Yaşarken sevseydiniz ya adamı

0
165

Bugün Mimari konuşalım. Daha doğrusu mimarların mimarından bahsedelim.

İngilizler, 60’lı yıllarda adalarını abuk, yaşam biçimlerine ters apartmanlarla dolduran adam olarak nefret ettikleri, dönemine ismini yazdırmış “corbu/karga duruşlu” lakaplı put kıran Fransız mimar, ressam, heykeltıraş, mobilya tasarımcısı, yazar, yüksek yapıların mucidi. Sonbaharda,“2008 Kültür Başkenti Liverpool” programı kapsamında, “Le Corbusier Eserleri” sergisiyle itibarını iade ettiler. “20 yüzyılı tasarlayan adam” sanıyla, bir sanatçı için ilk defa, tüm eserleri “UNESCO Dünya Mirası” statüsüne alındı.

Her ne kadar, program sorumlusu, Royal Institute of British Architects Başkanı, Sunand Prasad “Corbu binasında olmak Pele’yi futbol oynarken seyretmek gibi heyecan vericidir.” dese de İngilizler koca Corbu’ya bizde ki İstanbul’u bitiren Laz Müteahhit muamelesi çektiler onca yıl.

Yalnız İngilizler mi? Paris’in ortasını buldozerlerle dümdüz edip Seine kıyılarına yüksek apartmanlar yapma fikri yurttaşlarını sokağa döktü. Marsilya Apartmanı projesi bilinen ilk toplu konut.

Eserleri sonradan “mimari deha ürünleri” kabul edilseler de Le Corbusier dönemini yaşayanları mutlu edemedi. Savaş yıllarında Mussolini’ye danışmanlık, işbirlikçi Vichy hükümetine, Cezayir için kent planlamaları yaptığından başta Salvadore Dali olmak üzere dönemdaşları entelektüeller sevmezdi onu. Nefretlerinin saklı nedeni ustanın en güzel kadınları ellerinden kapmasıydı aslında.

Yaşam ustasının hayatı “mimar-kadın-kumar/üç musibet” lafını diline pelesenk etmiş Hıncal (Uluç) ağabeye “kapak olacak” niteliktedir. Corbu Mimardır, kadına düşkündür ve ona kadar tüm yapısal putları kırarak dönemiyle büyük kumar oynamıştır.

Mazhar Alanson’un şarkısında ki gibi “Sen neymişsin be abi” dedirtecek cinsten tuhaf, çelişkilerin adamıydı Corbu. Yaptığı her işin en kralını yapmak güdüsüyle yaşamış, özel hayatında da kadının en fazla ve güzeli benim olacağı şiar edinmiştir olmasına karşın fena halde de ana kuzusudur.

Bir yandan piyano hocası annesine duygu yüklü mektuplar yazarken, dünya geneline yaydığı hızlı iş trafiği içerisinde, her durakta bir sevgili edinen açık deniz kaptanı gibi seyrettirdi yaşamını.

Efemineye çalan duygusallığı, kadın ruhundan anlayan cool tavrıyla saman altından çok eşli yaşamın tadını çıkarırken “sakın transseksüel olmasın” eleştirileri bile aldı.

Ernest Hemingway başta olmak üzere dönemin Montparnasse sanat âlemi zemperestlerinin tamamının peşinde koştuğu, 1920’lerde Paris’te fırtınalar estiren ve Siyah Amerikan kültürünün güzellik ve canlılığının simgesi haline gelen kadın dansçı ve şarkıcı, bronz Venüs Josephine Baker, vb. ünlü kadınlar hepsi ustanın paletine girmiş, karakalemiyle çiziktirilmiştir.

Eller ne derse desin diyerek, “tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan çıkara” bakmayan horoz misali işine bakarmış sizin anlayacağınız. Erkeğin yaşam motifi kadını fethetmektir, evrensel gerçeğini 77 yıllık yaşamına motto bellemişti

Mesleki put kıranlığı ise gerçekten muhteşem ve de acayip Makyevelisti. Her yol var yani. Cubist başladı ressamlığa, sonra o’nu romantik ve akıl yoksunu ilan ederek Purist oldu. Vers une architecture (Mimarlığa Doğru)’yu yazdı, tabuları kaldırdı.

Boru ve deri birlikte kullanımı mobilya tasarımları evrensel ikon oldular. “Konut yaşam için makinedir” buyurdu. “Yaşayan Hücre” adını verdiği birimleri bir araya getirerek blok/apartman oluşturdu.
Bu bloklardan en ünlüsü Marsilya’da ki Unite d’Habitation (Yerleşim Birimi)1.800 kişiyi barındıran,18 katlı bu yapının içinde, rafa dizilen şişeler gibi yerleştirilmiş, apartman dairelerinin yanı sıra, anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimleri vardır ki “toplu yaşamanın koministcesi” diye milleti ayağa kalktı. Oysa ki Corbu kapitalist Amerikan gökdelenlerine taşlama yapıyordu.

Kent nasıl planlanır Hindistan/Chandigar’da örnekledi. Leonardo’nun altın oranını Mimariye uygulayan “Modular” kitabı mimarın evrensel şablonu oldu. Yüzlerce eskiz, resim, gravür, heykel, bina, kent, mobilya, hızlı ve zengin yaşamının harcı olurken, lakabı sesine yansıdığından olsa gerek müzik işine girmemiş olması da çağdaşı müzik adamlarının şansı oldu.

Girseydi bu konuda da esinlemez esinletir, trend oluştururdu mutlaka.
Corbu! dan lafı açmışken, son kapağımda, “AKM yıkılmazcılarına”. Fransa’daki en çok ziyaret edilen Le Corbusier yapısı olan Notre Dame du Haut, UNESCO deklarasyonunun merkezinde yer alıyor.

Ve de sanat eseri korumacılığının en koyu takipçisi olması gereken Fransızlar bu eserin hemen yanına: Rahibelerin yaşayacağı manastırı inşa etmek üzere Pompidou merkezinin de eş tasarımcısı olan İtalyan mimar Renzo Piano’nun görevlendirdiler. Avrupa mimari dünyası dehşete düştü, Le Corbusier püristleri fazlasıyla kızdılar.

Ama yapı geçen yıl tamamlandı ve herkesin de içine sindi bu bütünleşme. De mortuis nil nisi bonum( Ölüler hakkında sadece iyi şeyler konuşunuz) bağlayıcı sözünü dinlemedim konuştum.
Hatasız kul, olmaz ama mimar olur, güzeli arayanın hataları da güzel olur bilesiniz istedim.