Ardı ardına patlayan bombalar… Şehit düşen askerler, polisler, siviller… Ve son olarak da Rusya Büyükelçisi’ne düzenlenen suikast… Korkunç bir şiddet sarmalı içine girdik. Son günlerde kime rastlasam, “Nereye gidiyoruz” sorusunu yöneltiyor bana.

Kem küm etmekten başka bir yanıt veremiyorum doğrusu.
Konu üzerinde kafa yoranların sık sık tekrarladıkları bir görüş şöyle:
“12 Eylül öncesinde de böyle olmuş, bir türlü durdurulamayan şiddet olayları darbeye adeta davetiye çıkarmıştı. 15 Temmuz’da başarısız olanlar yeni bir darbe hazırlığı içinde oldukları için şiddeti tırmandırıyor”
Şu da bir başka yorum:

Sözde dost ve müttefikimiz olan ülkeler üzerimizde büyük bir oyun sahneliyor. Amaç iç savaş çıkarmak. Böylece Ortadoğu’da hatırı sayılır bir güç haline gelmemiz önlenecek, bölünmenin yolu açılacak… Ülkenin bir bölümü bizden koparılacak.”
Türkiye’yi Kıbrıs’ta taviz vermeye zorlamak için köşeye sıkıştırmak istiyorlar” görüşünü savunanlar olduğu gibi, “Rusya’yla yakınlaşmamızı çıkarlarına aykırı görenlerin tezgahlarıyla karşı karşıya bulunuyoruz” diyenler de var.

Yukarıdaki iddiaların hepsinde gerçeklik payı olabilir.
Şiddet nereden kaynaklanırsa kaynaklansın ilk etapta yapılması gerekenler galiba aynı:
-Dost ve müttefiklerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.
-Çıkarımız Suriye’nin bütünlüğünü korumasında yatıyor. Bunu gerçekleştirecek olan güçlere destek olmalıyız.
-Mültecilerin ülke içinde dolaşmalarına sınırlama getirmeli, onları belli kentlerde kurulacak özel kamplarda tutmalıyız.
-Bomba yapımındaki malzemelerin kullanımına sıkı denetim getirmeliyiz.
-Ruhsatsız silah taşımanın cezasını artırmalıyız.

-Askerlikten ve polislikten çıkarılanların silahlarına mutlaka el koymalıyız.
-Tüm araçların teknolojik takip sistemiyle donatılmasını ve böylece çalınmaları veya satılmaları halinde nerede olduklarının anında belirlenmesini sağlamalıyız.
-Miting, açılış töreni, kokteyl gibi provokasyona açık etkinliklere bir süre ara vermeliyiz.
-Asker ve polislerin gruplar halinde bir yerden bir yere gitmelerini ve yine gruplar halinde görev yapmalarını önlemeli, onlara 4-5 kişilik timler halinde nakil ve görev yapma imkanı tanımalıyız.