parti için intihar etmek anlamına geliyor düşüncesindeyim.

Koray Aydın bir TV programında, partinin adı gibi PR değeri yüksek bir malzemeyi gayet özensizce harcarken, (ki açıkladığı isim oldukça başarısız), Ümit Özdağ ise, iktidara geldiklerinde Beştepe Külliyesini üniversiteye çevireceklerini bir gazeteye verdiği röportajda ilan etti.

Bu yeni siyasi oluşumun iletişim süreçleri bilimsel olarak yönetiliyor olsaydı, bu söylemin iktidar partisine oy veren seçmenlerde, özellikle sosyal yardım alan kesiminde, geriye dönüş (kazanımların kaybı) algısı üreteceğinin farkında olurlardı.
Oysaki bu günün iktidarı, külliye yapmasından dolayı değil, topluma umut vermemesinden dolayı yıpranmaktadır ve bu nedenle iktidara aday olan bir partinin tüm iletişimlerini taş üstüne taş koymaya geldikleri üzerine inşa etmeleri zorunludur.
Topluma umut, yıkma vaadiyle değil yapma vaadiyle aşılanır. Mesele AK Partiyi iktidarından etme meselesi değil, ülkenin kalkınması meselesi olmalıdır.
İktidar partisi kurulduğu ilk günden itibaren hedef kitle ve rakip analizlerini bilimsel olarak gerçekleştirmiş, isim-logo-motto ve vaatlerini hedef kitlelere uygun ve bütünsel olarak yapılandırmış, büyük bir disiplin ve kararlılıkla iletişim stratejisini ortaya koymuştur.
AK Parti, çağın simyası diyebileceğimiz iletişim biliminden, azami derecede faydalanmıştır. İlk günden itibaren partinin iletişim direksiyonunu idare eden Erol Olçok’un 15 Temmuz gecesi şehit edilmesinin ardından, partinin iletişim stratejilerinde bir savrulma olduğu açıkça görülmektedir. Bu savrulma partinin 2019 başkanlık seçimlerine, her geçen gün daha da zayıflayarak gitmesine neden olmaktadır.
İletişim savrulması yaşayan bir AK Partinin elinden iktidarı ancak, iletişimini ilk günden itibaren bilimsel temellere dayandıran bir siyasal oluşum alabilir ve bunun önündeki en büyük engel; siyaseti sadece milletvekilliği yapmak zanneden, egoları yüksek, bir kısım siyaset adamlarıdır.
Egoları yüksek siyasetçiler, iletişim profesyonelleri tarafından direksiyon edilmeyi küçümserler. Onlar zaten her şeyi kendilerinin bildiklerini düşünürler, aynen eski nesil iş adamları gibi! İşi profesyonellere teslim etmemeye direnirler. Ve bu şekilde egolarını aşamayıp, kendisini bilime teslim etmeyenler (ki bilimi de en iyi kendilerinin bildiklerini düşünürler) toplumların enerjilerinin boşa çıkmasına neden olurlar.
Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ortamda, tüm muhalif seçmen enerjisinin üzerine odaklandığı Meral Akşener ve arkadaşlarının bu enerjiyi, bilimsel temellere dayandırılmış ve profesyonellerce yönetilen iletişim aklıyla mı yoksa siyasetçi egolarıyla mı yönlendireceğini hep beraber gözlemleyeceğiz.
Ancak girişte de belirttiğim üzere ilk sinyaller olumsuz ve devamı durumunda seçmen üzerinde oluşturacağı algılar (geriye dönüş, kazanımların kaybı gibi),aynen CHP’de olduğu gibi kurumsal kimliğe eklemlenecektir.
İletişim biliminin önemli bir kuralına göre; ”BİR MARKANIN SIFIRDAN KONUMLANDIRILMASI, ÜZERİNE ALGILAR EKLEMLENMİŞ BİR MARKAYI YÖNETMEKTEN ÇOK DAHA KOLAYDIR.”
Bu durumu ANADOLU BİLGELERİ, ” Ağaç yaşken eğilir” şeklinde özetlemişlerdir.
Saygılarımla…

Reklam