Yeşilçam döneminde yakalanan gişe başarısı 80’lerin seks furyasıyla yerini sessizliğe bırakır. Şu anda ise Kelebekler Zamanı…

Televizyonun yaygınlaşması ve video oynatıcıların kullanılmaya başlanması sinemaya giden seyirciyi evlere çekmeye başlar.

Metin Erksan, Ömer Lütfi Akad, Yılmaz Güney gibi yönetmenlerin bu topraklara büyük sanatsal katkı sağladıkları filmler geride kalmış, Metin Erksan’ın yönettiği Susuz Yaz gibi uluslararası çapta ödül alan filmler üretilemez olmuştur. Fakat Türk milletinin tarihinde defalarca şahit olduğu gibi Türk sineması da 1990’lar ile birlikte küllerinden doğmaya başlayacaktır.

Yavuz Turgul’un “Eşkıya” filmi, Derviş Zaim’in “Tabutta Rövaşata” filmi, Ömer Kavur’un “Anayurt Oteli“. “Akrebin Yolculuğu” filmleri, günümüzde sanat sinemasında da önemli bir yere sahip olan yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın “Mayıs Sıkıntısı” filmi. Zeki Demirkubuz’un “Masumiyet“i ve daha birçok film 90’larla birlikte bitmek üzere olan sinemamıza bir dinamizm kazandırmıştır.

Nuri Bilge Ceylan 2008 yılında “Üç Maymun” filmiyle Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü alırken Türk sineması da geleceğinden umutludur artık.

2011’e geldiğimizde şahsımca Türk sinemasının en önemli filmlerinden birini yapar Ceylan: Bir Zamanlar Anadolu’da… Cannes’da özel ödül alsa da 2014 yılında Cannes Altın Palmiye aldığı “Kış Uykusu” filminden daha başarılı bir film olarak görmekteyim “Bir Zamanlar Anadolu’da”yı.

Nihayet günümüz sinemasına baktığımızda üretilen bu başarılı filmlerin yanısıra yeni yönetmenlerin de birer birer yetiştiğini görüyoruz. Benim bu konuda üzerinde durmak istediğim iki yönetmen var: Emin Alper ve Tolga Karaçelik. Emin Alper’in “Tepenin Ardı“, “Abluka” gibi filmleri Türk sineması adına üretime devam edildiğinin habercisiydi.

Tolga Karaçelik’in “Sarmaşık” filmi de bende hayranlık uyandıran filmlerden biridir.

Geçtiğimiz günlerde vizyona giren “Kelebekler” filmiyle birlikte ise artık Türk sinemasının kelebekler zamanına girdiğini düşünüyorum. Filmde kara komedi ve dram unsurlarıyla gişeye seyirciyi çekecek argümanları da üreten yönetmen sanatsal olarak da iddialı bir film oluşturmuş oldu. Sundance Film Festivali‘nden Jüri Büyük Ödülü’nü alan Karaçelik çok büyük bir iş başardı gerçekten.

Kardeşlerden en büyüğü olan Cemal (Tolga Tekin) babasının çağrısı üzerine, kız kardeşi Suzan (Tuğçe Altuğ) ve kardeşi Kemal’i (Bartuğ Küçükçağlayan) de yanına alarak babasının köyüne gider. Fakat köyde babalarının öldüğünü öğrenirler. Babaları kendisini kelebekler zamanında gömmelerini vasiyet etmiştir bir mektubunda. Onlar da öyle yapar ve kelebeklerin köye gelmesini beklerler. Bu süre boyunca kendi aralarında zaman zaman çatışma yaşarlar.

Tolga Karaçelik kendine has üslubuyla film boyunca klasik sinema seyircisine çalımlar atar; köydeki tavuklar karakterin suratına patlar, köydeki insanlar cenaze haberini saçma bir şekilde vermektedir, babasının cenazesine gelen çocuklar müzik eşliğinde eğlenmektedir, köyün imamı tanrının varlığını sorgulamaktadır, Cemal, astronot kıyafetiyle cenaze namazı kılmaktadır, filmlerden aşina olunan o görme engelli, ermiş çoban (Ercan Kesal) aslında sıradan biridir. Görsel efektler de bana “Sarmaşık” filminin sonundaki efektleri hatırlattı. Bu açıdan Karaçelik’in auteur olma yolunda ilerlediğini söyleyebilirim. “Sarmaşık” filminde de rol alan Hakan Karsak’ın köyün imamını, Serkan Keskin’in ise köyün muhtarını canlandırdığı film oyunculuk açısından da izlenmeye değer.

Vizyonda bu denli kaliteli filmlere zor rastladığımızı düşünürsek, henüz birçok salonda gösterimi süren bu filmi şiddetle tavsiye ederim.