Toplumda oldukça yaygın görülen bir sağlık sorunu olan oluşmasında ve yayılmasında çevresel faktörler önemli rol oynuyor.

Tırnak mantarı tedavi edilmezse, estetik problemlerin yanı sıra enfeksiyonlara da neden olabiliyor.Lazer tedavisi, rahatsızlığın iyileştirilmesinde en etkili yöntemlerden biri olarak ön plana çıkıyor. Memorial Ankara Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu, lazerle tırnak mantarı tedavisi hakkında bilgi verdi.

Ağrıya ve kokuya neden oluyor

Tırnakta renk ve şekil bozukluklarıyla kendini belli eden tırnak mantarı, bulaşıcılığı nedeniyle toplumda hızla yayılır. Daha çok yetişkinlerde görülen bu sağlık sorunu, ağrı ve kokuya neden olarak kişinin yaşam kalitesini azaltmaktadır. Kalp, şeker ve böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıkları olan kişiler tırnak mantarına karşı daha dikkatli olmalıdır. Rahatsızlığın ortaya çıkmasındaki başlıca sebepler şu şekilde sıralanabilir:
• Ortak terlik ve ayakkabı kullanımı
• Hijyen kurallarına uyulmaması
• Spor merkezleri ve havuz gibi ortak kullanım alanlarında yere ayakkabısız veya terliksiz basılması
• Mantar enfeksiyonlarının oluşması kolaylaştıran nemli ortamlar

• El ve ayakların yıkandıktan sonra iyice kurulanmaması

İlaç tedavisi karaciğer fonksiyonlarını bozabilir

Tırnak mantarı tedavisinin etkili bir şekilde yapılabilmesi için ağızdan alınan mantar haplarının üç ay süre ile kullanılması gerekir. Bu haplar karaciğerden atıldığı için, ilaç kullanımı sırasında karaciğer fonksiyon testleri çok dikkatli bir şekilde takip edilmelidir. Karaciğer fonksiyonları bozuk olan hastalarda ağızdan mantar tedavisi yapılması sakıncalıdır. Bu nedenle son yıllarda ağızdan mantar hapı kullanılmadan lazerle tırnak mantarı tedavisi yapılması ön plana çıkmaktadır

Kısa sürede gündelik hayata dönüş sağlıyor

Lazerle tırnak mantarı tedavisi, kısa dalga boylu “Nd-Yag” olarak adlandırılan özel bir lazer ışığı kullanılarak yapılmaktadır. Bu tedavide hedef tüm tırnakların 39-42 derece olana kadar ısıtılmasıdır. Herhangi bir ağrı kesici ya da anestezi kullanılmadan yapılan işlem yaklaşık 15 dakika sürmektedir. Tedavi tırnağın dibinde temiz tırnak çıkması görülene kadar devam ettirilmektedir. Genellikle ayda bir kez yapılan beş seanslık tedavi yeterli olmaktadır. Hastalar, uygulama sonrasında aynı gün iş ve sosyal yaşamlarına dönebilirler.

• Konuşmayı duymada zorlanıyorsanız
• İnsanların ne söylediğini anlamak için yüzlerine dikkatle bakıyorsanız
• İnsanlara söylediklerini tekrarlatma ihtiyacı hissediyorsanız
• Televizyon ve radyonun sesini aşırı açıyorsanız
• Konuşurken karşıdaki insan fısıldıyor gibi geliyorsa
• Kulakta enfeksiyon, ağrı veya çınlama uzun süre devam ediyorsa
• Duymaya çabalarken yorgunluk ve rahatsızlık hissediyorsanız
• Telefonla konuşurken bir kulak daha iyi duyuyorsa işitme kaybınız olabilir.

Gebelikteki işitme kaybını kulak arkası etmeyin

Erişkin dönemde yaşanan işitme kayıpları daha sık olarak orta kulak iltihaplanmaları ve bu iltihaplanmaların kalıntıları ile otoskleroz denilen kulak kireçlenmelerinden kaynaklanmaktadır. Bunların yanında farklı nedenlerle gelişen tek ya da çift taraflı işitme siniri sorunları da erişkinlerde işitme kayıplarına neden olabilmektedir. Daha çok 35 yaşından sonra ortaya çıkan ve işitme kaybına neden olan kulak kireçlenmelerinin (otoskleroz) görülme sıklığı yaşla birlikte artmaktadır. Kulak kireçlenmelerinin oluşmasında östrojen hormonunun önemli etkisi kanıtlanmış olup bu hastalığın gebelikte görülme sıklığı daha fazla yaşanmaktadır.

Çocuğunuz söylenenleri sık tekrarlatıyorsa doktora başvurun

Çocukluk çağında görülen işitme kayıplarının en sık sebebi orta kulak veya sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olarak gelişen seroz otitis media denilen orta kulakta sıvı birikmesinden kaynaklanmaktadır. Söylenenleri tekrarlatan çocukların işitme kontrolünden geçirilmesi erken tanı bakımından anne babaların dikkat etmesi gereken konuların başında gelmektedir. Viral enfeksiyonlar ve alerjilerin daha fazla görüldüğü bahar aylarında ve bakteriyal enfeksiyonların arttığı kış aylarında orta kulak enfeksiyonları ve sıvı birikimleri daha fazla yaşanmaktadır. Enfeksiyon süresi ve sıklığının artması çocukta gelişen işitme kaybı ve süresinin uzamasına neden olmaktadır. Kulak enfeksiyonlarının en sık belirtisi olan kulak ağrısı geçse bile kulak içinde sıvı birikiminin devam edip etmediğinin kontrolünün yaptırılması, ileriye dönük kulakla ilgili kalıcı işitme kaybı hasarının önüne geçme açısından önemlidir. Böylece işitme kaybından dolayı çocukların eğitim ve sosyal hayatta yaşayabilecekleri sorunların önüne geçmekte mümkün olmaktadır. Yaşlılarda yaşanan işitme kayıpları ise daha çok iç kulakta ve işitme sinirindeki dokuların yaşlanmasına bağlıdır. Genelde uygun bir işitme cihazı kullanımı ile hasta günlük hayatını rahatlatacak bir işitme seviyesine ulaşmaktadır.

Bebeğinizin işitme testlerini ihmal etmeyin

İşitme kayıplarında erken tanı ve tedavi yöntemleri olumlu sonuçlar vermektedir. Doğumsal işitme kayıpları, erken yaşta geçirilen havale veya viral enfeksiyonlara bağlı gelişen sinirsel tipte işitme kayıplarının genellikle geri dönüşümü olmamaktadır. Bununla birlikte erken tanı ve tedaviyle işitme cihazı ve koklear implant yani iç kulağa biyonik kulak yerleştirme işlemiyle çocuğun günlük hayatını sürdürebilmesini sağlayacak bir işitmeye ulaşması sağlanır. Müdahale edilmeyen işitme azlığına ilerleyen zamanda konuşma bozuklukları da eklenmektedir. Her yeni doğan bebeğin otoakustik emisyon adı verilen objektif tarama testinden ve ihtiyaç halinde BERA denilen objektif tanı testinden geçirilmesi erken teşhis açısından ihmal edilmemelidir. İşitme kaybı belirlenen çocukların işitsel takiplerinin yapılması, erkenden çift taraflı işitme cihazı uygulanması, eğitimlerine bir an önce başlanması ve ileri derece kayıplarda zaman kaybetmeden koklear implant ameliyatı uygulanması önemlidir. Çocuğun konuşmayı öğrenme yaşının en aktif olduğu 6 yaşına kadarki dönemde duymaması konuşmasını da etkilemektedir. Müdahale edilmeyip konuşmayı öğrenemeyen bu çocukların, duyduğunu öğrenip konuşmaya çevirmesi için de geç kalınmış olur.

Tedaviden önce işitme kaybını nedeni belirlenmeli

İşitme kayıplarının tedavisi yaşanan rahatsızlığa göre değişebildiği için öncelikle işitme kaybına neden olan sorun belirlenmelidir. Kulakta tıkanıklıktan kaynaklanan işitme kayıpları kulak kirinin temizlenmesiyle giderilebilmektedir. Dış kulak yolunu tıkayan kemik veya yumuşak doku oluşması durumlarında ise genellikle küçük cerrahi girişimler yeterli olmaktadır. Orta kulakta sıvı varsa; ilaç tedavisi ya da ventilasyon tüpü tedavisi uygulanmaktadır. Doğuştan iç kulak veya işitme sinirindeki sorunlardan kaynaklanan işitme kayıplarında; erken dönemde işitme cihazı takılması, ilerleyen dönemlerde ise biyonik kulak ameliyatları olumlu sonuçlar vermektedir. Çocukluk döneminde geçirilen enfeksiyonlar sonrası erişkin dönemde kulak zarı delinmesi ve akıntı ile birlikte işitme kayıpları görülebilmektedir. Bu gibi durumlarda kulak zarının onarılması ve orta kulaktaki enfeksiyonun temizlenmesine yönelik cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Kulak kireçlenmesinden kaynaklanan işitme azlıklarında kaybın derecesine ve hastanın isteğine göre cerrahi işlemler veya işitme cihazı kullanılması önerilmektedir.