Ana Sayfa Yazarlar Terörle iç içe yaşamak

Terörle iç içe yaşamak

60
PAYLAŞ

1 Eylül’de Dünya Barış Günü’nü kutladık. Ama, ülkemiz için BARIŞ sözcüğü şu sıralarda çok bilinmedik bir kelime gibi.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan her gün şehit haberleri geliyor. Ahmet Gılıç, Yılmaz Dikmen, İlker Narin isimli polislerimiz tarafından şehit ediliyorlar. 12 yaşındaki Fırat ekmek almaya giderken PKK’nın yerleştirdiği bomba ile paramparça oluyor.
Ankara’da siyasiler seçim yarışı içerisinde. Nasıl olur da oyumuzu 1 puan artırabiliriz hesabı yapmaktalar.
PKK, Kuzey Suriye’de elde ettiği deneyimleri Türkiye’de uygulamaya koymak derdinde. “Özerk Bölgeler”. Eskiden buna “Kurtarılmış Bölgeler” diyorlardı. Suriye’de “Kanton” kelimesini kullandılar. Kantonlar oluşturmak ve sonra bunları birleştirmek.
Anadolu insanı bu durumdan oldukça endişeli. Ama soğukkanlılığını, tarihten gelen vakarını hiç bozmuyor. Devletine güveniyor. Ama kafası karışık. Çıkış yolu arıyor kendince.
Muhalefet lideri akşam bir kanalında konuştu. Bütün olayların tek sorumlusu iktidar partisi ve her şey 13 yıllık kötü yönetim sonucu.
Muhalefetin diğer kanadında çizilen tablo bundan pek farklı değil. Her şeyin sorumlusu PKK ile görüşme yapan ve onu şımartan, palazlandıran 13 yıllık iktidar partisi.
Düz ovada siyaset yapmaya çalışan ama bir türlü dağdan kopamayan, PKK’ya sırtını yaslamaya çalışan partimiz ise hiçbir şekilde inandırıcı değil. Bir defa kendi kararlarını kendisi verecek bir konumda değil. İkincisi ise Doğu’da farklı; Batı’da farklı; Avrupa’da ise çok daha farklı bir dil kullanıyor. Asıl niyetini kendisi açıkça söylemese bile Anadolu halkı artık çok iyi biliyor.
’nin ikiz kardeşi Saadet Partisi hala baba mirası peşinde. AKP yıkılırsa halk bana teveccüh gösterecek diye bekliyor.
MHP’nin ikiz kardeşi BBP ise öz kardeşinden ilgi görmeyince kan kardeşi, din kardeşi yardımıyla efsanevi liderlerinin bayrağını dalgalandırmaya çalışıyor.
Bu tablo içerisinde planlı, programlı hareket edebilen tek parti HDP olarak görünüyor. Ama maalesef o da 7 Haziran’ın zafer sarhoşluğunu üzerinden atamadı. İzlediği yol, ne Kürtleri bir yere götürür, ne de Türkleri. Bir ucu dağda, bir ucu Kandil’de, bir ucu İmralı’da, bir ucu Avrupa’da ve bir ucu Meclis’te olan karmakarışık bir yapı. Kararı veren de belli değil, kararı uygulayan da. Marksist nutuklarla, İslami söylemler iç içe. Şimdilik.. Hele bir isteklerimize ulaşalım, ondan sonrası kolay, mantığı.
Ülkenin bu belirsizlik ortamı belki de BOD projesinin bir sonucu. İsrail, Almanya, İngiltere ve ABD. Irak’a demokrasi getirmek için! Ortadoğu’ya gelenlerin Ortadoğu ile ilgili çok ince hesaplarının olduğu kesin. Rusya ve Çin, İran’ın İslamcı! politikasının doğrultusunda binlerce insanın, binlerce bebeğin katili Esed’i desteklemekte sakınca görmüyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin işi zor. Gerçekten çok zor. Çünkü pek çok kişi bu meseleyi iktidar partisinin meselesi gibi görmek istiyor. Mevcut iktidara düşmanlık öyle bir seviyede ki, din, mezhep, parti, ideoloji vs. tanımıyor. Başlı başına bir kutsallık kazanmış, devlete saygıyı bile gölgelemiş. Devleti temsil edenler ise zaman zaman bir parti başkanı havasından kendisini kurtaramıyor. Bu ise hem makamı hem de kendisini yıpratıyor…
Bu elim, bu vahim durum bugünden yarına düzelecek gibi görünmüyor. Anadolu İnsanı bu felaket ile birlikte yaşamak zorunda. Her gün ülkenin birkaç kentinde, bir veya birkaç ocağa ateş düşecek. Her gün analar ağlayacak. Seçimler tekrarlanacak, mevsimler, yıllar geçecek ama bu kirli, bu sinsi savaş devam edecek. Belki yoğunluğu daha da artacak. Sonunda 8 yıl devam eden Irak- İran savaşı gibi başladığı noktada bitecek. Olan şehitlere olacak, olan ölen gençlere olacak. Hayatının baharında kolunu, bacağını, gözünü kayıp eden Gazi’lere olacak. Fırına ekmek almaya giderken paramparça olan 12 yaşındaki Fırat’lara olacak.
Evlat acısı zor. Kardeş acısı zor. Sabaha kadar eller tetikte nöbet tutmak zor. Trafik görevi yaparken vurulmak, nöbet kulübesinde taranmak, akşam eve dönerken pusuya düşürülmek, pazarda alışveriş yaparken sinsice kurşunlanmak zor. Kısaca vatanı korumak zor. Ama başka çare yok. Başka seçenek yok.
Kanije kale komutanına “vire” teklif edildiği zaman: “Bu kale benim değil. Bu kale devletin kalesi. Kendimin olmayan bir şeyi size nasıl teslim edebilirim” diyordu. Bu vatan ecdad yadigarı, kim kime teslim edebilir. Silahla almaya çalışmak da hiç akıllıca değil.
Özerklik isteği samimi değil. Türk ve Kürt halkı Iğdır’dan İzmir’e kadar öyle bir karışmış ki bu vatanı bölmek artık mümkün değil. Akıllıca da değil. Kandil’de oturup kendilerini başbakan, başkomutan olarak görenlerin bu kirli savaşı devam ettirmeye çalışmaktan başka seçenekleri yok. Ama samimi olarak kendilerini Kürt Milliyetçiliği için bir şeyler yapmaya mecbur hisseden gençler için her zaman “onurlu bir barış” söz konusu. Umarım bu barış dalı bir kez daha kendilerine uzatıldığında bunu değerlendirebilirler.
Bin yıllık birliktelik savaşı değil barışı gerektirmekte. Her bakımdan. Ama Çanakkale’de birlikte savaştığımız insanlar “illa ki savaş” derlerse Türkiye Cumhuriyetini yönetenler “kim olursa olsun” yapacak başka bir şey kalmaz.
Eskilerin deyimiyle: “Barış daha hayırlıdır”. Unutmayalım.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikÇocuklar tarihi yaşayarak öğreniyor
Sonraki İçerikBeceriksizlik
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.