Ana Sayfa Yazarlar Türk ve İsveçli olmak

Türk ve İsveçli olmak

97
PAYLAŞ

Türkiye’nin İstanbul kentinde doğup  24 yaşında İsveç’e göç ettim. İsveç’te ise 30 yılım geçti. Türkiye’de yaşadığım süreye bakacak olursak daha çok İsveçli olmam gerekir.

Ancak bu süreyle ilgili bir şey değil, ruh ve ananevi geleneklerle ilgili bir şey. İsveç’i çok sevdim. Severek, kaldım bu 30 yılda.
Ne kadar çok severek de kalsam, uyumda sıkıntılarım olmadı değil. İklim başta olmak üzere yabancı bir dil, bir ülkede insanın oraya ait olduğunu hissetmeden yaşama duygusu, eski dostlardan yoksunluk, eski mesleğini aramak. İstanbul’u ve özellikle minareden okunan o sabah namazının büyülü sesi en fazla aradıklarımın başında geliyordu.
En mutlu olduğum İsveç’te doğan iki kızım da yüksek öğrenimlerini bu yıl tamamlıyorlar. Biri Kimya Mühendisi diğeri de Ekonomist olarak mezun olacak. Bu da İsveç’e ve dünyaya bırakacağım en büyük mirasım olacak.
İSVEÇ’TE ÇOK ŞEYLER ÖĞRENDİM
Bunları neden anlatıyor. İki ülke, iki ayrı insan derler ya işte Allah bunu bana nasip etti. Türkiye’de kazandıklarıma, İsveç’te yenilerini İsveç modelinde kazandırdım. Bir İstanbul çocuğu olarak, sokak kültürü ile büyüdüm.
Bunun rahatlığını yaşamımda hissettim. Bir de buna Türkiye’deki eğitim ve gazetecilik eklendi. Gazeteciliğimden kaynaklanan girginliğim ile İsveç’te sıfırdan başladığım hayatımda hem gazetecilikte hem de ticari alanda kendimi başarılı görüyorum.
Yeni bir ülke, yeni bir dil, her şeyi ile farklı bir yaşam biçimi ve kültür. Ancak insan birikimlerini ve azmini elden bırakmadığı zaman ve hedefte koyarsa, ulaşamayacağı, başaramayacağı hedef yoktur. Ben bunu yaşadım ve başardığıma inanıyorum. Bir gençliğimden bu yana bir Avrupa’da yaşama merakım vardı. En azından bu hayalimi gerçekleştirmek ve başarmak bile benim için geriye döndüğümde deydi dedirtiyor. Tabii her şeyin bir bedeli vardı. Ben de bunun bedelini ödedim. Bu da bende saklı…
SİSTEMSİZLİKTE
SİSTEMLİLİĞE GELİŞ
Türkiye ile İsveç mukayesesinde bir sistem farkı öne çıkıyor. Benim yaşadığım yıllarda Türkiye’de her şey gayri ihtiyari yürüyordu.
İsveç’in bir sistem ülkesi olduğunu gördüm. Ülkeye adım atar atmaz, dilini öğrenmek için İsveççe kursa yazılmam gerekiyordu. Bu işin mantığı İsveç iş piyasasına ve İsveç toplumuna karışabilmem için İsveççe öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu hissettirdiler.
Okula gittiğim sürece hem aylık maaş verdiler hem de ulaşımda kullandığı aylık kart paramı bile verdiler. Tabii o yıllar İsveç ekonomisi bugünkü şartlarda değildi. Şimdi bu imkânlar o yıllardaki gibi bonkör değil. Sonra iş hayatına girdim ve gazetecilik mesleğime yine kavuştum.
TRAFİK’TEN GAZETECİLİK  MAAŞINA KADAR Kİ FARK
İsveç’e geldiğimde Türkiye’deki alışkanlıklarımda ilk önce trafikte, sonra günlük hayatta zorluklar çektim. İstanbul trafiğinde şoförlük yapmış biri olarak istediğim gibi kural tanımayan, kafamı soktuğum her yere dalıyordum.
Yanımda oturan ve burada kurallara uymayı özümsemiş arkadaşların yüreği ağzına gelirdi.
Sonra ben de bu sistemin içerisinde kendi kendimi eğittim. Ve onlar gibi kurallara uyan bir vatandaş oldum. Sonra İsveç Radyosu Türkçe yayınlar bölümünde gazeteci olarak çalışmaya başladım. Oradaki şef ile iş görüşmem de ne kadar aylık maaş alacağım konusunu görüşürken, kaç yılında gazeteciliğe başladığımı sordu. 1982 yılında dediğim de elinde bulunan bir maaş cetveline bakarak radyo evinde o yılda işe başlayan gazetecinin maaşı üzerinde anlaşmayı yazdı.
Yani kimse kimseyi kullanmıyor. Şablon üzerinde konuşuyor. Sistemler kurulmuş, ülke öyle yönetiliyor.
Kimse kimsenin hakkını gasp etmek için uğraşmıyor. Radyo da her hafta şefin de katıldığı ortak toplantıda haftayı değerlendiriyorduk.
O toplantıların faydalarını gördüm. İsveç’te çok toplantı yapılır. Bunları ilk başlarda yadırgamıştım. Ancak sonra gördüm ki, o zaman her şey yolunda gider. İşte Türkiye’de yetişmiş, İsveç’te gençliği geçen biri olarak Türkiye’nin değişime ihtiyacı var.
Sistem ülkesi olduğunuzda her şey bir çarkın dönmesi gibi dönüp gidiyor.  Daha önceki yazımda dile getirmiştim.
Türkiye için bir şeyler vermek istiyorsak, önünü açmak istiyorsak, Recep Tayyip Erdoğan’a takılmadan yazı yazmayı deneyelim. Gündem de o kalmak istiyorsa, biz böyle düşürelim.
Bu da bir formül.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam