Ana Sayfa Yazarlar Türkiye maalesef korkuya ve sindirilmeye seyirci kalıyor!

Türkiye maalesef korkuya ve sindirilmeye seyirci kalıyor!

82
PAYLAŞ

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül MİT ’larıyla ilgili yayımladıkları haber ve görüntülerden dolayı tutuklanıp, bugüne kadar içeride tutularak bir ’’Bedel’’ ödetilmesinin perde arkasını okumak o kadar zor da değil.

Bu haberleri yayınlanır yayınlanmaz, medyada da Türkiye’nin en tepesindeki isimden, ’’Bunun bedelini ağır öderler’’sözü akla geliyor. Savcılığa suç duyurularının yapılıyor devletin en üst makamları tarafından.
Bu geçen süreçte Türkiye Can Dündar ve Erdem Gül’e ne kadar sahip çıktı?
Bana göre Türk toplumu ve sivil toplum örgütleri, siyasi partiler burada sınıfta kaldılar.
Bunun adı adil hukuk falan değil. Bunu bu saatten sonra  kimse yemez. Yargıya müdahale de değil. Bu tamı tamına,  kesilen bir faturanın ödetilmesi, güçler savaşı ve Türk toplumuna da ’’ayağınızı denk atın, işte biz buyuz. Ya bize uyarsınız, ya da Silivri’yi boylarsınızın mesajıdır.
Silivri’ye şimdiye kadar kimler gitmedi ki, Genel Kurmay Başkanları, Ordu Komutanları, albaylar, gazeteciler, uydurulmuş bir takım isimlerle yargılandılar. Uzun yıllar yattılar, aylarca, yıllarca bu davalar mahkemelerde görüldü, televizyonlarda uzman denen kişiler yorumlar yaptılar.
Sanki ve pembe televizyon dizisi gibi. Sonra bu insanlar bir gün ansızın serbest bırakıldılar. Yani gözler korkutuldu. İnsanlar işte böyle sindiriyor. O içeride suçsuz yere yatanlar, yargıdan hesap sorabildi mi. Herkes evine gitti, ’’Ne işime ya, serbest kaldım. Konuşursam, yine Silivri yolu gözükür’’dedi.
İnsan yaşamı değerlidir. Bir saatin bile değeri vardır. İnsanlar, aylarca, yıllarca içeride yatıyor. Sonra da bırakın hukuki hesap sormayı, medya da bile hesap soramaz hale getiriliyorlar. İşte Türkiye, bu idare ve irade ile böyle bir korku toplumu haline getirildi.
PEKİ, BÖYLE Mİ? GİDECEK
Her şeyin bir sonu ve başlangıç noktası vardır. O zaman nasıl gelecek, o da bir kaderdir. Demek ki, Türkiye hala o uyanışa geçmedi. Ya da bıçak kemiğe dayanmadı.
Örneğin gazetecilik mesleği, özellikle kendisini bu mesleğe adayan insanlar için konuşuyorum. Toplumun sesidir. Can Dündar ve Erdem Gül’de, bu duyarlılık ile o haberi yapmışlardır. Gazeteci ve siyasetçi iki ayrı kulvarda koşan koşuculara benzerler. Start çizgisinde birdirler. Ancak koşarken, ayrılırlar.
Siyasetçi icraat’a talip o hedefe koşar, gazeteci de toplum adına onu izler. İşte bu izleme anında gerçek gazeteciler, Türkiye’de kazaya uğruyor. Yani, sipariş edilmiş haberleri izlemeyenler, kesilen cezaları ödüyorlar.
Bunun karşısında gazeteci mağdur oluyor da onun haber alma kitlesi mağdur olmuyor mu?
Tabii ki o da gerçek haberi almıyor. O zaman özgürlüğünü feda eden o Silivri’de yatanlar için bir şeylerin yapılması gerekmez mi?
Bunu kim yapacak. Herhalde hükümet değil.
Sokaktaki, halk, yani yandaş olmayan, güdülmek istemeyen halk. Sivil toplum örgütleri, siyasi partiler. Hangileri şimdiye kadar ses getirecek anlamda taşın altına ellerini koydular.
Hiçbiri. Türkiye böyle sindirilme ve korku toplumundan kurtulması için projeler üretmeli.
Gazetecilikte en fazla kullandığımız “birlik ve beraberliğe Türkiye’nin ihtiyacı var” sloganıdır.
EN AZINDAN VEFA BORCUMUZ VAR ONLARA
Türkiye gerçeğini bilmemize rağmen, Türkiye’nin 2 masum gazetecisi sırf gazetecilik dürtülerinden dolayı, pisi, pisi içeride yatırılıyor.
Sadece o kişinin mutlu olması için. Kimse bu aşamadan sonra Türkiye’de demokrasi, basın özgürlüğü, diğer özgürlükler var diye espri yapmasın.
Onların, bugün yeri Silivri değil. Masalarının başında olup, aynı cesaretle, yazılmayanları, görüntülenmeyenleri topluma hizmet vermek olmalıdır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam