Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyordum, Türkiye’de yaşananları özetliyordu. Saptamaları arasında yukarıdaki başlık ilgimi çekti. Konu Türki siyaseti idi. İktidarı, muhalefeti, medyası ile.

Türkiye’de hep çok aykırı görüşlerin olduğu bu görüşlerin hiçbir zaman mutabakat düzeyine ulaşmadığı yönündeydi. Ben İsveç’ten geldiğim için bana sordu, oralar nasıl diye.

Ben de oralarda hep siyasetin tartışma ve uzlaşma çerçevesinde olduğunu o nedenle yukarıdaki başlığın “Ya bu deveyi güdecen ya bu diyardan gidecen” atasözünün Türklere ait olduğunu söyledim.
Çünkü İsveç’te iktidar ve muhalefetin Türkiye’deki gibi ülke meselelerinde bu kadar birbirinden kopuk, bu kadar rencide edici boyutta olmadığını söyledim.

HERŞEY ÜLKE VE VATANDAŞ İÇİN

Oralarda hep bir idealin olduğunu onun da ülke ve o topraklarda yaşayan insanlar üzerine olduğunu Türkiye’de bunun lafta kaldığını pratikte hep birbirlerinin gözünü oyduğunu gözlemlediğini söyledim. O nedenle bu ülkelerin iç kaynaklı siyasi çekişmelerin daha çok seçim atmosferine girildiğinde öne çıktığını Türkiye’de ise atmosferin her gün sanki bir seçim olabilecekmiş niteliğinde olduğunu vurguladım.

SİYASET BİR SANATTIR

Her güzel yaptın arkasında bir sanat anlayışının olduğuna inanıyorum. Sonuçta geriye güzel eserleri bırakmak önemlidir. İşte vurarak kırarak siyaset olur ise bunun bir anlamı olmaz.
Aynı ülkenin insanları bu ülke ve insanları için bir araya gelir isen eden uzlaşamazlar. İşte 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bir Yenikapı uzlaşması ulusça yaşadık ve sevindik.
Ya sonra işte aylar geçti bu geçmişte kaldı. İktidar bunu kendi tarafına çekerken, muhalefette bunu kendi penceresinden okudu.
Sonuçta işin içine siyasi güç girdi. Oy kaygısı. Yani var olma ve yok olma. İşte bu şahsi çıkar bir anda ülke menfaatlerinin önüne geçti. İşte bu bakış bizlerde hep göreceli ve süreli batıda ise sürekli yaşanılıyor. Bu nedenle ekonomilerinde ve siyasetlerinde bir istikrar var.

NE EKER İSEN ONU BİÇERSİN

“Ya bu deveyi güdecen ya bu diyardan gidecen” yerine, “ne ekersen onu biçersin” sözünü de konuşmada önerdim.
Siyasetçisi ile sokaktaki vatandaşı ile ülkeleri ve o topraklarda yaşayanlar için ilk önce vereceksin, sonra da alacaksın mantığı ile olaylara yaklaştığımız zamanda bu diyarlardan kaçmaya gerek kalmaz.