Ana Sayfa Yazarlar Türkiye’de kadına yönelik şiddetin nedenleri

Türkiye’de kadına yönelik şiddetin nedenleri

150
PAYLAŞ

Aslına bakarsanız Türkiye’nin kadına yönelik şiddetle sınavı, son 10 yılda yaşananlar, yazmakla bitmez. Burada sizlerle kısa bir özetini paylaşacağım. Hafta başından itibaren kapsamlı bir metni blogumda okuyabileceksiniz.
Son 10 yıldır, ilginç/garip/tuhaf nasıl açıklanabilir bilmiyorum, statüleri gereği kadın yaşamına dair algıları yönetme ve muhafazakar ideolojik mesajlarını kamuoyu ile zahmetsizce paylaşma olanağı bulanların yönlendirmelerine açık bir ülkede yaşıyoruz.
“Kadın-erkek fıtratı gereği eşit değildir,
Kadınlar erkeklere Allah’ın emanetidir,
Topluluk içinde kahkaha ile gülmek iffetsizliktir,
Hamile kadının sokakta dolaşması uygun değildir,
Annen de olsa dizkapağının üstü tahrik eder,”
Kürtaj ne, çocuk öleceğine kadın ölsün,
Gece o saatte orada ne işi vardı?”
Gibi söylemlerin toplum önünde sarf edilmesi kadınların yaşamına özel alandan sokağa taşan şiddet olarak yansımaktadır.
Mevcut cinsiyet temelli eşitsizlik zemininde bu tür yönlendirmeler, eril şiddete ‘gerekçe’ bulmakta zorlanmayan erkek zihniyetini/eril güce dayanan egoyu/ideolojiyi pekiştirmekte ve şiddeti normalleştirmektedir.
Bu etkinin somut göstergesi, neredeyse aynı cümlelerin kadın katili erkek failler için cinsiyetçi şekilde uygulanan “haksız tahrik indirimi” gerekçesi olarak bazı mahkeme tutanaklarına yansıması olmuştur.
Ayrıca pek çok erkek failin de savunmalarını “iffetsizlik yaptı, sözümü dinlemedi” gibi söylemler üzerine kurmalarıdır. Bu söylemlere son zamanlarda ”şeytana uydum” mazereti de eklenmiştir.
Cinayet işleyen failler, boşanmak üzere oldukları eşlerini ya da sevgililerini öldürdükten sonra yakalandıklarında, “öldürme hakkımı kullandım” diyerek erkek egemenliğini kışkırtıcı her türlü söylemin bireyler üzerinde ne denli etkili olabileceğini kanıtlamaktadırlar.
Bu noktada hemen hemen hiç dile getirilmeyen ve tartışmaya açılmayan bir diğer, şiddete zemin hazırlayan durum ise; Türkiye’de yaşanan cinsel sorunlar. Erkeklerin ciddi oranda yaşadığı erekte olamama ya da erken boşalma sorunu, kadınlarda sıklıkla rastlanan vajinusmus, ilişkilerde yol açtığı anlaşmazlıklarla şiddetin hazırlayıcısı başlıca nedenler arasında bulunuyor.
Buna neden olan çocukluk yaşamı ve çocuk yetiştirme pratikleri tartışılmıyor.
Öte yandan, üç hatta beş çocuk doğurma telkinleri ve teşvikleri,
Annelik kariyerdir,’
Hamile kadın kutsal bir vatan görevi ifa etmektedir,
İşsizlik kadınların iş araması yüzünden artıyor,
Çalışan kadın fahişeliğe zemin hazırlar” gibi söylemler ise eşitsizliği normalleştirme ve kadınların kamusal yaşama katılımını engellemeye hizmet etmektedir.
Bu anlayış ve söylemler kısmen yasal olarak da desteklenmiştir. Kısaca “aile paketi” olarak bilinen Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı, evde bakım hizmetlerinin güvencesiz olarak desteklenmesi, çeşitli eğretileşmiş çalışma (esnek çalışma) uygulamaları gibi, kadınların güvenceli istihdama katılmasını önleyen ve azaltan yasal düzenlemeler kolayca yürürlüğe konulmuştur.
Kadınların çalışma yaşamına katılmasının önündeki en büyük engellerden biri olan kreş/yuva sayılarının yetersizliğine ilişkin yükseltilen ısrarlı talebe karşın herhangi bir önlem de alınmamıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın web sitesinden son aylarda basına yansıyan fetva ayarındaki açıklamalar da ayrıca cinsiyet eşitsizliğini desteklemiştir.
Cinsiyet eşitsizliği ve kadına yönelik şiddetin önemli başlıklarından olan kız çocukların evlenmeye zorlanması ya da “zorla razı edilmesi” ve çocuk cinsel istismarı sorunları belirgin bir şekilde artmıştır.
‘Kız çocukların evlenme yaşı 6 olabilir’ gibi söylemlerin kamuya açık mecralarda yasal bir yaptırım olmadan ifade edilmesi, sorunun göz ardı edilen boyutlarını ortaya koymaktadır.
Erken yaşta evlendirilmeyi teşvik edici uygulamaların en önemlisi, 2012 yılında eğitim sisteminde yapılan 4+4+4 adı verilen değişikliktir. Veriler, bu değişikliğin muhafazakar ya da ekonomik olarak güçsüz ailelerin kız çocukların eğitimini erken sonlandırmaya, erken evlenmeye ve çocuk işçiliğine yönlendirmelerini kolaylaştıracağına ilişkin tahminleri doğrulamaktadır.
Türkiye’de, cinsiyet adaleti gibi bir tuhaflığın kamuoyu önünde ifade edilmesi ile birlikte, bir süredir oldukça kapalı olarak sürdürülen, cinsiyet eşitliği karşıtı ve aile politikaları uygulayıcısı devlet destekli ‘sivil’ toplum kuruluşları, bağımsız kadın ve LGBTİ örgütlenmelerin karşısında  konumlanmışlardır.
ASP Bakanlığı ise bu örgütlerle işbirliğini öne çıkarırken, uluslararası platformlarda (Pekin+20, BM Kadın Konseyi Toplantıları) bağımsız kadın örgütlerinden temsilcilerin yer alması Bakanlık tarafından engellenmek istenmiştir. Tepkiler sonucunda bazı temsilciler katılabilmiş ancak, bu temsilcilere oturumlarda söz hakkı tanınmamıştır.
Türkiye’de dini nikahın (imam nikahı) hukuki bir değeri yoktur, sadece inançlara uygun yaşamın bir parçası olarak yasak değil ancak resmi nikahın akabinde yapılması koşuluna bağlıdır. Bu koşulu, Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) resmi nikah olmaksızın dini nikah kıyılması halinde nikahı kıyan din görevlisine ve evlenen taraflara ceza (2-4 ay) öngörülmesi hükme bağlamaktaydı. 29 Mayıs 2015 tarihinde, Anayasa Mahkemesi TCK’daki bu hükmü iptal etmiştir.
Bu durumda resmi nikah olmaksızın sadece imam nikahlı pek çok evlilik yapılmaktır. Hatta medeni yasaya göre evlenme yaşı 18 ve ikinci eş yasak olduğu halde, bu evliliklerin de sadece imam nikahı ile yasadışı olarak gerçekleşmesi artmıştır.
Böylelikle zaten yasalara rağmen engellenemeyen çocuk evlilikleri ve ikinci eş evliliğinin önünde hiçbir engel kalmamıştır. Resmi nikah yapmaksızın evlenmenin mümkün olması nedeniyle salt dini nikahlı beraberliklerde, kadınlar medeni hukukla tanınan haklarından mahrumdur.
Şiddet yaşadıklarında haklarını medeni hukuk kapsamında kullanamayacaklar, evlilikte edinilmiş aile varlıklılarının paylaşımında hak iddia edemeyeceklerdir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam