Ana Sayfa Yazarlar YELLEN KONUŞTUKÇA KİMLER KAZANMAKTA?

YELLEN KONUŞTUKÇA KİMLER KAZANMAKTA?

49
PAYLAŞ

İki kadın. Bunlardan ilki, küresel ekonominin finansal kuruluşu Uluslararası Para Fonu IMF Başkanı olan Christine Lagarde. İkincisi ise Janet Yellen. (FED) Başkanı. İkisinin, tek başlarına ve de Avrupa (AMB) Başkanı ile bir araya gelerek alacakları her karar, küresel mal, hizmet ve para piyasalarını, iş dünyasını yakından ilgilendirir.
Yellen, başkanlığa gelmesinden önce, FED tarafından sahnelenen faizi indirme-bindirme oyununun sürdürücüsü oldu. Dokuz yıldır faizleri artırmayan FED üzerindeki baskı sürerken, alınacak daraltıcı para politikası, yalnız ABD ekonomisini değil, küresel ekonomiyi de, etkileyecek bir ağırlık taşımaktadır. Bankanın önünde üç seçenek bulunmaktadır. Birincisi, dokuz yıl sonra faizleri artırmak. İkincisi, faizlere dokunmayıp, var olan durumun sürdürülmesi. Üçüncüsü ise, faizlere dokunmadan piyasalara müdahalede bulunmak.
IMF Başkanı, FED’in faizi artırma konusunda aceleci olmamasını önermişti. FED’in faiz artırımı kararından sonra geri dönmek zorunda kalmayacağından emin olmasından sonra faizleri artırması gerektiği konusunda FED’i uyarmıştı. Bunlar bayram öncesi haftanın gündemini oluşturmakta idi.
FED Başkanı Yellen ise, bir hafta içinde, iki farklı uygulama sergiledi. İlki 17 Eylül 2015’de FED Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında, durmaksızın ertelenen faiz artırımının, bu kez de ertelenmesi oldu. Gerçekte de piyasalarda FED’in faiz artırımına gitmeyeceği beklentisi egemendi. Bu karar ile Doların liramız karşısında değeri 2.98’in altına düştü. Ancak hemen sonrasında, yeniden 3 liranın üzerine çıktı. FED, bu değişmenin nedeni olarak Çin’deki ekonomik sarsıntı, gelişen piyasalar ile ABD piyasalarındaki oynaklık olarak açıkladı.
Enflasyon ve enflasyon beklentileri ile işgücü piyasasında daha fazla iyileşmeye odaklanacaklarına işaret etti. Yellen “Komite, işgücü piyasasında daha fazla iyileşme görünceye ve yüzde 2’lik enflasyon hedefine yaklaşıncaya kadar faizi değiştirmeme kararı aldı. Enflasyonda hedefin altında kaldık. Bu enerji ve dışalım fiyatlarındaki düşüşten kaynaklanıyor. Petrol fiyatlarındaki son düşüş ve doların değer kazanmasının etkileri azaldıkça, iş piyasası daha fazla ilerleme kaydettiğinde enflasyon hedefine aşamalı olarak ilerleyeceğiz. Temmuz’dan bu yana gelişmeler finansal koşulları sıkılaştırdı. Çin ve gelişen ülkelere ilişkin kuşkular/tedirginlikler belirsizliği artırdı. Bu gelişmeler ABD ekonomik faaliyetlerini bir süre kısıtlayabilir” dedi. Öte yandan FED Başkanının yılsonu federal fonlama oranı tahmin ortalaması ise % 0.25 in üstünde kaldı. Bu da FED Başkanının yılsonundan önce faiz artışı bekledikleri anlamına geliyor.
17 Eylül’de faizlerde bir değişme yapmayan FED Başkanı Yellen, bir hafta sonra,25 Eylül’de yeni bir açıklama yaptı. Yellen, “son dönemdeki uluslararası ekonomik gelişmelerin ABD ekonomisine etkisinin para politikasında önemli bir değişiklik yaratacak kadar büyük olmayacağını, ancak faiz oranlarının bu yıl içinde arttırılmasının büyük olasılıkla uygun olacağını düşünüyorum” diyerek, döviz spekülatörlerinde zaman arbitrajı umudu yaratmış oldu. “Eğer normalleşme politikası gereğinden fazla ertelenirse, ekonominin hedeflerimizi aşması için olasılıkla ani ve hızlı sıkılaştırma yapmak zorunda kalırız” demeyi de savsaklamadı.
Bu açıklamalar, bir barometre işlevi görmekte. Örneğin Yellen’in konuşmasından sonra Avro / $ değişim fiyatı 1,1155’e gerilerken, yurtdışı piyasalarda işlem gören $/TL paritesi 3.05’de dengelendi.
FED, Federal Rezerv, yani kısaca ABD ya da Küresel Merkez Bankası işlevini görmekte ve alacağı her karar, özellikle sıcak para gereksinimi içinde olan bütün ülkeler açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Çünkü FED’in daraltıcı para politikasına yönelmesi ve parasal kaynaklara erişmenin bedeli olan faiz oranlarını yükselmesi, iki açıdan olumsuzluklara neden olmaktadır. Daraltıcı para politikası, yabancı para kaynaklarına yapısal nedenlerden bağlı olan ülkelerde, küresel finansal araçlara erişimi zorlaştıracak ve borçlanma maliyetlerini artıracaktır. Bunun yanı sıra yabancı fonlar, risk olasılığı yüksek olan gelişmekte olan ülkelerden, merkez-gelişmiş ülkelere yönelecektir. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’e göre, FED’in faiz artırımına gitmesi durumunda, en çok risk altına girecek ülkelerden birinin Türkiye olacağı değerlendirmesini sürdürmekte.
FED tarafından sahnelenen bu “faiz oyunu”, döviz alıcı-satıcılarını çok mutlu ediyor. Yansıra, 1990’dan bu yana yürütülen emperyal saldırıya Rusya ve İran’ın taş koyması ve oyunun aktörlüğünü üstlenmeleri, Ortadoğu’da yeni senaryoları gündeme taşımakta. Türkiye ise, bir muktedir ve muhterisin istikbal ve ikbal çılgınlığı ve muhalefetin bu tuzağa düşmesinin sonucu olarak dümensiz ve pusulasız olarak bu bataklıkta sürüklenmekte. Baş aktörlerden biri olması gereken TC Merkez Bankası ise, Kaçak Külliye ile yasal Hükümet arasında yaşanan “paralel devlet ikilemi” karşısında, pansuman tedavinin ötesine geçememektedir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam