Ana Sayfa Yazarlar Türkiye ırkçılık kavramı ile tanışmadı…

Türkiye ırkçılık kavramı ile tanışmadı…

74
PAYLAŞ

1950 ve 1960’larda tüm Avrupa’ya hız kazanan iş göçü İtalya başta olmak üzere Türkiye eski Yugoslavya, Yunanistan, Macaristan tarafından Avrupa’yı yabancılarla tanıştırdı.
O göç aslında yabancıların Avrupa’daki altın yılları idi. Türklerin, Almanya’ya gelişlerini bandolu karşılama olduğunu hep duyduk.

Kuzey Avrupa’ya gelen Türkler, Yunanlılar ve eski Yugoslavlardan nasıl karşılandıklarını özellikle yabancı erkeklerin, İsveçli kızlar tarafından diskoteklerde dansa kaldırmak için yarıştıklarını, büyük bir gururlar İsveçli erkeklerin pabucunu nasıl dama attıklarını hep anlatırlar.
Sonra Avrupa ve Batı Avrupa, yabancılarla çok tanışmaya başlayınca, bu yabancı cazibesi de gittikçe azalmaya başladı.
Sonra, dünyanın çeşitli ülkelerinde askeri darbeler ve iç savaşların başlaması başta Avrupa ve Batı Avrupa, nerdeyse yabancı istilasına uğradı. Az önce söylediğim o cazibe bir anda kayboldu.
Yerine yabancı düşmanlığı ve nefret  ve ırkçılık aldı. Yine güzel bir Türk atasözü ile özetleyecek olursak, nerde çokluk, orada pislik olduk.
Peki, bunun suçlusunu ararsak kim oldu. Tabii ki o ülkeye gelen uyumsuz yabancılar oldu. Topluma uymak istemeyen, geldikleri ülkeye nerdeyse yalvararak sığınan bu insanların bazıları o ülkenin her sistemini istismar ettiler. Düzeni bozdular. O zaman da bu bozulan düzen, ’’Irkçılık’’ kavramını yaşama soktu. Irkçı partiler bir anda türemeye ve onların körüklemesi ile ırkçılık ülke genelinde popüler oldu. Siyah deri ceketli, asker postal, dazlak gençler, yabancıların Avrupa’daki  korkulu yüzü oldu. Bu gruplar parlamentolara girdiler ve temsil yetkisi kazandılar.
KÖTÜ İNSAN YOKTUR; KÖTÜLER, İYİLERİ KÖTÜ YAPAR
Bu ara başlık hakikaten doğru seçilmiş bir başlıktır. Genelde, dünyaya gelen her insan masum duygularla gelir. Ancak hayat o kadar acımasızdır ki, bazı istisnaların dışında insanları değişime uğratır. Benim bu konudaki saptamam da bu yöndedir. Kötü insanlar yoktur. Her iyi insan, kötülük ile karşılaştığında, iyilikten uzaklaşır. O da kötülere benzer. Avrupa’daki ırkçılığı da böyle görüyorum. Avrupalı insanlar, eğitimli, görmüş, geçirmiş hümanist insanlar olarak ben değerlendiriyorum. Tabii istisnalar kaideyi bozmaz diye bir tekerleme de vardır. Ancak benim kanım, ilkinden yana, kötüler, iyileri kendisine benzetiyor.
Bu örneği niye veriyorum. Çünkü İsveç’e 1960’larda Türkiye’den, Yunanistan’dan eski Yugoslavya’dan gelen kuşaklar İsveçlileri hep böyle bize anlatmışlardı. Ne zaman ülke sıralaması artmış, değişik milletler bu kervana katılmış ve geldikleri ülkeye uyum sağlayamayıp, düzeni bozunca İsveç toplumunda da tepki ve ırkçılık başlamış. Yani özünde iyi olan insanları, ülkeye göçmen ya da siyasi mülteci olarak gelen ve düzene uymayanlar bozmuşlar. Bugün bunun ceremesini tüm yabancılar çeker duruma gelmiştir. Onun için de tüm Avrupa, Türkiye’ye 3 milyar Euro desteği ve vize rahatlığı açılımı ile bu dertten bizi Türkiye kurtar diye Alman Başbakanı  Angela Merkel’i ikinci kez Türkiye’ye yolladı. Yani Avrupa’nın yabancılardan ağzı yandığı için artık yabancıları ülkeye ne pahasına olursa olsun sokmak istemiyor. Türkiye’de bir anda Avrupa’nın cazibe merkezi oldu.
İŞTE ZURNANIN ZART ETTİĞİ YER
Avrupa’ nın istemediği ve 2 milyonu aşan Suriyeli mültecinin Türkiye’deki uyumu ve Türkiye’de ileride patlayacak ırkçılık sorununun sinyalini almış gibiyim. İnşallah olmaz. Ancak Avrupa’da da her şey böyle başlamıştı.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam