Televizyon ekranları ve gazete sayfaları üniversite reklamlarıyla dolu. Bir zamanlar öğrenciler üniversiteye girmek için çırpınırlardı; şimdi ise üniversiteler öğrenci bulma derdinde.

Peki, ne oldu da bu duruma gelindi?
Türkiye’de hemen her konuda olduğu gibi üniversite eğitiminde de plan-program yapılmadı, el yordamıyla hareket edildi.
Üniversite sayısı ardı ardına açılanlarla birlikte 200’e yaklaştı. Öğrenci sayısı ise 7 milyonu aştı.
Eskiden sadece büyük kentlerde üniversite vardı, şimdi üniversitesi olmayan kentimiz kalmadı; hatta ilçelerde bile üniversite kurulmaya başlandı.
++
Üniversite eğitiminde niteliğe değil niceliğe önem verilince üniversite mezunlarının önemi azaldı.
Pek çok üniversite öğrencilerine meslek kazandırmıyor, hiçbir anlamı olmayan “işsizlik diploması” veriyor.
İşte üniversitelerin reklamla bile öğrenci bulmakta zorlanmasının ardındaki gerçek budur.
++
Bu tablonun acilen değişmesi gerekir.
Yapılacak ilk şey, Türkiye’nin mevcut ve önümüzdeki yıllardaki insan kaynağı ihtiyacını bilimsel yöntemlerle ortaya çıkarmaktır.
Ne kadar doktor, veteriner hekim, diş hekimi, eczacı, psikolog, diyetisyen, mühendis, hukukçu, öğretmen, bilgisayar uzmanı, biyolog, arkeolog, ilahiyatçı, fizikçi, kimyacı, sanat tarihçisi, iletişimci vs. ihtiyacımız olduğu net biçimde belirlenmeli, üniversitelere buna göre öğrenci alınmalıdır.
Bunun aksi davranış ülke kaynaklarının boşu boşuna harcanmasıdır, yani israftır.
++
Yukarıda anlattığım biçimde rasyonel bir plan-program yapılmadığı takdirde önümüzdeki yıllarda birçok üniversite öğrenci bulamadığı için kapanmak zorunda kalacak.
Devlet yönetimi her yönüyle ciddi iştir, oy beklentisiyle “Ben yaptım oldu” diyerek üniversiteler açılır ama sonuçta milyonlarca gence ve onların ailelerine büyük hayal kırıklıkları yaşatılır.