Ana Sayfa Sağlık Tiroid nodülüne dere otu

Tiroid nodülüne dere otu

54
PAYLAŞ

Doç. Dr. Ahmet Dağ, tiroid hastalığının normalde 10 kişiden birinde nodüllü olduğunu ifade ederek, “Ancak bu sayı son yıllarda arttı. O yüzden tiroid hastalığından korunmak için diyet önemli.

Özellikle tiroid nodülü olanlara dere otunu çok öneriyoruz. Bazı hastalarda nodüllerin küçüldüğünü gördük. Tiroid bezlerinin iltihaplanmasına yani haşimatosu olanlara selenyum çok faydalı olduğu için badem, ceviz gibi yiyecekleri bol tüketmesini öneriyoruz” dedi.

Tiroid hastalığı ve kanseriyle ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Dağ, tiroid hastalıklarının toplumda beklenenden artık çok fazla görüldüğünü söyledi. Normalde 10 kişiden birinde tiroid nodülü çıkma ihtimali olduğunu belirten Dağ, “Bu ancak bilinenden çok fazla. Bizim yaptığımız incelemelerde yüzde 50 yüzde 60’lara varan nodül öyküsü var. Tiroid hastalığı nodüllü olabilir, nodülsüz zehirli guatr olabiliyor ya da tiroit iltihabı yani haşimato şeklinde olabiliyor. Haşimato hastalığı dediğimiz hastalık, normal vücudu koruyan antikorlar tiroid dokusunu tanımıyor ve oraya saldırıyor. Bir süre sonra tiroid hastalandığı için hormon üretememeye başlıyor. Sıkıntı nodüle neden olabiliyor ya da düşük ihtimal ama kanserleşme riski oluyor” şeklinde konuştu.

“TİROİD NODÜLÜ KANSER AÇISINDAN ÇOK DAHA FAZLA RİSKLİ OLABİLİYOR”

Bir tiroid nodülünün kanser açısından çok daha fazla riskli olabildiğinin altını çizen Dağ, “Toplumun yüzde 10’unda görülme riski varken, bunların hepsinin kanser çıkma riski oluyor. O yüzden mutlaka nodülü olan bir hastada biyopsi şart. İğne biyopsisi dediğimiz ince bir iğneyle yapılan bir biyopsi. Halk arasında yanlış bilinen bir şey var. İşte bıçak deyince kötüleşir diye. Oysa biyopsi dünyanın yaptığı bir şey. Ancak öyle adı konulur. Burada ortaya koymaya çalıştığımız şey o nodüldeki kanser riski. Kanser riski düşükse, iyi huylu olduğunu ispat etmişsek nodülü takip edebiliyoruz. Eğer yüksek ise ve şüpheliyle cerrahi gerekebilir. Her nodül ameliyat demek değil ama her nodül riskli gözüküyorsa ultrasonda biyopsi yapmak lazım. Yine halk arasında yanlış bilinen bir konu da, benim kan tahlilime bakıldı, hastalığım yokmuş deniliyor. Bu yanlış. Çünkü ultrason yapmadan tiroidde nodül var mı yok mu bilmek mümkün değil. Toplumda çok fazla olduğu için mutlaka ultrason yapmak lazım. Nodül çıkınca da biyopsi yapmak lazım” ifadelerini kullandı.

“TİROİD NODÜLÜ OLANLARA DERE OTU ÖNERİYORUZ”

Tiroid hastalığı ameliyatlarının eskisi gibi korkulur bir ameliyat olmadığını vurgulayan Dağ, “Artık anestezi çok ilerledi, masada kalma diye bir şey yok. İkincisi ses kısıklığı sorunuydu. Bunun içinde özel alet kullanıyoruz. Bu sayede ses tellerinin yaralanma riskini yüzde 1’lerden aşağı düştü. Kolay kolay ses kısıklığı olmuyor. Hastalar 1 gece yatıyor ve normal hayatına dönüyor. Diyet önerileri çok önemli. Özellikle nodülü olanlara dere otunu çok öneriyoruz. Nodüllerde küçülme yaptığı gördüğümüz hastalar var. Tam tersi haşimato ve nodülü olanlara lahana, turp, karnabahar, brokoli gibi yiyecekleri tüketmemesini söylüyoruz. Haşimatosu olanlara yine selenyum çok faydalı, o yüzden badem, ceviz bunları bol tüketmesini öneriyoruz” dedi.

“KARADENİZ BÖLGESİ CİDDİ DERECEDE RİSKLİ”

Bu hastalıktan korunmak için tam bir yöntem olmadığını dile getiren Dağ, sözlerini şöyle tamamladı:

“Nodül çok bağımsız. Genetik yapı çok önemli. Yediğimiz, içtiğimiz her şeyde hormon var. Bizim bölgemiz özellikle Çukurova Bölgesi’nde troid hastalığını çok fazla görüyoruz. Özellikle kanser vakaları da fazla. Radyasyona maruz kalma, Çernobil’den dolayı Karadeniz bölgesi ciddi derecede riskli. Yine radyasyon ünitelerinde çalışan kişilerde, radyoloji ünitelerinde çalışan kişilerde bu oranlar yükseliyor, bunları net gözlemliyoruz. Önüne geçmek belki zor ama olduğunda korkmaya gerek yok. Tiroid kanseri belki de vücudun en iyi kanseri ve çok rahat mücadele ettiğimiz kanser türlerinden. Ameliyat ediyorsunuz, en fazla bir atom tedavisi alıp, kurtuluyor. Geç kalınmasa hiç değilse ölümcül seyretmiyor. Bazen çok hızlı ilerliyor ve belki o zaman hastayı kaybedebiliriz. O da yüzde 1 civarında. Yüzde 99 hasta ameliyatla kurtuluyor.”

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam