“Türküz türküler yoldaşımız/Hesaba gelmez yaşımız Nerde olsa savaşımız/Türküz, türkü çığırırız”…(Âşık Veysel ) Kulakta ve yürekte haz uyandıran, halk ezgisiyle bestelenmiş, hece ölçüsü ile yazılmış, uyaklı koşuklar olarak tanımlanan TÜRKÜLER, doğa ve insanı anlatan, ulusal kültürün temelini oluşturan halk kültürünün bayrağıdır. Türkülerimiz , ulusumuzun buluşma, kaynaşma ve övünç kaynağıdır.

Türkülerimizde, deyimler,terimler, tamlamalar, benzetmeler ve imgeler en yüksek noktalara çıkmakta sözlü ve yazılı edebiyatımızı renklendirmektedir. Anonim olan türkülerimiz ve söz yazarı belli olan türkülerimiz toplumsal dayanışmanın ve yaşamın ortak ezgileri olmaktadır. Bu nedenle türkülerimiz, halkın ortak felsefesi, dili,sesi ve nefesidir. Halkımızın tüm ortak değerlerini ve yaşam öykülerini türkülerde bulabilmekteyiz.

“Kaşın çeğmelenmiş kirpik üstüne/Havada buludun ağdığı gibi / Çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış/ Yağmurun güllere yağdığı gibi…”
Tüküler, yaşam felsefesinin gök kuşağına bürünmüş renkli, ahenkli yüreğidir.
Anadolu gerçeğini, bütün yönleriyle derinliği ve genişliği ile birlkikte türkülerde buluruz:
“Aman ormancı canım ormancı /Köyümüze getirdin yoktan bir acı…”

“Sabah yıldızı gibi içime doğdun efem /Bir yaz güneşi gibi bağrımı yaktın efem…”
“Efeler de geliyor dört atlı / Cepkenleri kanatlı …”
“Bir yanımı sardı müfreze kolu /Bir yanımı sardı Varilcioğlu/ Beşyüz atlı ile kestiler yolu/ Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz…”
“Gafil gezme şaşkın,bir gün ölürsün, söyleyen dillerin söylemez olur/Bülbül gibi dilin olsa ne fayda…”
“Tepe bağa vardım buldum izini/ Bğazıma durdu çavuş üzümü / İste teğmeninden versin izini/Bir daha göreyim kara yüzünü…”
“Benim yarim yaylalarda oturur/Ak ellerin soğuk suya batırır..”

“Sarı saçlarını deli gönlümü / Bağlamışlar çözülmüyor Mihriban/Ayrılıktan zor belleme ölümü/ Görmeyince sezilmiyor Mihriban/ Yar deyince kalem elden düşüyor/ Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor/ Lambada titreyen alev üşüyor/ Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban…”
Aşk ve hasret dolu titreyen /üşüyen yüreğin , lambada titreyen / üşüyen aleve benzetilmesinde doruklara tırmanan duyguların, dizelerde yüceleşen bir söz sanatı /benzetme ile anlatılması tüm yüreklerde silinmez izler bırakmakta…
“Gam kasavet boydan aşıyor/Gel de bu dünyayı gör deli gönül/Daha senden gayri dostum yoktur/ Nedir bu telaşın vay deli gönül ! ..”
“Şu geniş dünyaya sığmayan gönül/ Şimdi bir odaya kapandı kaldı/ Bir soluk bir dakka duramaz iken/ Oturduğu yerden kakamaz oldu/ Hani gençlikteki çağlayan gönül/Gâhi gülüp gâhi ağlayan gönül !…”
“Pilav pişirdim yavan, üstüne kestim soğan…”
“Mendilimde gül oya/Gülmedim doya doya…”
“Çal ,Allah aşkına Emmoğlu, durma çal/Dağların , çadırların , atların, gümüş saplı
kamçıların/Bir bağ fişeğin aşkına çal !”
Ünlü şair B.R. Eyüboğlu “Türküler Dolusu” şiiirinde şöyle demekte :
” Şairim/Zifiri karanlıkta gelse şirirn hası/ Ayak sesinden tanırım/Ne zaman bir köy türküsü duysam/ Şairliğimden utanırım./Şairim/Şiirin gerçeğini köy türkülerinde bulmuşum/ Türkülerle yunmuş, yıkanmış dilim/Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.”

şiirin hasını yazan şairler, ” ana sütü gibi temiz, sahici ve insancasına köy türküleri ” karşısında yüreklerini halkın yüreği ile birleştirerek saygı ile eğilmekteler :
“Ah ! bu türküler köy türküleri, dağ dağ , yayla yayla türküler tüter köyümüz,köylümüz, memleketimiz. Altlarında imza yok ama içlerinde yürek var.”
Telgrafın tellerini, Bitlis’in beş minaresini, Yozagat’ın çamlığını, Sürmeli gelinleri ve Karacaoğlan’ ın uğru nakışlı Elif’ini, Ondörtlüleri,Tokat yollarını, Ordunun derelerini, Trabzon’u, Kars’ı, Edirne’yi, Mersin’i, Muğla’yi, Diyarbakır’ı ,Urfa’yı, Hatay’ı, Erkiletin bağlarını, iğdenin dalını ,söğüdün yaprağını, Kızılırmağı, turnaları, kışlaları, hapishaneyi ve önündeki incir ağacını, Vardar Ovası’nı, dağların yüceliğini, kır atı, ağ gelini, gelin ve kaynanayı ,,Aynalı beşikleri, İpek ve kıral yollarını ,Çanakkale’nin aynalı çarşısını, mektebin bacalarını, Emir dağının karını,Güllerin üşüdüğünü, damdaki kilimi, değirmenin taşını, Sarıkamış dağlarının karlı başını ve burada şehit yatanların ağıtlarını ve daha nicelerini hep türkülerde buluruz.
“Arılıkta arısı var /Sol böğründe yarası var /Aslan gardaşı vurmuşlar/ İki tane yavrusu var…”

Türküler zamana ve makâna dair tarihe kayıt düşerler. Kaderde ve kıvaçta bizlere eşlik ederler.Her yürekte bambaaşka duygu ve öz vardır. Yüreklerin sesi türkülerde yankılanır. 8 yaşında Mustafa can ‘ın , ” YÜREĞİMDE TÜRKÜLER VAR !” dediği gibi; her yürek bir türkü, her türkü bir yürektir. Türkülerin öyküsü yüreklerin, gerçeklerin ve yaşamın sesidir.
“Çarşıdan aldırdım yeşil aynayı/ Boşa çiğnemişim yalan dünyayı/ ne İstanbul goydum ne de Konya’yı /Kendime münasıp yar bulamadım…”
Tarihi geçmişe dayanan sözlü ve yazılı halk kültürümüzün temel taşları olan türkülerimizin dili, uzun havalar , kırık havalar ve bozlaklarla geleneklerimiz içerisinde halkımızın dupduru ve dipdiri özü ve sözüyle yoğrulmuştur.

“Eledim eledim höllük eledim /Aynalı beşikte bebek beledim.”
” Dersini almış da ediyor ezber/ Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler /Bu dert beni iflah etmez deleyler/ Benim dert çeekmeye dermanım mı var ?…”
“Yozgat yolu kar mola/Minaresi dar mola/Hapislere af gelmiş/Acep aslı var mola…”
Bazı türkülerde köy ve insan yaşamından tablolar aktarılır ve insanların düygularını, sevgilerini ,seviçlerini ve acılarını şiirlere / türkülere/ ezgilere aktardıklarını görürüz :
“Çal Emmoğlu, Çal

Kime kaldı ki bu yalan dünya /Türkülerde kaldı, tellerde kaldı,
Ne güzeller geçti bunca zaman içinde /Hepsinin güzelliği
Akıllarda kaldı, dillerde kaldı. ”

“Çal emmoğlu , çal/Yüce dağ başında yayılan atlar/ Yar mendil işlemiş ikiye katlar/ Mezarım üstünde beş karış otlar/ Bitmeyince gönül yârdan ayrılmaz/ Çaaaaaal ! ..Emmoğlu çal!…”
“Geçtim dünya üzerinden / Ömür bir nefes derinden / Bak feleğin çemberinden / Yolun sonu görünüyor!…”
“Kara tren gecikir belki hiç gelmez /Dağlarda salınır da derdimi bilmez…”
” Kara kaşlar yay oldu/ Yar gideli ay oldu / Günümü saya saya/ Cahil ömrüm zayoldu…”
İnsan için yolun sonu gelse de türküler için son yok sonsuzluk vardır.
Türküler , turnaların kanatlarında , dağların yücesinde, al yanaklarda, ahu gözlerde, mezar başında, Saman yolu, kral yolu ve ipek yolu gibi tarihi yollarda insanı ve yaşamı harmanlayarak, ezgilerle dünü bugüne, bugünü yarına taşır ve tarihe not düşerek , gönül telinden sazın teline akarak ezgilerle hayatı sonsuzlaştırır.
“Türkü Türkü Türkiye” de , yaşamınızdan kesitler bulur ve mırıldanarak türkülere katılısınız. İnsanların yüreklerinde ve dillerinde hepimizin ortak sesi ve öyküsü türküler vardır.