Konu ekonomi, ticaret olunca herkesin bir göstergesi, söylediklerini ispat edecek gözlemleri var. Kimi yumurta fiyatlarından, kimi benzinden, kimi gelen turist sayısından, kimi maaşından yola çıkıp ekonomide genellemeye gidiyor. Gün içinde ekonomi adına ne yaşanıyorsa herkes hayatı öyle ölçüyor.

Örnekler ardı ardına:
Son iki ayda sık sık yurtdışına çıkanlar anlatıyor: THY uçakları özellikle Avrupa seferleri bomboşmuş. Uçaklar üç beş kişiyle gidip geliyormuş. Yolcu olmayınca seferler birleştiriliyormuş, THY uçakları hangarlara çekiliyormuş.

Turizm ile ilgili söylenenler:
Bazı zincir otel işletmecileri zarar edeceği belli olan ya da zarardaki otelleri 2017 sezonunda kapatacaklarmış. Zincirdeki otel sayısını beşse üçe indireceklermiş. Özellikle Ankara ve İstanbul’da zararına çalışmak yerine kapılara kilit vurulacakmış.
Tatil köylerinde de benzeri kararlar alınıyormuş. Birden fazla tatil köyü olan şirketler 2017 yılında sadece bir iki tanesini açık tutacaklarmış, diğerlerini sezonda açmayacaklarmış. Ne Rus ne yerli turist yetmezmiş buraları açık tutmaya.
“Yok, daha neler, abartıyorsunuz” desek de diğer sektörler sıraya girdi:

Büyük şirketler 2017 hedeflerini paylaşıyorlarmış. Şirketler bayilerine ve diğer satış örgütlerine şunu söylüyorlarmış:
“2017 için değil büyüme, satış artırma 2016 yılının düzeyini koruyun yeter.” İşin Türkçesi; gelirinizi giderinizi ayarlayın, satışları 2016 yılı düzeyinde kapatın fazla bir şey istemiyoruz. Maksat devran dönsün. Olacaklara sonra bakarız.

Bankacılık sektörü zaten karışık. Çok sayıda banka özellikle büyük şehirlerdeki şube sayısını hissettirmeden düşürüyormuş.
“Konut satışları rekor düzedeymiş” diyorsunuz, (Salim Taşçı üstadımız daha iyi bilir) verilen yanıt şu:
Özellikle Ankara’da fiyatlar çok şişmiş. Yani satış fiyatlarında en az yüzde 30 fazlalık varmış. Ankara’da 200 metrekarelik daire maliyet/kar oranına göre 800 bin liradan fazla etmezmiş. Ankara’da bir milyon liranın üzerinde bir daire satmak artık hayalmiş. İstanbul’da hiç olmazsa boğaz, metro, köprüler, tüneller fiyata etki ediyormuş peki ya Ankara’da? Ne köprü var ne boğaz.

AVM’lere gelelim. Yani alışveriş merkezlerine. Bazı önemli AVM’lerin isimlerini verdiler, kapanan dükkân, işyeri sayısı her gün artıyormuş. Açık olan mağazalar da prestij olsun diye maliyetleri AVM’lece karşılanan ve kira ödemeyen firmalara aitmiş. Anlı şanlı elektronik ve elektrikli eşya mağazalarında ürün marka ve adet sayısı azalıyormuş. Sadece satılabilen ürünler koyuluyormuş. Bunlar da ucuz Tayvan, Çin malları. Çalışan sayısı da yarı yarıya düşürülmüş.
Büyük perakende mağazalarında ise yeni bir uygulama varmış. Dayanıklı eşya, giyim, kırtasiye gibi reyonları kaldırılıyormuş. Boşa çıkan bu alanlar da müşteriye ayıp olmasın diye “tadilat var” levhalı paravanlarla kapatılıyormuş.

Otomotivde ekstra vergiler, döviz artışı filan en ucuz araba 40 bine çıkmış. İkinci el otomobillere hücum başlamış.
KOSGEB’in 50 bin liralık faizsiz can suyu kredisi dağıtımında ayrımcılık, siyasi baskılar varmış.
Dinlerken, yazarken insanın içi daralıyor.

Bu felaket tellağı değil. Ateş olmayan yerde duman çıkmaz. Gazetecilik gereği tüm bu söylenenleri araştırmak gerekir. Doğru çıksa “vay hükümet aleyhtarlığı, vatan hainliği” diye bağırırlar, “doğru değil, her şey yolunda” denilse “yalaka, yandaş” diye yaftalarlar.
Arkadaş; sokaktaki insan bunları konuşuyor, anlatıyor, söylüyor, yaşıyor. Ekonomide bazı konuları doğru veya yanlış diye ispatına gerek yok. Söylenmenin, dövünmenin, depresyona girmenin bir anlamı da yok. Önemli olan bu çıkmazlara çözüm getirmek.

PAYLAŞ
Önceki İçerikAsgari ücret oyunu!
Sonraki İçerikÜst akıl dediğin çeşit çeşit!
İsmet Hazardağlı
1984 yılında çalışmaya başladığı gazetecilik mesleğinde, çeşitli haber ajansları, dergiler, gazeteler ve televizyon kanallarında muhabir ve üst düzey yönetici olarak görev yaptı. Sonsöz'de ekonomi yazıları ile sizlerle!