Ana Sayfa Yazarlar Yaşamsal sorunlar üzerine

Yaşamsal sorunlar üzerine

81
PAYLAŞ

Geçen haftanın, “Nevruz Kutlamaları/ Gösterileri” ve buna bağlı olarak da Çözüm Sürecinde Eşbaşkan konumuna yükseltilmiş olan “Nevruz Mektubu” ve aynı gün yapılan MHP Olagan Kurultayı ile tamamlanması beklentisi içinde iken, gündeme birden “Erdoğan-Arınç Kavgası” düştü. Bu kavgaya, taraf tutmanın sağlayabileceği getiriyi gözeterek, bazı partili ve Beştepe’ye iliştirilmiş kalemşörlerinin katılması, haftamızın bu kavganın, eğer tepeden bir “bölük dur!” komutu gelmezse, savaşa dönüşmesi gizilgücünü taşımakta. Savaşın fazla telafet vermemesinin ilk işareti, Ahmet
Hakan’ın CNN’deki programına katılma sözü veren Melih Gökçek’in, programa katılma kararından, “üstün irade” tarafından vazgeçirilmesi oldu. Ancak Gökçek’in durmayacağı, Pazartesi akşamı,Arınç’a yönelik ateşi sürdürmesi ile belli oldu. Bunları bir yana bırakarak, sıradan insanlarımız açısından önem taşıyan yaşamsal sorunlar üzerine yoğunlaşmanın daha uygunluk taşıdığını
düşünmekteyim. Onlarca sorundan, üçü üzerinde yoğunlaşmak istiyorum. Gazetemiz de, bu sorunları sürekli ilk sayfasında tutarak, kamuoyunu ve siyasetçileri uyarmaya çalışıyor. Bunlardan birincisi, özelleştirilen elektrik şirketleri, kayıp ve kaçaklarını, kayıtlı abonelere ödetilmesini yasa ile kurala dönüştüren tasarıdır. Hükümet tarafından hazırlanan ve Komisyon tarafından da kabul
edilen tasarı ile, kayıp ve kaçak bedelleri, “namuslu tüketiciye” yüklenilmektedir. Bu namusu ile elektrik bedelini ödeyen tüketiciye, % 15 daha fazla ödeme anlamına gelmektedir. Kayıp ve kaçağın bedelinin namuslu tüketici üzerine yasa ile yıkılmasından sonra, siz elektrik satan bir şirketin sahibi olsanız, kayıp ve kaçak elektrik kullanımını özendirmez misiniz yada kayıp ve kaçağın önüne geçebilmek için yeni teknolojiler için yatırım yapar mısınız? Bunun yanısıra, elektrik faturalarında, kullandığımız enerji yanısıra, dokuz kalem ek ücret ödemekteyiz. İkincisi doğalgaz satışının özelleştirilmesi ve buradan kimilerine, tüketici üzerinden sağlanan çıkar. Doğalgaz satımını üstlenmiş olan şirketler, doğalgaz satımının giderlerini bile, tüketiciye yüklemektedir. On lira
ile onbin liralık doğalgaz alıcısı olduğunuzda, satıcıya bir lira,ücret ödemek zorundasınız. Ve alabileceğiniz gaz miktarı, belirli kontenjandan fazla gaz alabilmeniz olanaksız. Böylece, tüketici, olası doğalgaz fiyatlarının artışından kendisini korumak amaçlı masum bir savunmadan da, şirketler lehine yoksun bırakılmış durumdadır. Canım, bir liranın da sözü mü olur diyenlerin aranızda bulunduğunu görüyorum. Ancak, bu bir liranın,toplam içindeki ağırlığı, on lirada yüzde on iken, onbin lirada onbinde bir olmaktadır ki, bu maktu zora dayalı alım, kendi içinde adaletsizliğin eşsiz bir örneğini oluşturmaktadır. Siz hiç, satış için, tüketiciden ek ücret uygulamasına tanıklık ettiniz mi? Bütün bunlar, Türkiye’de özelleştirmenin yağma ve talan olduğunu ortaya koymaktadır.
Üçüncü soygun kapısı, bu kez doğrudan devlet kuruluşu tarafından yapılmaktadır. Eğer bir tapu işlemi yaptırıyor iseniz, yasal tapu harcından önce, her işlem için, hizmet isteminiz olmamasına karşın Döner Sermaye ücreti olarak 175.-TLlık bir “haraç” ödemek zorundasınız. Bırakınız hukuk dışı bu haracı, bir de, doğalgazda olandaki gibi, adaletsiz olmasıdır. Bin liralık bir taşınmaz aldığınızda ödemek zorunda olduğunuz haraç oranı, binde 175 iken, birmilyonluk bir işlemde bu oran, milyonda 175 e düşmektedir. Çözüm, ilk ikisi için, elektrik ve doğalgaz dağıtımının/satışının, günümüzde anonim bir mal niteliğine dönüşmüş, yani yoksul ile varsılın kullandığı mal olmasından ötürü yeniden kamulaştırılmasıdır. Haracın önünün kesilmesi ise, gazete haberlerine göre,
olimpik yüzme havuzunu, karısı için, özel havuza dönüştürerek, sporculara kapatan Çevre ve Şehircilik Bakanı Güllüce’nin, tek tümcecik bir, “tapu işlemlerinde döner sermaye haracı alınmaz” yazısına imza atmasıdır. Fazla mı düş kuruyorum? Küresel finans ve iş dünyasına şirin görünmekten halkın bu yaşamsal sorunlarına gözlerini ve kulaklarını kapatan muhalefet partileri “uyuyorlar mı” diye uyandırmaya ne dersiniz?

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam