Türk Lirasının aşrı değer kaybı karşısında vatandaş şaşkın, gözler Ankara’dan gelecek açıklamalarda. “Merkez Bankası tedbir alır” gibi ucu açık”, “kurlardaki oynama geçici” klişe lâflar, kusura baksınlar, büyük tepki topluyor artık.

Geçici ne demek? Lira daha da düşecek mi yoksa gerileyecek mi? Biz geçicidir kalıcıdır yaklaşımlarını bilmeyiz. Bildiğimiz dövizde bugünkü oranlar kalsa bile ekonomiye verdiği hasar çok büyük.
Öncelikle: tüm maaşlar, ücretler eridi gitti. Sadece akaryakıt ürünlerine zamlarla piyasada her şeyin fiyatı arttı, artmaya da devam edecek. Bir ay sonra Ramazan ayı başlıyor ki esas fiyat artışlarını o zaman yaşanacak.
Konut, otomobil gibi lokomotif sektörlerdeki durgunluk daha da derinleşecek. İster dövize bağlı ister liraya bağlı olsun tüm maliyetlerin artması, işsizlik, iflâs, icra haciz demek. Daha dövizle borçlara diğer makro büyüklüklere değinmiyoruz. Bunlardaki hasarı aylar sonra göreceğiz.
Şunu da belirtelim, dolar 4’ya gerilese ne olur, gerilemese ne olur? Vatandaşın kafasına yer etti bu oran. Denildiği gibi “dolar 4 lira hayaldi, gerçek oldu”.
Özellikle geçen Mart ayından bu yana başlayan ve şiddetini artıran dalgalanma karşısında en büyük ihtiyaç piyasalara güven verilmesiydi. Önce açıklamalarla ardından sınırlı araçlarla müdahaleler yapılmasıyla bu güven ortamı oluşturulabilirdi.

Piyasalar bunu beklerken karar vericiler arasında tartışmalar, çekişmeler, istifa söylentileri yaşanıyormuş.
Sıcak paracıların en çok merak ettikleri erken seçim konusunda son iki aydır, yetkili ağızlardan “seçime değil geçime bakıyoruz” sözlerini duyduk mu? Hayır.
Şimdi Trump-Putin-Suriye füze saldırısı bahanesinin arkasına sığınıyoruz. Diyelim bu dalaşma da bitti, dolar yine birilerinin ifade ettiği gibi 3.85’e mi inecek?
Evet, günü birlik düşünmeyelim ama bu yılın geri kalan ayları çok zor geçecek. Turizm, ihracat gelirleri tamam da açıkları kapatmak için kaynak sıkıntısı nasıl aşılacak? Bilinmiyor.

Faizlere de değinelim. Hafta başında “teşvik paketi açıklanacak, faizler konusu da var” denildi. Gözler TV’lerde merakla beklerken bir de görüldü ki üç beş yıl sonra hayata geçecek projelerin sahiplerine plaket veriliyor. Faiz maiz konusu ortada yok. Plaket verildikçe dolar, avro zıplıyor. İşte kaybolan güvenin diğer bir göstergesi.
Yine hafta başında Hazine, 2 milyar liralık borçlanmaya gitti, oluşan faiz yüzde 13.8. Bu durumda eğer Hazine faizini düşüremiyorsa, piyasa faizleri nasıl düşsün?
Onlarca ay geçti, faizler konusunda bir ilerleme sağlanamadı. Ekonomi öğrencisine verseniz yarım saatte yazar çözümleri. Yönetim de biliyor ama siyaseten sorumluluk alınmak istenmiyor.

Gıdada kronikleşen fiyat artışını engellemek için bir yıldır çalışılıyor, sonuçta çıka çıka depolamaya teşvik verilmesi çıktı. Sanki çok üretim varmış gibi bu ürünler buzhane depolarında saklanacak, gereksiz atık oluşmayacak. Bu depoların maliyeti bile fiyatları katlar.
Bahsettiğimiz güven sorunu bunlardır. Bundan sonra Türkiye ekonominse güven, başarı hikayeleri yaşanır mı? Çok zor.
Böyle dalgalanıp dururuz, “geçicidir” deyip sorunları geçiştiririz.