Yakalanan ’lı teröristlerin ellerindeki silahlara bakılınca çoğunun ’da dostumuz ve müttefikimiz olan ülkelere ait olduğu görülüyor. PKK’daki bomba ve toplar yine o ülkeler menşeli… Hatta yakında füze bile verecekler…

Para ve istihbarat akışı ayrı bir kalem…
Söz konusu ülkelerin PKK’ya kapılarını sonuna kadar açtığı, neredeyse tüm şehirlerinde bürolar kurup faaliyet göstermesine göz yumduğu da biliniyor.
Gerek MİT gerekse Emniyet’in çalışmaları bunları açıkça ortaya koymakta.
“Dost ve müttefikler”in kimi yayın organları da Türkiye aleyhine algı operasyonuna girişiyor, PKK’yı terör örgütü gibi değil, özgürlük mücadelesi veren masum insanlar gibi göstermeye çalışıyor.

PKK’nın yayın organı televizyonların yıllarca Avrupa ülkelerinden Güneydoğu’ya bölücü yayın yaptıkları, Türkiye’nin tüm uyarılarına karşın bu uygulamaya son verdirmediklerine RTÜK’teki görevim sırasında bizzat ben de tanık olmuştum…

Bu vahim tabloya sadece söylenerek, eleştiri yaparak karşı durulamaz.
“Dost ve müttefikler”in ipliğini pazara çıkarmalıyız.
Bunun için yapılacak ilk şey, bir kurmaktır.
PKK ile ilişkili ülkelerin karanlık yüzü ancak bu şekilde dünyaya gösterilebilir.
O müzede PKK’lı teröristlerde yakalanan silahlar ve mühimmat sergileneceği gibi, PKK’nın gerçekleştirdiği katliamlar ile Batılı devletlerin ve medyasının onlara sağladığı diğer destekler görüntüleri ve belgeleriyle açıkça ortaya konulabilir.
PKK’ya doğrudan yardım yapan ülkeler için savaş suçları mahkemesine başvurulması yapılması gereken bir diğer harekettir.
Futboldaki “En iyi savunma hücumdur” kuralı, dış politikada da geçerlidir.
Sürekli savunmada kalmak bizi güçsüz, aciz, hatta bazen de suçlu gibi gösteriyor.

“Utanç müzesi”ni kısa sürede kim hayata geçirebilir diye düşündüğümde ilk aklıma gelen isim Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek oldu.
Yüksek operasyonel gücü sayesinde kısa sürede gerçekleştirebilir bu işi.