Ana Sayfa Güncel Türkiye ekonomisi Allaha emanet

Türkiye ekonomisi Allaha emanet

71
PAYLAŞ

 CHP’li Umut Oran, 7 Haziran seçimlerinin ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun koalisyon istememesi, MHP Lideri Bahçeli’nin her şeye “hayır” diyen duruşu ile koalisyon formüllerinin önünü tıkaması nedeniyle artan siyasi belirsizliğin ekonomiyi vurduğunu savundu.

ANKARA – “Bıçak sırtındaki dengeler tümden bozuldu” diyen Oran, “Ancak ekonomide asıl büyük deprem riski, Fed’in faiz artırım kararının beklendiği izleyen dönemde… , tepe üstü çakılan ekonomiye; büyüyen kriz riskine kayıtsız ve şimdi en kritik sürece usulen kurulan bir seçim hükümeti ile giriyoruz. Yaklaşan büyük depreme karşı Türkiye ekonomisi adeta Allah’a emanet” açıklamasında bulundu.
Oran’ın yazılı açıklamasına göre, seçimden bu yana geçen üç ayda karşısında yüzde 10 değerlenen dolar dış borç yükünde kişi başına bin 500 liraya yakın ek yük getirdi. Dolardaki her 1 Kuruşluk artış, Türkiye’nin toplam dış borç yükünü yaklaşık 4 milyar TL artırıyor. Dolar kurunda yılbaşından bu yana kümülatif artış ise yüzde 26’ya ulaştı. Türkiye’nin dış borcunun TL cinsi karşılığı 2014 sonunda 938 milyar lira ediyordu, 30 Ağustos 2015 kuruyla 1 trilyon 151 milyar liraya denk geliyor. Yılbaşından bu yana toplam dış borç yükü 213 milyar; kişi başına borç yaklaşık 2 bin 745 lira büyüdü. Yükselen döviz fiyatı sadece borç yükünü artırmıyor, ithal girdiye bağımlı üretimi de vuruyor. Kur arttıkça, ithal girdilerin pahalanması üretim maliyetlerini artıyor, gerileyen rekabet gücü ile ihracat sert biçimde düşüyor. Maliyetten kaynaklı enflasyondan ötürü halkın tükettiği ürünlerin fiyatı artıyor. Bu süreç yüksek enflasyon ve yeni zam dalgaları anlamına geliyor. Şu an zaten ekonomi fren yapmış, tüketim iyice kısılmış durumda. Tüm sektörlerde risk artıyor, yatırımlar erteleniyor, her kesim durumunu koruma çabasında. Özellikle inşaat sektöründe risk büyüyor. En büyük sıkıntı ise döviz pozisyon açığı aşırı yüksek reel sektör firmalarında. Reel sektörün 180 milyar dolara yakın döviz açık pozisyonu bulunuyor ve dolar kurundaki her 1 kuruşluk artış reel sektör şirketlerinin 1.8 milyar TL kur farkı zararı yazmasına neden oluyor.
ABD Merkez Bankası Fed’in uzun süreli faiz artırım beklentisinin gelişmekte olan ekonomileri olumsuz etkilemeye devam ettiğini belirten Oran şunları kaydetti:
“Fed’in sürekli ertelediği faiz artırımını Eylül ayındaki toplantısında gerçekleştirmesine büyük olasılık olarak bakılıyor. Fed’in faiz artırımına gitmesi, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden sermaye kaçışı anlamına geliyor. Bu da zaten artık doğrudan yabancı sermaye ve sıcak para girişlerinin hızla azaldığı gelişmekte olan ülkeler için felaket senaryosu oluşturuyor. Türkiye risk primi en yüksek 10 ülke arasında yer alıyor. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde kısa vadeli dış borçlarını çevirmek ve cari açığını finanse etmek için yaklaşık 220-230 milyar dolarlık dış kaynağa ihtiyacı bulunuyor. Fed’in faiz artırımına gitmesi durumunda dış sermaye hareketlerinin tamamen aleyhe dönmesi kaçınılmaz. Bu faktör, Türkiye’nin borç çevirememe riskini artırıyor. Bu senaryoda Türkiye’nin; dış yükümlülüklerini yerine getiremediği için bir süre önce iflasını ilan eden Arjantin’in durumuna düşme tehlikesi de bulunuyor. Kötü senaryoya göre Fed, faiz artırdığında Türkiye ekonomisinde dengeler tümden alt üst olacak, mevcut olumsuz koşullar kat kat ağırlaşacak. 3 TL’yi aştıktan sonra kısmen gerileyen ve halen 2.93 TL olan doların, bu kez 3 TL’nin çok üzerindeki seviyelere yükselmesi muhtemeldir. Fed sonrası dövizde yaşanacak güçlü bir yükseliş dalgası, enflasyonu azdıracak, faizleri aşırı yükseltecek, yatırımları tümden durduracak, tüketim talebini daraltacak, işsizliği patlatacaktır. Bu senaryoda, ne yazık ki döviz açığı bulunan şirketlerde yaprak dökümü yaşanabilir ve binlerce insanımız işinden olabilir. Dolarda yaşanacak sıçrama, ekonomimizde, tahribatı uzun süre giderilemeyecek ciddi bir krize yol açabilir.
-MERKEZ BANKASI’NIN
-KRİTİK SÜREÇTE EKONOMİ KİME EMANET?-
Koalisyon çabaları boşa çıkarıldı ve ekonomide ipler kopma noktasında. Türkiye bu sürece, usulen kurdurulan bir ‘seçim hükümeti’ ile giriyor. Seçimde tek başına iktidar hakkını yitiren yetkisiz AKP hükümeti, ekonomide hızla bozulan dengelere ve büyüyen kriz riskine seyirci kalırken, şimdi en kritik sürece bir seçim hükümeti ile girilmesi, yaklaşan büyük depreme karşı Türkiye’yi savunmasız kılıyor. Oysa en kötü senaryo henüz yaşanmadı. Bu günler için ileride ‘iyi günlerimizmiş’ diyebiliriz. Asıl kıyamet önümüzdeki dönemde kopacak. Ekonomide, etkileri uzun yıllar sürecek ağır bir kriz adeta ‘geliyorum’ diyor. Yaklaşan kriz tehlikesi; ülkede siyasi istikrarı yok edip, güvenlik sorunu ve kaosu büyüten, başkanlık inadından vazgeçmeyen Erdoğan ile O’nun emrindeki AKP’nin umurunda bile değil. Ekonomide tepe aşağı gidiş, bunları siyasi hırslarından caydırmıyor. Bir kişinin siyasi hırsı için ülke ekonomisi ateşe atılıyor.
-İŞÇİ, MEMUR EMEKLİ RAHATLATILMALIDIR-
Hızla tepe üstü çakılan ekonomi ile bir yıl içinde ikinci kez seçime gidilirken, dolardaki yüksek ateş, işçi, memur, emekli ve diğer dar ve sabit gelirli kesimin gelirlerini hızla eritmiş; yoksulluğa mahkûm edilen milyonların artık mecali kalmamıştır. 6 milyon dolayında işsizin, en iyimser hesapla 17 milyon yoksulun bulunduğu ülkemizde; işsizlerin umudu giderek tükenirken, fiilen çalışanlar ve yıllarca ülkeye hizmet etmiş emekliler de aldıkları ücret, maaş ve aylıklarla geçinemiyorlar. Daha da kötüsü çalışanlar büyük bir ekonomik krizde işlerini kaybetme riski ile karşı karşıyadır. Halkın geçim derdi her geçen gün büyüyor. Kurulan seçim hükümetinin ilk icraatı, ülkemizin sayısal çoğunluğunu oluşturan bu kesimi rahatlatmak olmalıdır.
-YÜKSELEN ÜLKELER, ÇİN VE FED ÜÇGENİNDE ALARM-
2008 ekonomik krizinden sonra büyük umut bağlanan ve 2009-2014 arasında 2 trilyon dolar dış kaynak çekmeyi başaran 19 önde gelen ‘Yükselen Pazar’ ülkelerinden son bir yıl içerisinde 1 trilyon dolar net dış kaynak çıkışı oldu. Yükselen Pazar ülkelerindeki bu olumsuzluk ve Çin’deki son gelişmeler ile Fed’in eylül ayındaki faiz açıklaması Türkiye’yi son derece önemli tehdit içermektedir.”  ()

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam