Troia Festivalinde rüzgarı

Belediyesince bu yıl 54’üncüsü düzenlenen Uluslararası Troia Festivalinin ilk akşamında, Çimenlik Kalesi önünde sahne alan sanatçı Yasmin Levy, müzikseverlere keyifli bir konser verdi.

Troia Festivalinde Yasmin Levy rüzgarı Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığı bahçesindeki Çimenlik Kalesi önünde, tarihi top arabalarının arasında yapılan Troia Festivalinde Yasmin Levy konserinde, müzikseverler alanı hınca hınç doldurdu.

Konser alanında hazırlanan sandalyeler yetmeyince vatandaşların bir bölümü çimlerin üzerine oturarak konseri dinledi. Bazı kişiler tarihi topların arasında Troia Festivalinde Yasmin Levy’nin söylediği güzel şarkılara dalıp gitti.

Konseri izleyenler arasında Çanakkale Belediye Başkanı CHP’li Ülgür Gökhan ile Giresun Belediye Başkanı CHP’li Kerim Aksu da yer aldı. Sefarad müziğinin güçlü sesi Yasmin Levy, Yahudi İspanyolcası ile (Ladino) söylediği şarkılara, kendine has dans figürlerini ekleyerek beğeni toplayan performans sergiledi.

Troia Festivalinde Yasmin Levy tek başına yaptığı dansın figürlerine zaman zaman kuvvetli esen Çanakkale‘nin poyraz rüzgarı da eşlik edince, sanatçının üzerindeki sahne kıyafeti kaftan da adeta rüzgarla dansa etti. Ortaya renkli görüntüler çıktı.

Şarkılarının arasında kısa bir konuşma yapan ve bunu da elindeki Türkçe yazılı notu okuyarak gerçekleştiren Yasmin Levy, “Burada olduğum için çok mutluyum. İstanbul’dan buraya çok uzun bir yolculuk sonrası geldim. Ama çok mutluyum” dedi.

Troia Festivalinde Yasmin Levy repertuarındaki Firuze, Sevda ve Dil Yarası gibi Türkçe şarkıları da Yahudi İspanyolcasıyla söyleyen ve kimi zaman ise İbranice olarak kendine has yorumunu katarak seslendiren Yasmin Levy, yaklaşık 2 saat süren sahne performansıyla Çanakkalelilere keyifli bir akşam yaşattı.

Müzikseverlerden bazıları ise birbirinden güzel şarkıları dinlerken, cep telefonlarının kameralarıyla o anları kaydetmeyi de ihmal etmedi. Troia Festival etkinliği kapsamında aynı dakikalarda ise Esenler Mahallesi’ndeki Özgürlük Parkı’nda şarkıcı Gülay hayranlarıyla ile buluştu.

YASMİN LEVY KİMDİR?

Troia Festivalinde Yasmin Levy rüzgarı
Troia Festivalinde Yasmin Levy rüzgarı

Yasmin Levy Kudüs doğumlu.32 yaşındaki sanatçı şehrin Baaka bölgesinde bir Yahudi olarak büyümüş. Babasının ölümünde sadece 2 yaşında olan Levy, annesi tarafından yetiştirilmiş. Çocukluğundan beri Araplarla birlikte büyüdüğünü söylüyor, ‘anneme anne derler’ diyor ‘Arap arkadaşlarım’.

Yasmin Levy, yeni albümünde Sefarad kültürünü Anadolu etkileriyle sunuyor
İspanya’da bir aile dostları kendisinin müzik alanındaki yeteneğini fark etmesiyle başlayan müzik yaşamında ilk olarak Flamenko ile tanışmış Yasmin.

Ancak bu aşamadan sonra Yasmin kendisini içinde büyüdüğü kültürünün cazibesine kapılmaktan alıkoyamayarak, Sephardi Yahudileri’nin konuştuğu Ladino dilinde söylenen, dağıldığı toprakların kültürleriyle bir arada olmanın zenginliğini içinde barındıran müzikleri ortaya çıkartmaya, dünyaya tanıtmaya başlamış.

‘Bir kere duyduğunuzda bir daha asla unutamayacağınız ses’ olarak tarif ediliyor Yasmin Levy. Üçüncü albümü ‘Mano Suave’ ile yine Sefaradların çok kültürlülükle içiçe olan tarihlerini ard arda gelen canlı ve sürekli ritmlerle yeniden yaşatıyor.

‘Romance& Yasmin’ ve ‘La Juderia’ albümleriyle dünya müziği sahnesinin kısa sürede ümit veren şarkıcılarından birine dönüşen Kudüs doğumlu Yasmin Levy, Sefarad kültürünü yoğun olarak Anadolu etkileriyle yansıtan; üzerinde 500 yılı aşkın zamanın tozu bulunan şarkıları bu kez ‘Mano Suave’ albümüyle gün yüzüne çıkarıyor.

İzmir yakınlarında büyük bir Sefarad cemaatinin içinde doğan babasının kilise korosu şefliği ve şarkı derleyiciliği yapmış olması dolayısıyla bugünkü repertuarını oluşturan Yasmin Levy, şarkıcılık kariyerine flamenko söyleyerek başlamış.

Fakat Ladino dilinin yok olmaması adına Sefarad şarkılarına yönelmiş. Yasmin Levy bunu yaparken de İran, İsrail, Paraguay, Türkiye ve İspanya’dan gelen müzisyenlerle çalışmış.

Mümin Sesler’in kanun ve uduyla eşlik ettiği ‘Mano Suave’de gitar, perküsyon, darbuka, arp, kontrbas, klarnet, ney, zurna gibi farklı kültürlerden ve disiplinlerden enstrümanları bir arada duymak mümkün. Yasmin Levy’nin ‘Mano Suave’ albümü Türkiye’de AK Müzik etiketiyle yayımlanıyor.

ANNEME “ANNE” DERLER

Yasmin Levy Kudüs doğumlu.32 yaşındaki sanatçı şehrin Baaka bölgesinde bir Yahudi olarak büyümüş. Babasının ölümünde sadece 2 yaşında olan Levy, annesi tarafından yetiştirilmiş. Çocukluğundan beri Araplarla birlikte büyüdüğünü söylüyor, ‘anneme anne derler’ diyor ‘Arap arkadaşlarım’.

İkiyüzlü davranmamak gerektiğini; 1948 yılında İsrail kurulduğunda Arapların evlerinden uzaklaştırıldığını ve Yahudilerin onların yerlerine yerleştirildiğini, bunun haksız bir durum yarattığını kabul ediyor. Bu bölgede Arap kültürünün kendisini her alanda hissettirdiğini belirtiyor. Yahudi ve Arap toplumunun duygusal açıdan birbirine çok benzediğinin altını çiziyor.

İspanya’da bir aile dostları kendisinin müzik alanındaki yeteneğini fark etmesiyle başlayan müzik yaşamında ilk olarak Flamenko ile tanışmış Yasmin. (Naci An Alamo yorumu çok güzeldir)

Ancak bu aşamadan sonra Yasmin kendisini içinde büyüdüğü kültürünün cazibesine kapılmaktan alıkoyamayarak, Sephardi Yahudileri’nin konuştuğu Ladino dilinde söylenen, dağıldığı toprakların kültürleriyle bir arada olmanın zenginliğini içinde barındıran müzikleri ortaya çıkartmaya, dünyaya tanıtmaya başlamış.

BABASI İZMİR’DE DOĞDU

Babası İzmir’de büyük bir Sephardi topluluğunun içerisinde dünyaya gelmiş. Sinagog’ta duayı ve ayini yöneten, kantor adı verilen mesleğe sahip olan babası yaşamı boyunca kendi kültürüne ait müzikleri biriktirmiş.Yasmin çalışmalarına bu repertuarın kaynaklık ettiğini söylüyor.

Ladino dilinin ve kültürünün ciddi bir erozyona uğradığını, yok olma tehlikesi yaşadığını düşünen Yasmin ,yüzyılların içerisinden gelen bu birikimi yaşatmak için kolları sıvamış.Bu yolda en güçlü mirasın da babasından miras kalan repertuar olduğunu belirtiyor.

Bu bakış açısıyla Yasmin Levy’nin en son çıkarttığı albüm ‘Mono Suave’. Albümde İran, İsrail, Paraguay, Türkiye ve İspanya’dan müzisyenler çalışmış. Parçalarda Ortadoğu’nun, Anadolu’nun, Balkanların, Arap ve Yahudi kültürünün izlerini bulmak mümkün.

Albümde Natasha Atlas ile bir Bedevi şarkısında düet yapmışlar. Amir Shahsar ile birlikte söylediği ‘Odecha’ isimli parçadan çok etkilendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim.

Dünyayı değiştiremeyeceğimin farkındayım diyor Yasmin Levy. Ancak medyanın sadece şiddetin resimleriyle gündeme getirdiği bu coğrafyadan küçücük de olsa bir mesaj verebiliyorsam bana yeter.

Farklı kültürlerin (etnik, milli, dini) bir arada yaşamasının mümkün olduğuna, bunun ışıltısının müziklerde kendisini gayet açık gösterdiğine dair bir mesaj verebilirsem ne mutlu. İspanya’da bundan yüzyıllar önce farklı kültürler barış içerisinde bir arada yaşayabildi. Bunun şimdi de olması, niçin mümkün olmasın?

Dünyayı değiştirmek, insanoğlunun üretici-yaratıcı potansiyellerinin önünü açmak için, dayanışmacı ruha sahip aydın modelinin yerini, etnik-milli-dini gettolarında birbirine diş bileyen ”aydınların” aldığı günümüz Türkiye’sinde bu mesajlar şu gün için duvarlara takılacaktır mutlaka.

Varsın takılsın ,Yasmin ne diyor? Küçücük de olsa …..

Sefarad müziği: Yasmin Levy “Benim şarkılarımda kavga yok”
Yasmin Levy Yahudilerin ve Arapların Kudüs’te de, barış içinde bir arada yaşamalarının mümkün olduğuna inanıyor. 32 yaşındaki şarkıcı kendini çokkültürlü bir metropolün elçisi olarak görüyor. Stefan Franzen, Yasmin Levy ile görüştü.

 

Osmanlı İmparatorluğu Yahudiler için bir sığınak oldu

“O zamanlar Osmanlı İmparatorluğu Sefaradlara kucak açmıştı”, diye vurguluyor Yasmin Levy. “Babam İzmir yakınlarında büyük bir Sefarad cemaatinin içinde doğdu ve sonra -çok genç yaşta Filistin’e- geldi.”

Yasmin Levy’nin kilise korosu şefi olan babası, yaşamı boyunca önemli bir şarkı derleyicisi oldu ve kızının repertuarına temel oluşturdu. Yasmin babasıyla ilişkisini özellikle kitaplar aracığıyla sürdürüyor, çünkü henüz iki yaşına bile basmamışken, babasını yitirmişti.

Yasmin Levy’i yine bir müzik sevdalısı olan annesi, onu Kudüs’teki Baaka semtinde yetiştirdi; hâlâ bu semtte yaşıyor.

“Riyakâr davranmak istemiyorum”, diyor Yasmin, düşüncelere dalarak. “İsrail 1948 yılında kurulduğunda, buranın Arap sakinleri evlerini terk ettiler ve Yahudiler buraya yerleşti. Bu atmosfer ve bu mimari olduğu gibi kaldı, burada her şey hâlâ Müslüman kültürünü soluyor. Benim için ‘bu tarafta Yahudiler, bu tarafta Araplar’ diye bir ayrım yok. Arapça yazıyor, okuyor ve konuşuyorum; havaalanında beni Arap zannediyorlar.

Sefaradlar, İspanya’dan sürüldükten sonra Balkanlarda, ama özellikle Türkiye’de kendilerine yeni bir vatan buldular. Ladino dilindeki şarkılarını da beraberlerinde getirdiler. | Levi, kendi sesine giden yolu çok geç bulmuş; Annesinin İspanya’daki bir arkadaşı ondaki şarkı söyleme yeteneğini keşfetmiş.

Önce Flamenko sanatçılarını örnek almak istemiş. “Ancak başka bir görevin beni beklediğini hissettim. Sefarad kültürü on yıl önce henüz küçük bir çevrede yaşanıyordu. Kudüs’te bir konserde Sefarad şarkıları dinlemeye gidildiğinde, hep aynı yaşlı insanlarla karşılaşılıyordu. O zaman anladım ki, 15 yıla kalmadan Ladino dili unutulmuş olacak ve artık hiç kimse bu şarkıları dinlemeyecek.”

Aynı grupta İranlı, Türkiyeli, Yahudi müzisyenler

Bunun nasıl bir tınısı olduğu, Yasmin Levy’nin Ocak ayında piyasaya çıkacak yeni albümü “Mano Suave”de dinlenebilecek. Sefaradların çokkültürlülükle içiçe olan tarihleri, onların şarkılarında da ard arda gelen canlı ve sürekli ritmlerle yeniden yaşatılıyor. Yasmin Levy, müzik grubuna İran, İsrail, Paraguay, Türkiye ve İspanya’dan gelen müzisyenleri almış; şarkıların düzenlemelerinde Ortadoğu, Balkan ve Yahudi unsurları birbirine karışıyor.

“Benim için, grubumda birbirinden çok farklı arka planlara sahip müzisyenlerin birlikte çalışabilmeleri önemlidir. Müslümanlar esasen en iyi müzisyenlerdir. Ben Müslümanlarla ve onların Arap müziğiyle büyüdüm. Bu yüzden, Mısır kökenli Natacha Atlas’la bir düet yapmak benim için bir görevdi. Eski bir Bedevi şarkısı sayesinde stüdyoda buluştuk ve kayıtlar sırasında çok yakın arkadaş olduk.”

Yasmin Levy, kendisinin dünyayı değiştiremeyeceğinin farkında olduğunu söylüyor. Ne var ki, müziği aracılığıyla, kendi ülkesi hakkındaki haberler söz konusu olduğunda, sadece şiddet görüntüleri sergileyem kitle iletişim araçlarına “minicik bir işaret” çakmak istiyor:

Endülüs’ün Yahudi-Müslüman mirası

“Elbette burada aklınıza gelebilecek en radikal dindar insanlarda yaşıyor. Ama ben Kudüs’ün bir başka gerçekliğine de tanık oluyorum: Farklı dinlerden ve kültürlerden insanlar, bir arada yaşıyorlar. Benim dünyamda savaşa ve kavgaya yer yok. Bu farklı dünya görüşlerinin şehrinde, birbirimize daha fazla saygı göstermemizi gerçekten arzuluyorum.”

“Ladino şarkıları bunun için iyi bir araç oluşturuyor, çünkü bu şarkılar İspanya’da Yahudilerin Müslümanlarla barış içinde yaşadıkları bir dönemde oluştular. Çok uzun bir süre karşılıklı saygı içinde yaşadığımızı birbirimize hatırlatmalıyız. Şimdi de böyle yaşamamızı engelleyen hiçbir neden yok.”