TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda maddeleri üzerinde görüşmelere başlanan, “Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” Çevre konusunda da önemli hükümler taşıyor.

Gelecek nesiller bırakacak en önemli mirasımız kuşku yok ki yaşadığımız Çevre ve Kentlerimizdir.

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, tasarının bu konularındaki ilgili maddelerine ilişkin görüş ve önerilerini bana gönderdi.
Kanun tasarısının; • 54.maddesi ile “Madencilik Faaliyetlerinde İzinler” başlıklı 7.maddenin 11. fıkrasının, 1. cümlesi değiştiriliyor.

Buna göre çevreye ilişkin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve diğer izin süreçleri 3 ay içinde bitirilmezse izin verilmiş sayılacak.
Ne kadar önemli bir değişiklik değil mi? Bilerek süreci uzat, sonra ÇED raporunu al git.
Kanun tasarısı ile
1- Anayasanın, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmünü içeren 56.maddesi,
2- Çevre Kanunu’nun, “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez” kuralını getiren 10.maddesi
Türkiye’nin taraf olduğu çevre koruma sözleşmeleri, madencilik faaliyetleri için yürürlükten kaldırılıyor.

TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonun haklı itirazları ise şöyle:
“Kanun değişikliği ile anayasa ve uluslararası sözleşmeler ilga edilemez. Bu tasarı yasalaşırsa, madencilik faaliyetleri için alınması zorunlu olan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kararı, çevre izin ve lisansları, orman tahsisi, işyeri açma ve çalışma (gayrisıhhi müessese) ruhsatları, imar izinleri, kamu hizmetine ya da umumun yararına ayrılmış yerlere 60 metre, özel mülklere 20 metre dahilinde madenciliğe izin ile diğer izin ve ruhsatlar için yapılan başvurular 3 ay içinde sonuçlandırılmazsa izin verilmiş sayılacak.

Böylelikle madencilik faaliyetleri her türlü denetimden muaf, dokunulmaz faaliyetlere dönüştürülmek istenmektedir.

Oysa madencilik çevreye en fazla zarar veren, iş güvenliği açısından en tehlikeli faaliyetlerin başında gelmektedir. Tasarının gerekçesinde yer alan ‘çevreye duyarlı madencilik” tasarının kendisi ile tezattır.

Tasarının yasalaşması, maden işletmesi yapılan alanları yaşanmaz hale getirecek, yeni Soma facialarının önünü açacaktır.

Bu nedenlerle 54.madde tamamıyla tasarıdan çıkarılmalıdır.
Tasarının 55.maddesi ile “Maden Teşvik Tedbirleri” başlıklı 9.maddesine eklenen fıkra ile orman alanlarında yapılacak madencilik faaliyetleri için ilk 10 yıl için herhangi bir bedel alınmayacağı düzenlemesi getiriliyor.

Anayasa’nın 169. maddesinden gerekçesinde de belirtildiği gibi maddenin birinci fıkrası doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden biri olan ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için devlete gereken tedbirleri alıp kanun koymayı ve bütün ormanların gözetimi ödevini getirmektedir. (AYM. 13.09.2000 tarih ve E:2000/21, K:2000/16 sayılı kararı) 3. fıkrası “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.” Anayasal kuralını getirmektedir.

Anayasanın bu düzenlemesine rağmen orman 2 alanlarının madenciliğe açılması orman varlığımıza çok büyük zarar vermektedir. Tasarının bu maddesi ile orman varlığına büyük zararları olan madencilik faaliyetleri için 10 yıl boyunca ağaç bedeli dahi alınmaması sağlanmaya çalışılıyor.

Tasarı yasalaşırsa madencilik adı altında ‘hiç bir yükümlülük aranmadan’ orman alanları talana açılacaktır.

Bu Madde tasarıdan çıkartılmalıdır.
Tasarının 56.maddesi ile Maden Kanunun “Arama Faaliyetleri” başlıklı 17.maddesinin ikinci fıkrasının beşinci cümlesi değiştirilerek “jeolojik haritalama, jeofizik etüt, sismik, karot, kırıntı ve numune almaya yönelik faaliyetler için ÇED kararı aranmayacağı” düzenlemesi öngörülüyor.

Tasarının gerekçesinde “madencilik faaliyetlerinin her aşaması Çevre Kanununun izin ve lisans süreçlerine dahil olduğu” belirtilmektedir.
Yukarıda da belirtildiği gibi tasarının 54.maddesi ile bu izin ve lisans süreçleri etkisiz hale getirilmektedir. Bu maddesi ile madencilik için sağlanmak istenen “çevre koruma mevzuatı muafiyeti” arama faaliyetleri ile başlatılmaktadır.

Sözü edilen arama faaliyetlerinin çevreye zarar vermeyeceğine peşinen karar verilemez. Arama faaliyetinin yapılacağı alanın özellikleri, aramanın yoğunluğu gibi faktörler çevreye olası etkiler için belirleyicidir.

Son yıllarda maden arama faaliyetlerinin Kazdağları’nda ve diğer hassas bölgelerde yarattığı çevresel zararlar göz önüne alındığında tasarının bu maddesi de sağlıklı çevrede yaşama hakkını ortadan kaldıracak niteliktedir.

Bu nedenle “jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune almaya yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz” cümlesi tasarıdan çıkartılmalıdır.