Ana Sayfa Güncel Vicdanı hür olmayandan hakim olmaz

Vicdanı hür olmayandan hakim olmaz

216
PAYLAŞ

Başkanı Zühtü Arslan, vesayet tartışmalarına atıfta bulunarak, “Vesayet sadece siyasi alanda değil, yargı alanında da aklın ve vicdanın serbestçe kullanılmasının önündeki en büyük tehlikedir. 

Unutmayalım ki fikri ve vicdanı hür olmayandan hakim olmaz. Aklını ve vicdanını başkalarına kiralayan veya iradesine ipotek konmasına izin veren kişiden hakim olmaz. Hukuk devletinde, uzaktan kumandalı yargı da yargıç da düşünülemez” dedi.
Anayasa Mahkemesinin 53. kuruluş yıl dönümü ve yeni seçilen üye Rıdvan Güleç’in yemini dolayısıyla Yüce Divan Salonu’nda tören düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanı Recep , TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Yalçın Akdoğan, bakanlar ve yüksek yargıçlar katıldı. Törende yemin eden Rıdvan Güleç’e kipesini Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan giydirdi. Sözlerine Güleç’i tebrik ederek başlayan Anayasa Mahkemesi Başkanı Arslan, siyaset felsefecisi John Ross’un ‘adalet toplumsal kurumların ilk erdemidir’ sözüne atıfta bulunarak, “İyi işleyen bir anayasal düzenin temeli olarak gördüğü adaletin birincil ilkesi temel hak ve özgürlüklere herkesin eşit şekilde sahip olmasıdır.  Bu anlamda adalet herkesin hakkı olanı alması ve hak ettiğini bulmasıdır” dedi. Adaletin bu yönünü en iyi anlatan kişinin Mevlana olduğunu belirten Arsan, zulmün zıddı olarak görülen adaletin bu topraklarda yüzlerce yıl devlet ve toplum hayatının temel ilkesi olarak kabul edildiğini anlattı. Kınalızade Ali Çelebi’nin adalet dairesini çizerken daireyi adaletle başlatıp adalet ile tamamladığını, ‘Dünyanın nizamını ve kurtuluşunu sağlayan adalettir’ diyerek de adaletin evrensel boyutuna ve Osmanlı yönetim anlayışındaki merkezi önemine işaret ettiğini anımsatan Arslan, Adalet sadece mülkün değil aynı zamanda medeniyetinde temeli olduğunu belirtti. İnsanlığa örnek teşkil edecek bir medeniyetin inşası ve idamesinin ancak adalet ile mümkün olduğunun altını çizen Arslan, adaletin yalnızca kanunlara değil onların yorumlanması ve vurgulanmasına da hakim olması gereken bir değer olduğunu ifade etti.
“UZAKTAN KUMANDALI YARGI DA YARGIÇ DA DÜŞÜNÜLEMEZ”
Adaletin gerçekleştirilmesinde en etkili kurumların başında yargının geldiğini, Türkiye’de yargının tarihinin en önemli ve hassas dönemlerinden birini yaşadığını anlatan Arslan, adaletin tesisi gibi son derece ağır bir yük taşıyan yargının bu yükün altından hakkıyla kalkabilmesinin yolunun vesayet kavramı ile yüzleşmesinden geçtiğini kaydetti. Bu konuda sadece yargının kendisiyle yüzleşmesi ve özeleştiri yapmasının yetmeyeceğinin altını çizen Arslan, aynı zamanda siyasal ve hukuksal sistemin tüm unsurlarının da bir muhasebe yapması gerektiğini vurguladı. Vesayetçi anlayışın demokrasiyi ve hukuk devletini etkisizleştiren, bu kavramların içini boşaltan bir işleve sahip olduğunu ifade eden Arslan, vesayetciliğin kurumsal düzeyde demokratik siyasi aklın yetersiz olduğu varsayımına dayandığını, bireysel düzeyde ise kişinin kendi haline bırakılmaması gerektiği, aksi halde doğru karar veremeyeceği düşüncesinden beslendiğini kaydetti. Her iki durumda da akla ipotek koymanın söz konusu olduğunu anlatan Arslan, sözlerine şöyle devam etti:
“Vesayet sadece siyasi alanda değil, yargı alanında da aklın ve vicdanın serbestçe kullanılmasının önündeki en büyük tehlikedir. Bu nedenle gerçek manada yargı bağımsızlığı hukuk devletinin olmazsa olmaz unsurudur. Yargı bağımsızlığı yargının bir yandan kurumsal düzeyden hiçbir kişiden ve organdan emir, talimat ve telkine maruz kalmamasını diğer yandan da bireysel düzeyde yargı mensuplarının hiçbir vesayete tabi olmadan akıllarını ve iradelerini serbestçe kullanabilmelerini gerektirir. Unutmayalım ki fikri ve vicdanı hür olmayandan hakim olmaz. Aklını ve vicdanını başkalarına kiralayan veya iradesine ipotek konmasına izin veren kişiden hakim olmaz. Hukuk devletinde, uzaktan kumandalı yargı da yargıç da düşünülemez.”
“YARGININ SİYASALLAŞMASI HUKUK DEVLETİNİN SONU OLUR”
Yargı ve vesayet arasındaki patalojik ilişkinin iki boyutu olduğunu belirten Arslan, yargının toplum ve siyaset mühendisliğine soyunan bir vesayet kurumu olarak işlev göremeyeceğini, kendisini sistemin yegane sahibi ve nihai koruyucusu olarak gören ve nedenle kendisi dışında herkese ve her şeye ayar veren bir yargı anlayışının kabul edilemeyeceğini söyledi. Arslan, “Demokratik toplumlarda yargıya düşen görev, topluma ve siyasete nizam vermek değil, hukuk kurallarını adalet süzgecinden geçirerek uygulamak, bu suretle uyuşmazlıkları çözmektir. Ancak bu durumda yargı ve yargıç, temel hak ve özgürlüklerin teminatı olabilir. Yargı kendisi üzerinde kurulacak her türlü vesayete kararlılıkla karşı durmalıdır. Zira kurumsal ve kişisel düzeyde yargı bağımsızlığının tam manası ile sağlanması hukuk devleti için hayati derece önemlidir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam